FETÖ

1995'te İslam aleminde tanınmış bir İslam Alimi olan ve Şam'da ikamet eden rahmetli dayım İstanbul'a gelmişti. O zaman FETÖ'nün elebaşı Türkiye'de çok popülerdi. Tam hoş görü ve diyalog açılımlarını yaptıkları dönemler...

FETÖ elebaşının daveti üzerine dayım Altunizade'de kaldığı mekana ziyarete gitti. Tabi yanında ben de varım. Ama henüz arabadan inmeden beklenmedik bir sorun çıktı. Dayımın başında her zaman taktığı fes vardı ve bu şekilde içeri alınamayacağı söylendi kendisine. Dayım bu duruma hiddetlendi ve "ya bu şekilde girerim ya da ziyaretten vazgeçeriz" dedi. Gelenler gidenler oldu. Yaklaşık 3-5 dk sonra sorun yok dediler ve o şekilde içeri aldılar. Fakat enteresan bir şekilde bugün bile yaygınlaşmamış olan kart filan okutularak girildi kapılardan. Adeta en mahrem devlet binasına girer gibi... 

Yaklaşık 2 saat kaldık. Çıkışta yanındakilere benim bulunduğu kata her daim girebilmem için bir kart çıkartılması talimatı verdi. Galiba kapıda okutulan kartlardan oraya her daim girme izni olanlara dağıtılıyordu. Ben öyle anlamıştım ve bana da o karttan verilecekti. Ancak beni daha sonra kimse arayıp sormadı. Sonradan geriye dönüp baktığımda istihbarat kaynaklarının kendileri için kullanışlı biri olmadığımı tespit etmiştir diye düşündüm.

Neyse, aradan bir yıl geçti. Ben o sıralar Hukuk okuyorum, 2 ya da 3. sınıf olması lazım. Bir tanıdığım bana ısrarla FETÖ'nün ışık evlerinde kalmam için ısrar etti. Deneyeceğim dedim ve 2 hafta kaldım. 2. haftanın başında bana Zaman gazetesi için Bakırköy Özgürlük Meydanı'nda stant açmam istendi. Önce babamı aradım. Kalp gözüyle görmüş olsa gerek "bu daha başlangıç, daha neler isteyecekler senden. Yanlış yerdesin ama sen bilirsin" dedi. Stant işini kabul etmedim ve ayrılacağımı söyledim. Kimse ısrarcı olmadı. Galiba yine anlamışlardı kullanışlı olmadığımı...

Aradan yıllar geçti. Avukatlığa başladım. Yine etrafımda yeşerenler oldu. Bu defa mesafeli durunca vazgeçtiler.

En son 28 Şubat soruşturması başladığı günlerde 28 Şubat'ta yaşadığım mağduriyete ilişkin bir kaç anımı twitterdan paylaşınca muhabirlerinden biri DM ile bana ulaşıp randevu talep etti. Güya twitterda yazdığım anılarımı ona anlatacakmışım. Ben de "istiyorsanız twitterda herkese açık olan anılarımı alıntılayabilirsiniz. Ayrıca anlatacağım bir husus yok" deyip uzatmasını engellemiştim.

Eminim Türkiye'de yaşayan hemen herkesin bu terör örgütü ile çeşitli şekillerde münasebeti olmuştur. Benim münasebetim de bu yazdıklarım çerçevesinde gerçekleşti Allah'a beni onlardan koruduğu için ve onları bana musallat etmekten uzaklaştırdığı için ne kadar şükretsem az. ELHAMDÜLİLLAH.

Ayşe Arman'dan sosyal medya tespiti

Bana göre 1 Kasım seçimleri sonucunda en doğru tespiti yapanlardan biri Ayşe Arman oldu. Tespitinde özetle "Sosyal medyanın da, özellikle Twitter'ın zannettiğim kadar etkili olmadığını gördüm" demiş.

