Ayşe Arman'dan sosyal medya tespiti

Bana göre 1 Kasım seçimleri sonucunda en doğru tespiti yapanlardan biri Ayşe Arman oldu. Tespitinde özetle "Sosyal medyanın da, özellikle Twitter'ın zannettiğim kadar etkili olmadığını gördüm" demiş.

Farkındayım, zaten nadir yazıyorum ama son yazdıklarımın hemen hepsinde sosyal medyaya dokunmadan geçememişim. Bu yazı da öyle. Fakat bu kadar açık net bir tespiti de teğet geçemezdim. Zira şimdiye kadar yazdıklarımı teyit eden bir tespitte bulunmuş Ayşe Arman. Etrafımda sosyal medya kullanan dostlara, burada blog okurlarıma bu durumu ne kadar anlatmaya çalışsam da eminim Ayşe Arman'ın tespiti ve esasen itirafı kadar inandırıcı olamıyorum.

Gezi olayları esnasında sıcak bir ilişkim olan sanatçı bir büyüğümüz ile telefon görüşmesi yapmıştık. Twitter'ı çok aktif kullanıyordu ve ne yazık ki biraz da yaşıyla bağlantılı olsa gerek sosyal hayattan oldukça uzaktı. Galiba halk olarak Twitter'da yazanları görüyordu sadece. Ona "bu yaşananlardan bir devrim olacağını düşünmeyin, Cihangir ve Bebek gibi semtlerin devrim gerçekleştirmesi mümkün değil" demiştim de hayal kırıklığına uğramıştı. Yine can sıkıntısı içinde olan dostlara da Bağcılar'ın, Esenler'in katılmadığı eylemden korkmayın demiştim.















Şimdi yukarıdaki şu 2 fotoğrafa bakın; Cumhurbaşkanı'nın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı münasebeti ile 81 vilayetten davet ettiği gruptan insanlar bunlar ve bu insanlar hala Türkiye'de ekseriyeti oluşturuyor. Bu insanların ferasetinden korkun. Bu insanlar Twitter, Facebook ve hatta internet bile kullanmıyorlar. Evet, bunların ekserisi yaşlı ve ömürlerini tamamlamak üzereler ancak bu insanların çocuklarını Twitter ve Facebook bozamayacaktır. Ayşe Arman'ın hayal kırıklığını yaşamak istemeyen sosyal medyaya çok güvenmesin.


E-davetiye

İnsanlar teknolojinin tüm imkanlarından faydalanmak isterken değer atfettiğimiz bazı geleneklerimizi de unutur olduk. Bunların ilk akla gelenlerinden biri kuşkusuz, düğün, açılış ve benzeri merasimler için düzenlenen davetiyelerdir.

Artık hemen herkese bir şekilde e-davetiye ulaşmıştır galiba. Facebook sanırım bu konuda en aktif kullanılan mecralardan biri oldu. Zira facebook bunu destekliyor. "Etkinlik oluştur" gibi bir link ile etkinliğinizi hazırlayıp kimleri davet edeceğinizi de arkadaş listenizden belirleyip tek tıkla belirlediğiniz tüm arkadaşlarınıza davetiyenizi göndermiş oluyorsunuz. Bazılarıysa bastırdığı davetiyenin fotoğrafını paylaşarak davet etmiş oluyor takipçilerini ve arkadaşlarını.

Hatırlayanlarınız vardır, ben de kendi düğünüm için o zamanlar sosyal medyanın diğer araçları olmadığından buradan okuyucularımı düğünüme davet etmiştim. Ancak o davetim farklıydı, zira okuyucularımdan bizzat tanıdıklarıma basılı davetiye verip tanımadığım okuyucular için bir duyuru/davet niteliğindeydi benim e-davetim.

E-davetiye hadisesine uzun süre mesafeli durdum. Hatta bu yolla davetiye gönderenleri bazen içimden bazen dillendirerek de kınadığım oldu. "Facebooktan, whatsapptan davetiye gönderene aynı mecradan bir tebrik yazmak yeter" dediğim oldu. Ancak bu durumun önlenemez olduğunu anlamamız gerekiyor galiba.

Bu kanaate ulaşmama okuduğum bir yazı sebep oldu. Aynı zamanda nezaketi de kapsadığını düşündüğüm diplomasinin en üst kademesi kabul edebileceğimiz Dışişleri Bakanlığında dahi e-davetiye yöntemine geçilmiş. Hal böyleyken e-davetiyelere direnmenin ve kınamanın bir anlamı olmmamlı artık. Ama en azından e-davetiyenin de bir usulü adabı olsun. Davet ettiğiniz kişilere bir değer verdiğiniz belli olsun. Bunu da istemek çok değil galiba.

Sosyal medya haberlerine mi inanalım?

Güncel haber akışını çoğu zaman sadece haber sitelerinden takip ediyorum. Bazen de haber sitelerinde yer alan bir haberin dedikodusunu merak ettiğimde sosyal medyayı açar, oralarda ilgili habere ilişkin neler yazılmış bakarım. 

Bayramın son günü, 9 yaşındaki Elif Şimşek'in bölücü terör örgütünce (BTÖ) katledilişini, adetimin hilafına haber sitelerinden önce açtığım sosyal medyada okudum. Elbette birileri katliamı polisin yaptığı iddiasındaydı ve diğer birileri de bunun aksini ispat etme derdinde idi. Sonra haber sitelerini açtım. Çok yalın bir şekilde katliamın BTÖ tarafından yapıldığı yazıyordu.

Sosyal medya kullanıcıları, kimisi 50-100 takipçisine, kimiyse binlerce takipçisine kendi inandığı ama asla aslını bilmedikleri bir konuda paylaşımlarda bulunarak kendi inandıkları şeye takipçilerinin de inanmasını istiyor. Eğer takipçileri de kendisi gibi düşünürse 48 saat içinde hükumetin düşeceğini bile düşünenler vardır belki de... Sosyal medya kullanıcısının en büyük yanılgısı orada yazılan ve iddia edilen her şeyin toplumun çok büyük bir kısmı tarafından kabul gördüğüne inanması. Neredeyse tüm kullanıcılar kendilerini birer uzman ve haberi yerinden görüp aktaran birer muhabir gibi görüp dünyaları yıkıp dünyaları kurtardıkları zannındalar. İşin daha kötüsü bu hallerinin farkında da değiller.

Bahsi geçen elim hadisenin sosyal medya kullanıcılarına yansıması ile toplumun ekserine yansıması çok farklı. Evet, sosyal medya artık çok geniş bir kesim tarafından kullanılıyor olsa bile gerçek değişmiyor.