21 Haziran 2010

Neler oluyor?

Türkiye'de son zamanlarda arka arkaya tatsız vakalar olmaya başladı. Gemi olayından tutun da İran anlaşmasının uluslararası camia tarafından göz ardı edilmesi, bir çok davanın bir çok tutuklusunun göz göre göre tahliyeleri, artan terör olayları... Daha sayamadığımız niceleri...

Peki sebebi nedir?

Bir dostun uyarısı ile dikkatimi çevirdim sebeplerinden biri olabilecek bu fikre; o dostuma göre bu gelişmelerin bir sebebi var ancak sebebin ne olduğunu söylemese de verdiği örnekler açıklayıcı olabilir.

Bilindiği gibi Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve İngiltere 1955 yılında Bağdat Paktını kurdular. Amaç Sovyetler Birliğinin Ortadoğu nüfuzunu azaltmaktı bir bakıma ama diğer taraftan da İslam aleminde bir heyecan uyandırmıştı bu süreç. Ne olduysa 1958 yılında Irak pakttan ayrıldı ve süreç dağılma aşamasına girdi. Neticesinde Adnan Menderes'in başına geleni de sanırım zikretmeye gerek yok.

Ardından 1992 yılında yine heyecan uyandıran Karadeniz Ekonomik İşbirliği kuruldu. Türk dünyası bir araya geliyordu. Ancak ne olduysa işlevselliği düşünüldüğü gibi gitmedi ve Turgut Özal bu projeden çok kısa bir süre sonra hayata gözlerini yumdu.

Ve yıl 1996. Yine heyecan uyandıran bir başka birlikteliğin adımı atıldı söz konusu tarihte. D-8 olarak adlandırılan bu birliktelik gelişen 8 ülkenin bir araya gelmesi ve iş birliği içinde olmalarını öngörüyordu özetle. Ne olduğunu yazmaya bile gerek yok sanırım; fikir babası sayılabilecek Necmettin Erbakan hükumetten el çektirildi ve yerine gelenlerin yaptıkları ilk icraat D-8'in faaliyetlerini askıya almaları oldu.

Yıl 2010, Haziran başları; Türkiye, Suriye, Ürdün ve Lübnan Arasında Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Tesis Edilmesi Hakkında Ortak Siyasi Bildirge yayınlandı. Yine ülke insanlarında heyecan uyandıran bu gelişme henüz taze. Ne olacağını Allah bilir ancak yine bir el sahneye girdi. Ne yapabileceklerini göreceğiz!

13 Haziran 2010

Apple'a Türk Aşçı

Geçen bir arkadaşımla İphone hakkında konuşurken birden "ben bu telefonu bir türlü beğenemedim" demesi üzerine hayretle "neden" diye sorduğumda "kuru patlıcan dolması yapamıyor" demişti. O sırada aklıma izlediğim bir video gelince "blogumu takipte kal, sana bir video izleteceğim" dedim. İşte o video;



E tabi ne bilsin Apple, bizlerin en az kola kadar kuru patlıcan dolması sevdiğimizi?

10 Haziran 2010

Erken mi?

AYM'nin anayasa değişiklik paketini henüz yürürlüğe girmeden gündemine almış olmasına ilişkin yoruma kalkışmak acelecilik olarak algılanabilir ama sessiz kalmanın da benim kanaatimce haksızlığa taraftar olmak anlamına geleceğinden en azından buradan bir iki cümleyle de olsa kendi yorumumu yapmayı bir görev sayıyorum.

Artık şunu hiç düşünmeden söyleyebiliriz; Türkiye'de "EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ ANAYASA MAHKEMESİNİNDİR"

Ülkemizde eli silah tutmayan hiç bir güç anayasa değişikliği yapmaya muktedir değildir.

Peki sonuç; 411 vekilin onayladığı değişiklikle ilgli AYM'nin verdiği kararda da düşündüğüm ve etrafımdakilerle paylaştığım bir fikrimi buradan da artık paylaşmalıyım; AYM kararları resmi gazetede yayınlanmak üzere başbakanlığa gönderilir. Kanaatimce başbakanlık gelen kararı yok hükmünde sayıp resmi gazetede yayınlamamalı ve varsa iptal edilen maddeler de dahil, paketi şu anki hali ile referanduma götürmelidir. Aynı yöntemi başörtüsü değişikliğinde de yapmalıydı. Ancak orada değişikliğin uygulanmasına yönelik bir sıkıntı yaşanabilirdi ancak burada referandumun dolayısı ile asli kurucu unsurun varlığı uygulanabilirlilikte sıkıntı doğurmayacaktır. Böylece MİLLET EGEMENLİĞİNE SAHİP ÇIKACAK, başkalarına kaptırmayacaktır.

Hükumetten böyle bir siyasi iradeyi bekliyorum.

25 Mayıs 2010

Değişim?

Yaklaşık 2 haftadır CHP'nin kongresi ile yatıp kalktık. Bu hafta sonu yapıldı kongre ve nihayet bir genel başkan seçildi. Parti içinden ve parti dışından sürekli bir "değişim" söylemidir gidiyor. Genel başkanı cilalama söylemlerini takip etmekte güçlük çekiyoruz. Tüm bunları izledikçe ve değişim dedikçe benim aklıma 14 Mayıs 2000 tarihinde yapılan Fazilet Partisinin 1. Olağan Kongresinde Bülent Arınç'ın o meşhur konuşması geliyor. Değişim ve kongre ve tabi ki hitabet böyle olur dedirten işte o konuşmadan bir kesit;

16 Mayıs 2010

Şampiyon Bursaspor

Geçen yıldan bu yana dile getirdiğim bir düşüncem vardı benim; Türkiye'de tüm tabular tek tek yıkılırken Türk futbolundaki 4 büyük tabusunun da yıkılma zamanı geldi diyordum. Sivasspor bu tabunun yıkılması için ön ayak oldu ama sonucu Bursaspor getirdi. Beşiktaşlı biri olarak Bursasporu canı yürekten kutluyorum.

12 Mayıs 2010

Paket onaylandı

Anayasa değişiklik paketi Cumhurbaşkanlığınca Anayasanın 175. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca halkoyuna sunulmak üzere yayımlanması için Başbakanlığa gönderildi.

Diğer taraftan ise ana muhalefet partisi yürütmeyi durdurmak için Anayasa Mahkemesine müracaat edeceğim diyor. Peki neyin yürütmesini durduracak? Öyle ya, yürürlüğün durması için yürürlüğe giren bir hüküm olması lazım değil mi? Oysa yukarıdaki ifadeden anlaşılacağı üzere henüz yürürlüğe giren bir hüküm yok. Dolayısıyla normal bir hukuk bilgisi ile bile böyle bir talebin mahkemece esasa kaydedilmeden reddedilmeyi; hatta böyle bir talep için ret kelimesi bile uygun olmayacağından, yok sayılmayı gerektireceği bilinir.