Farkındayım, zaten nadir yazıyorum ama son yazdıklarımın hemen hepsinde sosyal medyaya dokunmadan geçememişim. Bu yazı da öyle. Fakat bu kadar açık net bir tespiti de teğet geçemezdim. Zira şimdiye kadar yazdıklarımı teyit eden bir tespitte bulunmuş Ayşe Arman. Etrafımda sosyal medya kullanan dostlara, burada blog okurlarıma bu durumu ne kadar anlatmaya çalışsam da eminim Ayşe Arman'ın tespiti ve esasen itirafı kadar inandırıcı olamıyorum.

Gezi olayları esnasında sıcak bir ilişkim olan sanatçı bir büyüğümüz ile telefon görüşmesi yapmıştık. Twitter'ı çok aktif kullanıyordu ve ne yazık ki biraz da yaşıyla bağlantılı olsa gerek sosyal hayattan oldukça uzaktı. Galiba halk olarak Twitter'da yazanları görüyordu sadece. Ona "bu yaşananlardan bir devrim olacağını düşünmeyin, Cihangir ve Bebek gibi semtlerin devrim gerçekleştirmesi mümkün değil" demiştim de hayal kırıklığına uğramıştı. Yine can sıkıntısı içinde olan dostlara da Bağcılar'ın, Esenler'in katılmadığı eylemden korkmayın demiştim.















Şimdi yukarıdaki şu 2 fotoğrafa bakın; Cumhurbaşkanı'nın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı münasebeti ile 81 vilayetten davet ettiği gruptan insanlar bunlar ve bu insanlar hala Türkiye'de ekseriyeti oluşturuyor. Bu insanların ferasetinden korkun. Bu insanlar Twitter, Facebook ve hatta internet bile kullanmıyorlar. Evet, bunların ekserisi yaşlı ve ömürlerini tamamlamak üzereler ancak bu insanların çocuklarını Twitter ve Facebook bozamayacaktır. Ayşe Arman'ın hayal kırıklığını yaşamak istemeyen sosyal medyaya çok güvenmesin.


E-davetiye

İnsanlar teknolojinin tüm imkanlarından faydalanmak isterken değer atfettiğimiz bazı geleneklerimizi de unutur olduk. Bunların ilk akla gelenlerinden biri kuşkusuz, düğün, açılış ve benzeri merasimler için düzenlenen davetiyelerdir.

Artık hemen herkese bir şekilde e-davetiye ulaşmıştır galiba. Facebook sanırım bu konuda en aktif kullanılan mecralardan biri oldu. Zira facebook bunu destekliyor. "Etkinlik oluştur" gibi bir link ile etkinliğinizi hazırlayıp kimleri davet edeceğinizi de arkadaş listenizden belirleyip tek tıkla belirlediğiniz tüm arkadaşlarınıza davetiyenizi göndermiş oluyorsunuz. Bazılarıysa bastırdığı davetiyenin fotoğrafını paylaşarak davet etmiş oluyor takipçilerini ve arkadaşlarını.

Hatırlayanlarınız vardır, ben de kendi düğünüm için o zamanlar sosyal medyanın diğer araçları olmadığından buradan okuyucularımı düğünüme davet etmiştim. Ancak o davetim farklıydı, zira okuyucularımdan bizzat tanıdıklarıma basılı davetiye verip tanımadığım okuyucular için bir duyuru/davet niteliğindeydi benim e-davetim.

E-davetiye hadisesine uzun süre mesafeli durdum. Hatta bu yolla davetiye gönderenleri bazen içimden bazen dillendirerek de kınadığım oldu. "Facebooktan, whatsapptan davetiye gönderene aynı mecradan bir tebrik yazmak yeter" dediğim oldu. Ancak bu durumun önlenemez olduğunu anlamamız gerekiyor galiba.

Bu kanaate ulaşmama okuduğum bir yazı sebep oldu. Aynı zamanda nezaketi de kapsadığını düşündüğüm diplomasinin en üst kademesi kabul edebileceğimiz Dışişleri Bakanlığında dahi e-davetiye yöntemine geçilmiş. Hal böyleyken e-davetiyelere direnmenin ve kınamanın bir anlamı olmmamlı artık. Ama en azından e-davetiyenin de bir usulü adabı olsun. Davet ettiğiniz kişilere bir değer verdiğiniz belli olsun. Bunu da istemek çok değil galiba.