Medyanın ahlakı

Böyle bir deyim var mıdır, bunu bile unuttuk ama illallah ettiren bir medyaya sahip olduğumuz şüphe götürmez bir gerçek olarak tam da gözümüz hizasında duruyor.

Bilindiği üzere bir süre önce eski Ali Sami Yen Stadyumunun oluğu arsada yapılan inşaatta bir iş kazası olmuştu. 12 işçi kardeşimizi o kaza neticesinde kaybetmiştik. Ardından Ermenek'te bir maden faciası yaşandı ve orada da çok sayıda vatandaşımız vefat etti. Bir kısmına ise halen ulaşılmaya çalışılıyor. Bir kez daha tümünü rahmetle anıyoruz.

Bu tür hadiselerde herkes bir şekilde bir imtihan veriyor aslında. Bazıları o imtihanları en azından halk nazarında kazanıyor, bazıları kaybediyor. Halık nazarında ise kaybedenlerden mi kazananlardan mı olduğumuzu ancak öbür tarafta öğrenebileceğiz.

İşte tam da bu noktada insanların acıları üzerinden kendilerince haber yaptıklarını düşünen bir takım gazete ve internet sitelerini ele almak istiyorum. T24 haber sitesi "asansör faciasında ölen işçinin ailesine 'bakkal hesabıyla' kan parası" başlıklı bir haber yayınladı bir süre önce. Başlıktan haberin içeriği belli. Gerçekten de bakkal hesabıyla kan parası verilmesi hadisesi önemli ve bu hususun bir haber değeri de var. Ancak bu haber verilirken kan parasını veren tarafı eleştirme ve davaranışını sorgulama güdüsü, kan parasını alan ailenin hassasiyetinin önüne geçmiyor mu? Acıyı  yaşayan insanların henüz acıları dinmemişken bu insanların üzerinden tatsız bir savaş yürütmek kimin haddine? Kaş yapayım derken göz çıkarmak diye buna denmiyor mu? Kan parasını alan aile bu duruma rıza göstermiş ve acısı bir nebze olsun dindirilmeye çalışılmışken diğerine vuracağım diye bu ailenin üstüne çıkıp bağırmanın ne alemi var?

Hürriyet gazetesi de "Ölen madencinin babasına Valilik'ten yeni lastik ayakkabı" diye bir haber yapınca, artık yeter demek geçti içimden. Özellikle haber içeriğindeki videoyu da izlemenizi rica ediyorum. Adamcağız daha dün evladını toprağa vermiş, sen bugün gitmişsin "bu ayakkabıyı sen mi istedin, rahat mı?" gibi akıl almaz sorular soruyorsun. Sözüm ona valiliğin yaptığını eleştirecek. Gazetecileri ve kameraları gördüklerinde tüm samimiyetlerini ve saygılarını gösteren bu insanların bu yüksek hasletlerini istismar etmeye ne hakkınız var? Gidin valiliğe, gidin inşaat firmasına, "ne utanmaz adamlarsınız, bakkal hesabı ile kan parası vermişsiniz, adamcağıza lastik ayakkabıyı mı layık gördünüz?" diye sorgulayın. Sizin işiniz bu acılı insanların yaralarını eşip o acılar üzerinden bir menfaat elde etmek, haber üretmek değildir.

Ey medya! Azıcık ahlakınız kaldıysa bu işlerden vazgeçin. Hedefe ulaştıracak her aracı kendinize mubah kılma alışkanlığınızı bırakın. Yeter artık!

İşte bunlar hep...

Son zamanlarda dikkatimi çeken ve beni rahatsız eden bir söylem var; özellikle sosyal medyada ve şakacı dostlar arasında sıkça tekrarlanan "işte bunlar hep..." diye başlıyor ve sonuna farklı ifadeler yerleştiriliyor. Bu söylem genellikle de aşağılanan, hor görülen durum ve davranışlar için kullanılıyor.