Ancak "Burası Türkiye" tabiri en azından şimdilik mer'idir. Türkiye her zaman Türkiye kalacaktır ama gelecekte "Burası Türkiye" ile kast edilenden farklı bir Türkiye olacaktır.

7 Mayıs 2010

Fatih Kaya Hoca

Önceki gün akşam namazı için Çorlulu Ali Paşa Camii'ne düştü yolum. Akşam yorgunluğunun da etkisi olsa gerek camiden çıkasım gelmedi. İyi ki çıkmamışım, imam öyle bir güzel Kur'an okudu ki, sadece mest olup dinleyebildim, adeta kendimden geçtim. Uzun zamandır kulağımın böyle güzel bir okuyuşu dinlememesinin de tesiri ile çok mesrur oldum ve hoca okumayı bitirir bitirmez gittim, tebrik ettim ve tanıştım. Meğer 2008 yılının Dünya Kur'an Okuma Birincisi imiş.

Bu güzel Cuma sabahında, buyurun hep birlikte dinleyelim;



Videoyu izleyemeyenler için ilgili link.

(Not: Ne videonun ne de linkin çalışmadığını fark ettim bugün. En güzeli googlea yönlendirmek galiba. Buyurun. - 26.07.2012)

18 Nisan 2010

Anayasa değişikliği

Yaklaşık 2 yıl önce kaleme aldığım bir yazıda Anayasa Mahkemesinin artık tartışılması gerektiğini belirtmişim. HSYK'nın güz kararnamesini çıkaramadığı geçtiğimiz güz aylarından bu yana da HSYK'nın tartışılıyor olmasını memnuniyetle karşıladım. Son iki aydır HSYK başkan vekilinin mesai saatlerini bile artık neredeyse biliyoruz. Adam işe sabah 10'dan önce gitmiyor. Çünkü metruk ve harabe binalarına her gün gazetecileri selamlayarak girmeye başladı. Yaptıkları yanlışlıklar tartışılmalarına sebep oldu. Oysa düne kadar toplumun çok büyük bir kesimi HSYK'nın ne olduğunu ve başkan vekilinin kim olduğunu dahi bilmiyordu.

Kanaatimce iktidar partisi düzenlemeler için gecikti bile. Kamuoyundaki gücünün çok daha fazla olduğu 2007 seçimlerinden hemen sonra veya kapatma davasının akabindeki dönem şimdikinden daha iyi bir sonuç elde edilmesini sağlayabilirdi diye düşünüyorum.

Dün görüştüğüm iktidar partisi mensubu bir milletvekili "biz millet iradesini kullanıyoruz, ortaya bu iradeyi koyduk ve neticesini Allah'a havale ettik, değişiklik kabul edilir ancak edilmezse de biz üzerimize düşeni yapmış oluruz" diyordu. İnşallah millet için hayırlı olur temennisinde bulundum ben de.

Son zamanlarda dikkatimi çeken bir söylem de ana muhalefet partisinin Anayasa Mahkemesi'ne müracaatı için 110 milletvekiline ihtiyacı olduğudur. Bu konuya da bir açıklık getirmek lazım. Anayasada yüksek mahkemeye müracaat edebilecekler açıkça belirtilmiştir, bunlardan biri ana muhalefet partisidir ki bunun milletvekili sayısına bakılmaz, tüzel kişilik olarak müracaat etme hakkı vardır. Bir diğeri de milletvekili sayısının beşte biri olan 110 milletvekilidir. Cumhurbaşkanının da müracaat hakkı vardır ama o konumuz dışıdır. 110 milletvekili şartı ana muhalefet partisi için geçerli değildir.

Asıl değinmek istediğim halkoyuna sunulmadan ya da sunulup onaylanmış anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi denetimine tabi tutulup tutulamayacağıdır ancak bu konu ayrı bir yazı konusu oluşturacağından daha sonra yazmayı düşünüyorum.

26 Mart 2010

Farid Farjad

Şu anda dünya üzerindeki en iyi keman virtüözlerinden biri olarak kabul edilen Farid Farjad’ın ülkemizde de ciddi bir seven grubu bulunuyor. Bu nedenle bana gelen bilgiyi ziyaretçilerimle paylaşmakta fayda gördüm. 31 Mart akşamı başka bir programı olmayan İstanbullu Farjad sevenlerin Türker İnanoğlu Maslak Show Center'da yerlerini ayırmaları gerekiyor.

Detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

24 Mart 2010

Hukuçular(!)

Bir defa daha sessizliğimi bozdurdular bana. Bir önceki yazıma yapılan yorumlardan anlaşıldığı kadarıyla zaten sessiz kalmama ziyaretçiler de razı değillermiş.

Bunlar nasıl hukukçu, anlamıyorum. Hukukçu dediğime bakmayın, yüksek yargının çeşitli kademelerine gelmiş olmak hukukçu olduklarına delalet etmez. Hatta Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir kısmı Hukuk Fakültesi mezunu dahi değillerdir. Olanları da hukuktan nasiplerini alamamışlar.

Efendim hazırlanan anayasa değişiklik taslağı anayasaya aykırıymış. Bunların adaletsizlik, hukuksuzluk, kanunsuzluk genlerine işlemiş. Anayasa değiştiriyorsunuz, elbette mevcut anayasaya aykırı olacak taslak. Anayasa Mahkemesi üye sayısı mevcut anayasada 11 iken bunu tutup 21 yaparsanız bu elbette mevcut anayasaya aykırıdır.

Herkesin kendine göre bir hukuk anlayışının olduğu bir memlekette yaşıyoruz. Normal karşılayacağız.

19 Şubat 2010

Protesto

Son "siyasi" gelişmelerin karşısında ne yapılmalı, edilmeli diye düşünülüyor ya;

Benim kanaatim şu; Erzurum'a özel yetkili savcı sıfatı ile atanan savcıların "HSYK cenderesi altında görev yapmamız mümkün değil, bu görevi kabul etmiyoruz" diyerek adam gibi savcı olduklarını göstermeleri...

Hatta daha ötesi, yargıda toplu istifalar... Neden olmasın?

17 Şubat 2010

Hukukçular devleti

Zamanında yazmıştım, Türkiye bırakın hukuk devleti olabilmeyi, kanun devleti bile olmayı becerememiştir. HSYK'nın bugün almış olduğu karar bu iddiamın en büyük delilidir. Kanunda bile yer almayan bir işlemi hukukla bağdaştırmak mümkün değildir.

En son okuduğum bir haber Erzincan Cumhuriyet Başsavcısının tutukluluk haline itirazın mahkemece oy birliği ile reddedildiğini yazıyordu. Şu halde HSYK bir adım daha atmalı ve yarın ilk iş acilen toplanıp söz konusu mahkemenin üyelerinin yetkilerini elinden almalı ve kendi istedikleri kişileri o mahkemeye atamalıdır.

Türkiye sivil vesayet altına giriyor filan diyenler bakalım bu son gelişmeye ne diyecekler?

20 Ocak 2010

Rol değilse felaket!

Hürriyet Video'larını izlemek için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!

http://webtv.hurriyet.com.tr/default.aspx?cid=1&vid=329&hid=12590862

2 Ocak 2010

Blog için 2009

Blogumla yakından ilgilendiğim dönemlerde ziyaretçi eğilimlerini takip açısından Google Analytics hizmetinden faydalanıyordum. Sene başı olunca insanoğlu hali ile geçmişini merak edip geleceğe yönelik yeni düşünceler oluşturur ya kafasında, bu merakların içerisine "acaba blogum ne alemde" sorusu da girince hesabıma girip kontrol ettim. Neticesini de ziyaretçilerimle paylaşmak istedim.

Elbette en büyük ziyaretçi kaynağım Google. Toplam 8665 ziyaretçi göndermiş.
Ardından sevgilinindiyarindan.blogspot.com 254 adet ziyaretçi göndermiş.
emircan.blogspot.com 109 ziyaretçi,
mizrak.web.tr 64 ziyaretçi,
cenkburada.blogspot.com 17 ziyaretçi,
gulcinistan.blogspot.com 13 ziyaretçi göndermişler.

Burada dkkat çekmek istediğim bir konu var; cenkburada bogunun
performansı önemli çünkü sözkonusu blogun geçmişi bir ay bile değil.

Google'da en çok "dön gel duası" aranarak bloguma ziyaret gelmiş.
Ardından "zekatmatik" "ali kahya" ve "akşam ezanı" en çok aranıp
bloguma yönelmelerine sebep olmuş ziyaretçilerin.

2009 yılında blogumu toplam 10.587 kişi ziyaret etmiş.

Blogumun 2010 performansını merak edenler gelecek yılı beklesinler...

28 Aralık 2009

Şehitler üzerinden rekor...

7 Aralık Reşadiye saldırısının üzerinden 3 hafta geçmiş ve konu ile ilgili bir haber sunuyor Hürriyet. Fotoğrafta yuvarlak içine aldığım kısma dikkat edin; aradan 3 hafta geçtikten sonra şehit fotoğraflarını haberine konu ederek "açılan sayfa" rekorunu elde etme derdinin hangi noktalara vardığına siz karar verin. Bunların hiçbir kutsalının olmadığının, tek kutsallarının PARA olduğunun en aşikar örneği değilse nedir bu?

İşte ilgili haberin fotoğrafı;



26 Aralık 2009

İki adet düşünce

  • Trafik kurallarına uymaksızın başka sürücülerin hakkını yiyenlerin "kul hakkı" suçunu işlediklerini düşünüyorum. Nedense bunu daha önceleri çok düşünmez veya düşünmek istemezdim. Belki yaşımın biraz daha olgunlaştığı şu günlerde araç kullanırken eski "delikanlı" günlerimin geride kalması ile kurallara riayet etmemin, başkalarının hatalarını daha sık görmeme sebep olmasıdır bu düşüncenin akılma daha sık gelmesindeki neden.
  • Muhafazakar (dindar diye anlayabilirsiniz) kesimin yoğun olduğu bir yerleşim merkezinde (semtte) oturmaya başlayalı bu insanların görgü kuralları eğitimine biraz daha önem vermeleri gerektiği kanaati oluştu bende.

15 Kasım 2009

Kurban "keselim"

Her Kurban Bayramı yaklaşırken kaleme almayı düşündüğüm bir konu oluyor ama bir türlü bunu gerçekleştiremiyorum. Geçen Cuma, hutbenin de konusu olan bir hususu dikkatelere bir defa da ben çekmek istiyorum.

Öncelikle bu yazının hedefinin hayırsever kuruluş ve derneklerin hayırlarını engellemek olmadığını belirtmeliyim. Ancak şu husus net bir biçimde bilinmelidir ki; kurban bir ibadettir, hayır işi değildir. hayır için kurban kesmekle, kurban bayramında Allah'ın emrettiği şekliyle hayvan kesmek birbirinden tamamen farklıdır. Fakat birçok hayırsever kuruluş, dernek ve vakfın kurban organizasyonları düzenliyor olması halkımızda yukarıda belirttiğimiz kavram karmaşasının oluşmasına neden oluyor.

Doğrusu hayırseverlerin düzenlemiş oldukları kurban organizasyonlarının bir ihtiyaca binaen çıktığı bir gerçektir. Bunun yanında tümü için "bunlar ibadet yerine, hayır yapmanıza vesile oluyorlar" demek de yanlış olur. Hatta bir kısmı için çıkarılan söylentilerin de doğruluğuna inanmıyorum. Ancak tüm bunlar kurban ibadetinin hakkıyla yerine getirilmesine de engel oluyor diye kanaat bildirmeliyim.


Öncelikle kurbanı kurban eden kişinin kesmesidir sünnet olan. Haydi diyelim ki, acemi kişilerin kesmesi hayvana eziyet olduğundan bu sünnetten feragat edilsin; peki o halde hiç olmazsa hayvanın kesilmesine şahit olmak, Allah'ın rızası için yapılan bir ibadette ibadet alanında olmak neden kötü olsun? Bunun için imkanların zorlanması yanlış mı olur? Ayrıca çocukların bu ibadeti algılamalarını engellemek hakkımız mı? Yeni neslin kurban ibadetine yaklaşımının nasıl olacağını gerçekten merakla bekliyorum. Biz çocukluğumuzda cani ruhlu yaratıklar mıydık, zevk mi alıyorduk hayvanın kanının akıtılmasından? Belki üzülüyorduk ama onun bir ibadet olduğu hakikati bilinçli bir şekilde dimağlarımıza anlatıldığından ve yerleştirildiğinden bu durumu garipsemiyorduk. Oysa yeni neslin farkında olmadan bu ibadetten soğutulduğunu gözlemlemek mümkün bugün.

Hayvanlarımızı geleneksel yöntemlerimizle, İslam'ın temizlik esaslarına hakkıyla uymak kaydıyla varsa evlerimizin bahçelerinde, bu mümkün değilse civar köylerde anlaşacağımız köylülerin besihanelerinde, başında durmak sureti ile, yaşı uygun çocuklarımızla birlikte -ibadeti bütün ruh ve canımızla hissedene kadar- keselim.

12 Kasım 2009

Toplum vicdanı

Toplumun vicdanı rahatlamıştır, dün kendisine sunulan bir "Çiçek" ile...

5 Kasım 2009

Steaua Bükreş

Benim küçüklüğümden bu yana hemen her yıl bir Türk takımı Steaua Bükreş isimli futbol takımıyla karşılaşır. Bu takımın ismi ise her zaman kafamda soru işareti oluşturuyor? Mesela canlı yayında spor haberini sunan spiker takımın isminin baş harfini yazıldığı gibi S harfi ile telaffuz ederken aynı haberin detayını sunan bant kaydındaki spiker Ş harfi ile anıyor takımın adını. Hangisi doğru?