Burada eleştirisini yapacağım örneklere yer verip sayfamı elbette kirletmek istemiyorum ama dileyen Google aracılığıyla bu ifadenin nerelerde kullanıldığını görebilir.

Peki bu söylem benim niçin dikkatimi çekiyor ve neden rahatsız oluyorum?

Bu ifade (işte bunlar hep...) özellikle Elmalılı Hamdi Yazır'ın hazırladığı Kur'nı-ı Kerim mealinde sıkça kullanılmıştır. Genellikle tekit ve teyit maksatlı ayet meallerinde bu ifadeye rastlanmaktadır. Elmalılı Hamdi Yazır A'raf Suresi'nin 179. ayetini "Celâlim hakkı için Cinn-ü İnsten bir çoğunu Cehennem için yarattık, onların öyle kalbleri vardır ki onlarla doymazlar, ve öyle gözleri vardır ki onlarla görmezler ve öyle kulakları vardır ki onlarla işitmezler, işte bunlar behaim gibi, hattâ daha şaşkındırlar, işte bunlar hep o gafiller" Hac Suresi'nin 6. ayetini "İşte bunlar hep Allahın şübhesiz hak ve o muhakkak ölüleri diriltiyor ve hakıkaten her şey'e kadir olmasındandır" ve yine Bakara Suresi'nin 27. ayetini "ki Allahın ahdini misak ile bağlandıktan sonra bozarlar, Allahın vaslını emrettiğini kat'ederler ve yer yüzünde fesad yaparlar, işte bunlar hep o husrana düşenlerdir" şeklinde tercüme etmiştir.


Şimdi Kur'an meailinden bu kadar örnekleri varken "işte bunlar hep..." diye başlayıp abes ifadelerle devam eden diğer örneklerin dikkatimi çekmemesi mümkün değil. Benim (ve eminim bir çok Kur'an okuyucusunun) bundan rahatsızlık duymaması da mümkün değil. Adeta Kur'ani bir ifadenin alaya alınır şekilde kullanıldığı hissi uyandırıyor diğer örnekler. Bu da ciddi rahatsızlık oluşturuyor.

Bu ifadeyi belki kimileri bilinçli kullanıyordur da, benim bu konuyu buraya yazmamın amacı belki bilinçsizce kullananlara bir fikir veririm ümididir.

Eğitimde dayatmalara son!

Artık okula giden bir çocuğum olduğuna göre blogda paylaşabileceğim yeni bir konu daha oluştu. Hoş, bir kaç yıldır zaten ilgi alanımdaydı eğitim konusu, mesela, sert bir başlıkla "eğitim sistemi değişsin" demişim 2 yıl önce.

Geçen hafta kayıt münasebetiyle okula gittim. Okula girer girmez adeta bir dayatma ile karşılanıyorsunuz. İdare katında müdür ve yardımcılarının odalarının bulunduğu genişçe bir salonda bekliyoruz, her bir duvarda Atatürk resimleri... Evet, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı olarak resmi bulunsun ama her duvarda ayrı bir görselinin yer alması, hatta bazı duvarlarda birden fazla yer alması bir dayatmadır ve eğitimimizin hala bir ideoloji üzerine kurulu olduğunun göstergesidir.


Sınıflarda da benzer durum söz konusu. Hatta sınıfın kapısından içeri girmedim ben ama kapı açılınca hemen kapının yanına konmuş ufak bir yazı tahtasında büyük harflerle "ATAM İZİNDEYİZ" diye yazılmış. Okuma yazma öğrenen körpe zihinlere ilk işlenmek istenen şekil bu olsa gerek ki, ilk gün, sınıfa girildiğinde ilk dikkati çekecek noktaya bu yazı yerleştirilmiş.

Hem devlet eliyle din dayatması olmaz deyip hem de bir şeyler dayatılmaya çalışılması doğru değil. Bu durum bir tepki doğurur ve doğuruyor. Ne sevmeyi biliyoruz ne düşmanlığı...

Çağdaş eğitimde dayatma ideolojilere yer olmamalı.