Birileri bende oluşan bu kafa karışıklığını giderse ne iyi olur?

18 Ekim 2009

4. Uluslararası Yetim Buluşması

Bugün burada olmaktı niyetim ancak anlaşılan o ki kafama yeterince yerleştirmemişim bu fikri. Unuttuğumu radyoyu açtığımda programın sonunda dua eden çocukları duyunca fark ettim. Hiç olmazsa belki benden daha duyarlı insanlar vardır blogumu okuyanlar arasında diyerek buradan linkini vererek de olsa duyurmayı uygun gördüm.

Hayırlara vesile olsun inşallah...

16 Ekim 2009

Abdestmatik

Abdestmatik... Ne kadar kullanışlı ve ne derece yaygınlaşabilir, siz karar verin.



14 Ekim 2009

Rahmet temennisi

İbrahim Canan hocamızın vefatını büyük bir teessür ile öğrenmiş bulunuyorum. Kendisine Allah'tan rahmet, kederli ailesine ve sevenlerine sabr-ı cemil diliyorum.

19 Eylül 2009

Nazım'dan Bayram Şiiri

Yalan…

Bir yalan kadar gerçek herşey.
Ya da bir yalan kadar hiçbirşey.

Yıllar önce para kazanmak için burdan gidişim.

Ve para dışında herşeyi kaybetmek kadar yalan.

Babamın öldüğü yalan!
Ve senden arda kalan bomboş bir ev kadar yalan.
Yalan, yalan…

Bayram sabahı ailece yapılan sabah kahvaltılarına özlemdi.
Kapıyı çalacak çocuklara bir gün evvelden hazırlanırdı hediye mendiller ve lokumlar.
Mahalle arasına kurulan seyyar lunaparklar, macunlar ve pamuk helvalar.
El öpenlere el öpenlerin çok olsun derdi büyükler.
Ama onların çok olmayacaktı el öpenleri.
Çünkü her geçen bayram biraz daha azalacaktı öpülen eller.
Ve her geçen bayram biraz daha azalacaktı biten dargınlıklar.

Bayram gelmiş kime ne anam garibem diye bir türkü duyulacaktı memleketten.
Ve bayram bile bayram olduğuna pişman olacaktı belki…
Ama yine de o türküyü dinleyerek eriyecekti yollar.
Gurbetten sılaya bir yolculuk değildi bizimkisi.
Bir ömürdü iki şehir arası, bir ömürdü iki ülke hatta iki dünya arası.
Hep bir gün bu hasret bitecek ve herkes köyüne geri dönecek diye süren,
Ama kimsenin hiçbir zaman köyüne dönemediği bir yolculuktu bizimkisi.
Ha bu gece bayram gecesi,
Ha her gece bayram gecesi.

Bu gece bayram gecesi.
Her taraf mavi, pembe, mor…
Bu gece bayram gecesi.
İçim içime sığmıyor.
Görünüyor suyun dibi,
Mahalle, komşular falan…
Her şey bıraktığım gibi.
Babamın öldüğü yalan!

Dilini ve dinini bilmediğimiz sabahlara uyanırım.
Yabancı yüzler görürüm yabancı sokaklarda.
Tanıdık acılar çeker, tanıdık sevdalar ararım.
Buralar hep soğuk, oralar değişmekte sanırım.
Hasret, acı ve sevda iki ülke arası.
Kapıkule’den sonrası düğün, bayram havası.
Yıllardır söyleyip durduğum hep,
Ben gurbette değilim anam, gurbet benim içimde şarkısı.

Düğünler ve bayramlar memlekete taşındı önce.
Sonra taşınmazlar arasına girdiler birer birer.
Ne düğünler ne bayramlar ne çocuklar ne de torunlar taşınır oldu.
Günden güne, yavaş yavaş eridi birgün memlekete dönebilme derdi.
Ve yıllar geçti aradan,
Adamın biri yıllar önce çocukluğunda bırakıp gittiği memlekete geri geldi.
Ama hali garipti.
Dönüp de bulmamak vardı seni.
Buralardan gitmiş olacağın aklımdaki son ihtimaldi.
Son ihtimaldi adresinin değişikliği.
Şaka mıydı, kader miydi?
Neden bomboş evimiz şimdi?

Bu gece bayram gecesi.
Her taraf mavi, pembe, mor…
Bu gece bayram gecesi.
İçim içime sığmıyor.
Görünüyor suyun dibi,
Mahalle, komşular falan…

Nazım Hikmet

1 Eylül 2009

Sinirleniyorum

İki şeye;

1 - Amerikan kültürünün uzantısı bir takım fast food ve gazlı içecek firmalarının Ramazan'ı alenen kullanmalarına... Geçenlerde bir alış veriş merkezindeki restoranında alkollü içecek sattığını gördüğüm bir pizzacı Ramazan'da oruç tutan dindarlara yönelik iftar menüsü hazırlıyor. Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı... İşin ilginç yanı televizyonlardaki en güzel reklamları da onlar yapıyor. Gazlı içecek firmasının bir bebeğin düşüncelerinden hareketle yaptığı reklam filmini izlemediyseniz mutlaka izleyin...

2 - 444'lü müşteri hizmetleri numaralarında canlı bir varlıkla karşılaşamamaya... Müşteri hizmetleri servisine bağlanana kadar bin bir takla atıyorum. Hatta çoğu zaman konumla alakasız bir menüden bağlanıyorum bu insanlara...

Sinirleniyorum.

31 Temmuz 2009

Gelecek demokrasinin...

Türkiye'de olması gerektiği üzere ismi en az duyulan kurumlardan birisi HSYK'dır. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu. Fakat son bir aydır ilgili ilgisiz herkesin diline düştür HSYK. Bunun müsebbibi kimdir?

Gelişmiş demokrasilerin hiç birinde Anayasa Mahkemesi üyelerinin isimlerini hatta adedini kitleler bilmezler. Yine HSYK benzeri kurulların varlığından bile haberleir yoktur gelişmiş demokrasilerin vatandaşlarının. Aynı şekilde Yatgıtay Cumhuriyet Başsavcısının ismini de bilmezler. Genelkurmay Başkanları konuşurken televizyonlar canlı yayına başlamaz bu ülkelerde. Peki bizde neden tersi bir durum söz konusu?

Gayet açık ve net; ülkemizde küçük bir grup kendilerini en avrupai, en demokratik, en modern ve en ilerici gibi göstermek sureti ile temel kaynaklarımızın ve varlıklarımızın kaymağını yemek, kendi iktidarlarını sürdürmek ve kendi zihniyetlerini ve dünya görüşlerini geniş kitlelere zorla kabul ettirmek derdindeler de, bu yüzden tüm bu yukarıda saydıklarımız bizim ülkemiz için normal karşılanıyor.

Hani Osmanlı'nın çöküş döneminde bir yabancı ülke temsilcisi Osmanlı Sadrazamına diyor: ‘‘Sizin imparatorluk gidici...’’ Sadrazam cevaplıyor:

‘‘Yüzyıllar boyunca siz dışarıdan uğraştınız, biz içeriden uğraştık ama şu devleti yıkamadık. Kolay yıkılmayız.’’

Dışarıdan uğraşanlar içeriden uğraşanlardan sayıca azaldı galiba. Gelecek demokrasinin olacak...

15 Temmuz 2009

Özür sırası kimde?

Geçtiğimiz günlerde iki yönüyle tatsız bir olayın yaşandığını hepimiz biliyoruz. İki yönüyle tatsızdı; Topkapı Sarayı'nda şarabın ön plana çıakrıldığı bir konserin yapılması ve bir grup gencin bu yüzden sarayı basmaya kalkışması.

Topkapı Sarayı'nda elbette geçmişten bugüne konser de verilmiştir, alkollü içecekler de tüketilmiştir. Ancak yaşanan olaylara benzer bir hadiseye davetiye çıkartırcasına alkolü ön plana çıkarmanın da hiç bir anlamı yoktur. Ancak buna rağmen yapılan protesto da usulüne uygun değildir.

Neticesi itibariyle olay tatlıya bağlandı. Alperenler İdil Biret'i ziyaret etti ve özür diledi. Ancak olayın bir kahramanı daha var, o da sayın Kültür Bakanı Ertuğrul Günay. Öyle ya da böyle 70 milyonun bakanı olan bir kişinin küçük bir grup hakkında "yaratıklar" tabirini kullanması uygun düşmemiştir. Neticede karşısında yıllardır var olan ve kısa bir süre önce liderlerini elim bir kazada yitirmiş, belki bu yüzden de bu tür hadiseler için kullanılmaya açık olan bir grup var ve bu grubun içindeki bir kaç çürük yüzünden grubun tamamını itham altında bırakacak böyle bir söylemi dile getirme hakkı bulunmuyor sayın bakanın.

İşte bu yüzden de kanatimce özür sırası sayın bakanda.

14 Temmuz 2009

Denek gazeteci

Ayşe Arman'ın son marifetini konu edinip değer vermek gerekir mi bilemedim ama yine de yazmadan edemiyorum.

Fazla söyleyecek söz de yok zaten. Gazetecinin denek olmasını anlamak şart değil, neticede gazatelerde yazan herkesi gazeteci diye anmak yanlış olur.

Benim asıl değinmek istediğim ise şartların eşitliği ilkesine uygun olmamış "deneklerin" davranışı. Nişantaşı'nda veya Ortaköy'de çarşafla dolaşmamış, gidip Çarşamba'da mini etekle dolaşmış. Madem çarşafa girmedin sair yerlerde, Çarşamba'da da makul bir açıklıkla dolaşsaydınız. Kaldı ki, Nişantaşı ve Ortaköy gibi yerlerin muadili de Çarşamba değil. Fevzi Paşa Caddesi olabilirdi mesela.

Ayrıca mahalle baskısı için denek olmaya da gerek yoktu. Hergün okul kapılarından gönderilen başı kapalı hanımları izleselerdi mahalle baskısını çözerlerdi.

3 Temmuz 2009

Sivil mi olsun asker mi?

Son tartışma konusu "sivil mahkeme mi askeri mahkeme mi" diye şekillenince içimden "laf bana düştü" dedim.

AİHM'nin meşhur ve eski Türk yargıcı geçenlerde TV'de askeri mahkemelerin esasında bir ihtisas mahkemesi vasfında olduğunu bahsediyordu. Gerçekten de askeri mahkemeler için bu vasfı kullanmak en doğru olanıdır. İş hukuku ile ilgili iş mahkemeleri ya da boşanma ve benzeri konular için aile mahkemeleri kurulmuşsa askeri konulara ilişkin olarak askeri mahkemelerin kurulması gayet tabiidir.

Tam da bu noktada araya bir fark giriyor. Bizim sistemimizde askeri mahkemelerin askeri hakimleri ve savcıları oluyor. Bu mantıkla iş mahkemelerini de hukuk eğitimi almış işveren ve işçilerden oluşan bir mahkeme heyetine mi bırakmak gerekir ya da aile mahkemerine iyi geçimli anne ve babalar mı getirilmeli? Ticaret mahkemelerinde de tüccarlar hakimlik yapsın.

Kanaatimce tartışılması gereken burasıdır; askeri mahkemeler olsun. Ancak hakim ve savcıları asker olmamalı. Sivil hakim ve savcılar bakmalı askeri konulardaki davalara da. Ne hükümet ne asker... Ne de medya. İşin bu noktasını düşünseler mesele hallolacak.

18 Haziran 2009

Taş mı bağlıyoruz yoksa karalar mı..?

Usve-i Hasene’yi okurken birden insanoğlunun bugünkü hali geliyor akla. Obez hastalığının gündemden düşmediği, diyet reçetelerinin elden ele dolaştığı bir dönemde yaşayınca “taş bağlamak” ne ki diye geçiriyor insanoğlu.

İnsanoğlunun en tabii ihtiyaçlarından biridir yemesi. Hatta yaşam derdi, geçim derdi denen şeyin temel hedefi karnını doyurabilmesidir insanın. Ancak sapan hedef ihtiyaç ötesinin varlığını –lüks tüketimleri- gün yüzüne çıkarmıştır.

Nereden geldik buraya; Usve-i Hasene’den. Allah Resulünün uzun süre aç kalması konusundaki bahsi okurken kendisinin ve ashabının uzun süreli aç kaldıklarında karınlarına taş bağladıkları hususu dikkatimi çekti. Dipnotunda acıkınca karna taş bağlamanın, muhtemelen o günkü Araplar arasında yaygın bir adet olduğu belirtilmiş. Taş bağlamanın nasıl bir etkisi olduğunu doğrusu bu zamanda yaşayanların anlayacağını pek tahmin etmiyorum. Hatta bunu okurken bile hangi duygu ve düşünce ile okunduğu konusunda şüphelerim bulunuyor.

Bugünün insanı için karna taş bağlamak yerine açlık(!) halinde karalar bağlamak daha doğru bir davranış türü. Kimse haline şükretmiyor. Aç olan neredeyse yok, açlığı bırakalım, lüks tüketimin derdinde insanlar. Temel sorun ise kanaatsizlik. Hep bir basamak yukarıdakine bakmayı yeğliyor insanoğlu bir basamak aşağıdakine bakmek yerine. Asgari ücretlinin cebinde taşıdığı cep telefonu neredeyse aldığı maaşın iki katı fiyatına satılıyor ama olsun... O yine onu kullanıyor. Bilmiyor ki bu hali ile etrafındakilere caka satmak yerine rezil oluyor.

Şükürsüzlük ve kanaatsizlikten vazgeçildiğinde zengin olacağını bilmeli insaoğlu...

Usve-i Hasene'den ilgili bölüm için lütfen tıklayın.

16 Haziran 2009

Kartzedelere önemli hatırlatma

Kredi kartlarını cebinden para çıkmayacakmış gibi kullananlara devlet yine af getiriyor. Kart kullanıcılarının akıllarını başlarına almaları için bu son fırsatı iyi değerlendirmelerini umuyoruz.

Ben buradan ufak bir hatırlatma ile kartzedelere yardımcı olmaya çalışacağım. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var; düzenleme 31 Mayıs 2009 tarihi itibariyle temerrüde düşmüş borçlara ilişkin olduğu için bu düzenlemeden asgari ödemeyi yapanlar faydalanamayacaklar. Ancak dikkat edilmesi gereken husus şudur; temerrüde düşme şartı olarak bankalar borçluya gönderilmiş ihtarnameyi baz almayı severler. Yani ancak 31 Mayıs tarihinden önce elinize ihtarname geçmiş ise temerrüde düşmüş sayarlar. Eğer ihtarname gelmemişse "siz temerrüde düşmediğiniz için bu düzenlemeden faydalanamazsınız" diye cevap verirler, çünkü onlar için düzenlemeye göre yapılacak tahsilattan daha iyidir yüksek miktarda alacaklı görünmek. Fakat unutmamak gerekir ki bankalar kredi kartı verirken yaptıkları sözleşmelerde genel olarak "borcun asgarisi veya tamamının vadesinde ödenmemesi halinde kişi ayrıca bir ihtarnameye gerek kalmaksızın temerrüde düşmüş sayılır" diye bir madde koyarlar. Dolayısıyla 31 Mayıstan önce vadesi gelmiş bir borç ödenmemişse bilinsin ki bu durumda da temerrüt şartı yerine gelmiş demektir ve borçlunun düzenlemeden faydalanmaya hakkı vardır. Hatta 31 Mayıs itibariyle bir ödeme yapması gerekirken o ödemeyi yapmayan kişi dahi bu düzenlemeden faydalanır.

Bu bilgi umuyorum ki düzenlemeden faydalanacak kişi sayısını artırır.

11 Haziran 2009

Kardeş Türküler


Kardeş Türküler'i duymayan kalmış mıdır? Bir kaç yıl önce yine böyle bir Haziran akşamında Harbiye Açık Havada izlediğim konserinden sonra her sene tekrarlanan etkinliklerine ne kadar katılmak istesem de bir türlü gidemediğim konserlerin bu yıl 10.sunu düzenliyorlarmış. Bu defa Kuruçeşme Arenada düzenlenecek konser 30 Haziran'da.

İstanbul'da olanlar ve olmayanlar; kaçırmamalı...

10 Haziran 2009

Rahmet diliyorum

Düzenli olmasa da aralıklarla izlediğim yazıhane.org 'un sahibi Gerçek Hayat dergisinin yazı işleri müdürü Faruk Yücel'in vefat ettiğini öğrendim. Kendisine Allah'tan rahmet, kederli ailesine baş sağlığı diliyorum.

22 Mayıs 2009

Ahmet Arsan

Medyada son zamanlarda bir Ahmet Arsan tartışmasıdır gidiyor. Neymiş efendim, Ahmet Hakan'ın müstear adıymış Ahmet Arsan. Yok efendim daha önceden yazdığı dergide birçok kişi ile polmiğe girmiş, şimid nasıl yüzlerine bakacakmış bu insanların vs. vs. Dedikodunun bini bir para... Ersin Çelik, Taha Kıvanç, Salih Tuna tartışmaya en başta katılanlardan bir kaçı.

Arsan'ın kim olduğu umurumda değil işin açıkçası fakat kişisel kanaatim gerçekten de Ahmet Hakan olduğu yönünde. Biz kim olduğundan ziyade yazdıklarına bakalım. Adamcağız işi biliyor bir defa, en çok hangi konunun tutacağını çok iyi tahmin etmiş ve kadın-giyim ekseninde bir konuyu da işlemiş ilk yazısında. "Giyim zevklerine göre camiamızın kadınları" başlığını okuyun, adamın yazdıklarının hangisinde bir yanlış var anlatın bana. Moda olanlarla demode olanları kıyasladığı yazının son bölümnden neresinde yanlış yapmış gösterin bana.

Ahmet Arsan'a kafayı en çok takanlar eski ahbapları. Niçin bu kadar üzerinde duruyorlar bu meselenin acaba diye düşündüğümde aklıma bu kesimin foylarının ortaya çıkmasından korkmaları geliyor. Başka ne ihtimal olabilir ki...

8 Mayıs 2009

Örnek Cami

2 yıl önce kaleme aldığım ve yıllardır özlemini duyduğum farklı bir yaklaşım ve mimari ile yapılmış caminin haberini dün televizyonlarda görünce birden heyecanlanmıştım. Bugün gazetelerde de rastlayınca bunu blogumda paylaşmam gerektiğini düşündüm.


Teferruata girmeden, haberin detayı için ilgili linki tıklayınız.

17 Nisan 2009

Acaba minareler...?

Acaba diyorum... Merkezi sistemle ezan okunan yerleşim merkezlerinde bir süre sonra sadece mimari görüntü olmaktan öteye gitmeyecek minarler yeni camilere yapılmaz mı olur? Vaz mı geçilir minarelerden?

17 Mart 2009

Aşk

Bir şehre aşık olmanın anlamını anladım dün gece...

12 Mart 2009

Farid Farjad

Ziyaret eden kaldıysa kalanlara tekrar merhaba diyerek ikinci bir başlangıç yapıyorum bloguma. Yorumlarla ve gerçek hayatta görüştüğümüz dostların verdiği şevkle yeni bir başlangıca da merhaba diyorum. 

Sadede gelirsek;

Bir çok blogcunun bloglarında eserlerine yer verdikleri, geçtiğimiz aylarda Türkiye'ye geleceği konuşulan ve bu haberle heyecanlanan Farid Farjad severlerine sonunda müjdeli haber geldi ve İstanbul Valiliği'nin resmi sitesinde duyurusu yapıldı. Farid Farjad 18 Nisan'da Bostancı Gösteri Merkezinde sevenleri ile birlikte olacak.

4 Aralık 2008

26 Kasım 2008

CHP'nin çarşaflı açılımı

Benim blogu takip edenler CHP'nin çarşaflılara yönelik son açılımını yadırgamayacaklardır. Bundan tam 15 ay önce CHP ve Türkiye için yeni dönemin nasıl şekilleneceğini acizane kalemimle yorumlamaya çalışmıştım. İşte o yazı; Göbeğini kaşıyan bidon kafalılar!

19 Kasım 2008

Dünya Tuvalet Günü

Efendim söze hepinizin Dünya Tuvalet Gününü kutlayarak başlamak istiyorum. Şaka değil, bu bir gerçek. Hatta bu konuda 2001 yılında Singapur'da uluslararası bir forum bile düzenlenmiş.

Böyle bir konuyu, gülmek için veya başka bir sebeple buraya taşımadım. Amacım gerçekten de bu günü duyurmak ve günün anlam ve önemine vurguyu sağlamlaştırmaktır. Aşağıda linkini verdiğim haberlerde dünyada çok ciddi sağlık problemlerine yol açan bir hijyen sıkıntısı yaşandığından bahsediliyor. Konuşulduğunda/yazıldığında bunun bizi alakadar etmediği düşünülebilir. Oysa gerçek hiç de öyle değil. Ne yazık ki ülkemiz coğrafyasının da yer aldığı toplumlar kendi temziliklerine verdikleri önem kadar insanlığın en büyük ihtiyaç kapılarından biri olan bu yerleri gerektiği özen ve temizlikte kullanmıyor.

Bu konudaki haber için bu linki tıklayabilirsiniz.

Ülkemizde kara trafiğinin yaygın olduğunu düşünecek olursak ve yollarda hijyene uygun bir tuvalet bulamamaktan şikayetçiysek Opet firmasının linkini verdiğim bu projesini hepimiz desteklemeliyiz diye düşünüyorum.

Dünya Sağlık Örgütü için de burayı tıklayabilirsiniz.

Dünyanın en güzel manzaralı tuvaletleri için de buraya lütfen.

17 Kasım 2008

İlkel yasaklar/cezalar

Yanlış yere park etmiş aracın çekilmesini,
Unutulan tek bir fatura için elektriğin kesilmesini,
Girilmesi yasak olan yollara kurulan tuzakları;

SEVMİYORUM.

25 Ekim 2008

Yasakçılara hayır!

Yasak bir siteye girdiğimiz için mahkemelerimiz bizi cezalandırır mı acaba? Bir süre önce bir başka blog camiasının durumunu okuyucularla paylaşırken uyrmıştım diğer blogcuları, sakın Adnan Oktar'dan bahsetmeyin diye. Muhtemelen ihtarımıza uyulmadı.

Yazık bu yasakçı zihniyete, yazık bu teknolojiyi anlamayan ve anlamamak için direnen zihniyete...

21 Ekim 2008

Hünkar

Öğrencilik yıllarımda ara sıra Osmanlı mutfağını tadmak amacıyla giderdim Hünkar'a. Sonra izini kaybettim. 8-10 yıl oluyor belki. Meğer Nişantaşı ve Etiler'e taşınmış.

Öğrenmeme vesile olan yazı için bunu, Hünkar için de bunu tıklayabilirsiniz.

11 Ekim 2008

Ekonomik krizin düşündürdükleri

Bir sorun ABD menşeli ise o otomatikman küresel addediliyor. Nitekim kaynağı ABD olan ekonomik krizin de vasfı küresel oluverdi.

Gelinen nokta şu ana kadar uygulanan piyasa politikalarının iflasını göstermektedir. Sosyalist ekonomik sistemden sonra dünyada egemen olan kapitalist sistemin de çöküşünün en belirgin başlangış işaretidir şu son 1 ayda yaşadıklarımız.

Kağıttan para kazanmanın, paradan para kazanmanın, spekülasyondan para kazanmanın bir noktada tıkanacağını düşünmemek ahmaklıktı zaten. Bir koyundan bir kaç deri çıkmayacağını aklı başında herkes bilir. Kapitalistler bir koyundan birkaç deri çıkarmaya çalıştılar yıllarca. Ev sattılar, sonra bu eve kredi sattılar, sonra bu sattıkları kredinin kontratını sattılar, kontrartı alan kişi bunu başkalarına sattı; ortadaki değer 100 birim ama ortadaki borç oldu 400 birim. E hadi şu paralarımızı paylaşalım artık dediklerinde de kriz ortaya çıktı işte. Türkiye'de büyük şirketlerden birinin 1 haftalık değer kaybı % 47 olmuş; ya senin şirketin gerçekte değersizdi ya da 1 haftada % 47 değer kaybettiren sistemde bir problem var.

Bir de "şeriat gelecek" korkusu yaşayanlara burdan bir mesaj çıkıyor aslında. Koca bir sistem çöküyor, değil mi? Böyle bir ortam güçlü bir alternatif ekonomik sistemin ortaya konması bakımından en uygun zemin değil midir? Peki son yüzyılda İslam karşıtı en büyük iki aktörden biri olan kominizim 20 yıl önce yok oldu, kapitalizm ise şu an yok oluyor ama İslamcı ekonomistler alternatif bir program sunabiliyorlar mı piyasaya? -Ki devrin üstünlüğü ekonomi ile sağlanıyor. Demek ki "şeriat gelecek" korkusu yaşayanlarda bu korkuyu boşuna yaşıyorlar.

30 Eylül 2008

Bayram mesajları

Bilenler biliyor; kandil, bayram gibi günlerde pek mesaj yazmayı seven biri değilim. Tebrik etmek istediğim kişileri arar tebrik ederim ve mesaj yazanları cevaplarım. İlk defa bu bayramda birçok kişiye mesaj gönderdim ve bayramlarını tebrik ettim. Ancak şöyle bir sıkıntı yaşıyorum (halen devam eden bir sıkıntı); cevap yazanların çoğu kendi hazır şablonlarını cevap olarak gönderiyorlar. Önce tereddüt ettim, "acaba ben bu kişiye tebrik göndermemiş miydim" diye düşündüm. Hatta birkaçına genelde "bilmukabele..." yahut "mesajınızı aldım..." diye başlayan cevabi mesajlar bile gönderdim. Neden sonra anladım ki mesajlaşma 'raconu' böyleymiş. Mesaj yazarak bayramlarını tebrik ettiğim hemen herkes kişiye özel cevap yazmak yerine kendilerinin sırayla herkese gönderdikleri mesajı aynı zamanda cevabi mesaj olarak da gönderiyorlarmış. Böyle olunca da ben mesajlaşma sürecinin ilk mesajı karşıdan gelmiş gibi anladım. Yani düşünsenize; mesela ben "bayramınız mübarek olsun" demişim, karşıdan gelen cevap ne olmalı; "sizin de bayamınız mübarek olsun." Fakat değil, karşıdan gelen mesaj da "bayramınız mübarek olsun" olunca kafam karıştı.

Mesajlaşma konusundaki katı tavrımda haklı mıyım haksız mıyım halen kendimi sorguluyorum ama bu durumu da bir tarafa not aldım.

Bu vesile ile tüm ziyaretçilerimin de bayramlarını tebrik ederim.

27 Eylül 2008

Cenaze namazı

Habere göre bir kadın vekil cenaze namazında en önde saf tutmuş, hem de başı açık. Cenaze namazını bir ritüel olarak gören zihniyetin buna ses çıkarmaması gayet normal karşılansa da şayet o cenaze namazında ben cemaat olsaydım namaz kılmazdım ama imam olsaydım, uyarımı yapar buna rağmen kılardım çünkü cenaze namazı kılınan şehidin hiç olmazsa namazı şeklen de olsa kabul olacak biri varsa o da imamın kıldığıdır, diğer cemaatin namazı şeklen kabul değildir.

Yanlış düşünüyorsam Emircan Hocamız düzeltsin.

16 Eylül 2008

Beş maddede düşüncelerim

  1. Başbakanın muhalefet boşluğunda bir medya grubunu kendisine muhalif partiymiş gibi görüp muhatap almasını, her hafta yeni bir açıklama yapmasını tasvip etmiyorum.
  2. Deniz Feneri Derneğinin bir kaç kişi yüzünden yaptığı iyiliklerinin unutulmasına gönlüm razı olmuyor. Fakat buna neden olanların da bu iyilik hareketinin aksamasına neden olan medyanın da o derneğin yardımlarıyla ayakta durabilen insanların ahına dayanabileceklerini pek sanmıyorum.
  3. Eyüp Camii etrafını iftar vaktinde piknik alanına çeviren insanları ne kadar anlayışla karşılamaya çalışsam da yapamıyorum.
  4. İftar çadırlarının ilk çıktığı dönemlerdeki işlevini tamamladığını, artık günlerin uzaması ile bunlara ihtiyaç kalmadığını, bunun yerine kumanya dağıtımı gibi daha mantıklı bir yöntemin uygulanmasının doğru olacağını, iftar çadırlarının eğlence merkezlerine dönüştüğünü düşünüyorum.
  5. Sultan Ahmet Camii ve sair diğer benzer alanları panayır alanına çeviren, içerde teravih kılınırken avluda konser proğramı yapılmasına göz yuman anlayışı da kınıyorum. Ramazan ayının içinde sadece oruç kaldı, gerisi boşaltıldı.

14 Eylül 2008

Özledim

Gökyüzüne baktığımda yıldızları görebilmeyi ve sayabilmeyi özledim.

İnciri ağacından toplayarak yemeyi özledim.

İncir ve çınar ağaçlarının altındaki pınarlardan su içmeyi özledim.

Katırla dağlara çıkmayı özledim.

Toprağın yağmur yağdığı andaki kokusunu özledim.

Sabahları horoz sesi ile uyanmayı özledim.

30 Ağustos 2008

Cüzzamlı haşemalılar

Son günlerde dindar kesimin adeta dört elle sarıldığı bir yazı var, maillerde dolaşıyor, gruplarda alkışlanıyor, yazarlar mezkur yazıyı bulup okumamızı istiyorlar. Bilgi olsun diye yazının linkini ben de vereyim.

Gerçekten de yazı okunduğunda yazarı Balçiçek Pamir taktir ediliyor. Neticede yazar kötü bir şey yazmamış, aksine kendi ifadesi ile; “ait olduğunu hissettiği topluluktan” çok farklı ve hoşgörülü yaklaşmış ve bunu ben de taktir ettim.

Benim asıl konum ise şu; yazıda üç örnek var, Bodrum'da haşemalı 2 bayan (ilk defa gitmişler Bodrum'a), İstanbul Kemerburgaz'da bir site sakininin annesinin başı kapalı olması ve İstanbul Levent'te bir İtalyan restoranına giden bir çift (bayanın başı kapalı).

Haşemalı 2 bayanın Bodrum'da ne işi var diye sorsam eminim şu soru ile karşılaşırım; “ne yani, haşemalıların yaşam hakkı yok mu?” Var, var olmasına var da, kendisine yakışacağı şekilde bir yaşam hakkı var. Yok öyle kafasının estiği yere gitme lüksü. Çarşamba'da mini etekli gezince rahatsız olmuyor musun onu giyen bayandan? Ya da cami ve civarlarında bu kıyafetle dolaşanlar rahatsızlık uyandırmıyor mu? Herkes kendisine yakışanı yapıyor. Jet Fazıl'ı boşuna mı tebrik ettik daha önceki bir yazımızda; artık dünya kadar alternatif tatil önerileri varken kala kala Bodrum mu kaldı gidecek yer? Kaldı ki İslam'da erkekler için olduğu kadar kadınlar için de bakılması haram olan görüntüler vardır. Detayını Ahmet Hakan eminim anlatır ancak şu kadar ki Bodrum'da plajda denize girmek kadın ve erkek tüm Müslümanlar için doğru karşılanmaz ve zaten bundan dolayıdır ki haremlik selamlık plajlar ve havuzlar çıkmıştır ortaya. Haşemalı iki kardeş ya bu durumdan haberdar değillerdir ya da amaçları başkadır diye düşünüyorum ben.

Diğer iki örneği de benzer kıyaslara konu edebiliriz ancak en dikkat çekici olanla yetinelim biz.

Dinin ve dindarlığın bu kadar yozlaştırılmasındaki temel faktörlerin ne olduğunu da sosyologlarla beraber din alimlerimiz inceleyip raporlasınlar, bizden bu kadar...

23 Ağustos 2008

Tatil

Bir süredir yokum ancak ziyaretçiler bunu normal karşılamışlardır heralde, bu mevsimde herkesin yaptığı gibi ben de biraz nefes almak için yola koyuldum. Tatil satın almak başlıklı yazımda beyan ettiğim düşünceme uygun olarak memleketime gittim ancak yolda gelen bir davetle "alternatif" turizmin yeni mekanlarından birine de gittim. O konuya girmeyeceğim; çelişkiye düştüğümden değil, çünkü tatil satın almadım fakat alternatif tatil sunanlar hakkında yazmaya başlarsam Blogger'da yer kalmaz eminim. Bu konuyu daha sonra yazarım belki.

Biz esas tatilimizden bir kaç fotoğraf ve video sunalım.

Güneşin arkadan vurduğu yolculukları seviyorum. 4000 km yolculuğu güneşe karşı yapsak Atlas Okyanusuna ulaşırdık sanırım.
***

Antakya'nın en eski camisi olarak bilinen Asi nehrinin bitişiğinde yer alan Ulu Cami. Kitabesinde Hicri 1117 tarihinde yapıldığı yazıyor.
***

Antakya'nın Uzun Çarşısının kent tarihi kadar eski olduğu söylenir.
***

En altta videosunu da izleyeceğiniz Uzun Çarşıdaki bu iş yerinde Hatay'ın meşhur künefesi için ham madde hazırlanıyor.
***

Antakya'nın Yasin suresinde bahsedilen kent olduğu söylenir. Hz. İsa'nın iki havarisine işkence eden kentlilerle mücadele eden marangozun makamının da bulunduğu bu camiye Habib-i Neccar Cami denmiştir.
***

Yayla kuzusu.
***

Çocuklar merkebi o kadar koşturmuşlardıki fotoğrafı zor yetiştirdim gözden kaybolmadan.
***



Bu da künefenin ham maddesi kadayıfın hazırlanışını gösteren bir video.