Gelene-(e)k

Geçen gün lise son sınıfa geçen yeğenimle birlikte evimize yakın bir yere taşınan babamın bir dostunu ziyarete gittik. Giderken "elimiz boş gitmeyelim, yaşlılar, alanları edenleri olmaz" diyerek bir miktar meyve aldık marketten ve yürüyerek oturdukları binaya ulaştık. Tam asansöre bindim ki, poşetlerin şeffaf olduğunu gördüm ve "deden olsaydı bunları kese kağıdına koydururdu, bizim aklımıza gelmedi" dedim yeğenime. Yeğenim, "niçin" diye sorunca birden yeni nesle aktarmayı unuttuklarımız, önemsemediğimiz bir çok geleneğimizin, kültürümüzün olabileceği endişesi sardı beni. Ki bahsi geçen yeğenim yaşıtlarına göre bir hayli muhafazakar ve gelenekçi bir hayat yaşıyor.

Her şeyi göstermek, alttan alta imrendirmek için kurgulanmış durumdayız. Babam o meyveleri kese kağıdına koydururdu çünkü görüp de alamayan ve canı çekenler olabileceğini düşünürdü. Yediği içtiği her şeyi dünya aleme gösterip bunu da sosyalleşmek olarak algılayan bir neslin bu hassasiyeti duyması, bilmesi ve öğrenmesi gerekir. Ki atadan gelene ek yapabilsin ki, gelenek oluşsun. Bizim yaptığımız gelene ek değil, geleni eksiltmek...

Çok dikkatimi çekiyor, zamanın darlığından mıdır, teferruat olarak görüldüğünden midir, geçmişi beğenmemekten midir, hangi saikledir bilmiyorum ama birçok anne baba kendi çocukluklarını, kendi ebeveynlerinden gördüklerini, kendi çocuklarına anlatmıyor.

Yeğenim şanslı... Tüm gençlerin de aynı şansa sahip olmalarını umuyorum.

Düşündüklerim

Eleştirmek kolaydır ve insana tarifi zor bir haz verir ancak taltif ve taktir etmek hem zordur hem de nefse çoğu zaman ağır gelir.

Bazı insanlar kendilerini son derece objektif olarak görürler, öyle olmaya da gerçekten gayret ettiklerini düşünürler ancak dışarıdan görünenin ne olduğunu bilemezler. Bunun en temel sebebi işte eleştirmenin, muhalefet etmenin verdiği zevktir.

Gittiğiniz bir evin, iş yerinin, açık alanın temiz olması neredeyse dikkatinizi çekmez ama az bir kir olsa hemen dikkat çeker. Çünkü esas olan temiz olmaktır ve herkes diğerinden temiz olmasını bekler.

Üst aramada çözüm ne olmalı?

Türkiye'de en rahat meslek gazetecilik olsa gerek diye düşünüyorum bazen. Gazeteci ne yapar? Haber kovalar, yorum yazar, çizer, vs. Gazetecinin malzemesi, sermayesi gündem... Peki ülkemizde gündem sıkıntısı var mı? Her gün bir çok ülkenin gündemini haftalarca meşgul edebilecekken bizde ömrü 1 gün sürmeyen o kadar çok haberle karşılaşıyoruz ki, gazetecinin haber kovalamasına bile gerek yok, haber ayağına geliyor adeta...

Gündemdeki birçok konu beni de meşgul ediyor ve o konuda ben de yorum yazayım diyorum ama yazmaya fırsat kalmadan bir başka konu geliyor gündeme. Bu böyle devam ediyor.

Ancak bir konu var ki doğrudan mesleğimi alakadar etmesi artık gündemden düşmeye yüz tutsa da es geçmeme engel oluyor. Konu malum; adliye binasında gerçekleştirilen bir terör eylemi adeta avukatlara yıkılmaya çalışıldı ve bir üst arama tartışmasıdır, aldı yürüdü.

Kabul etmek gerekir ki özellikle İstanbul Barosu mensupları içinde bahsi geçen terör eylemini gerçekleştiren örgüte üye ve sempatizan sayısı hiç de azımsanacak durumda değil. Bu gerçeği kabullendikten sonra bir gerçeği daha kabullenelim; Avukatlık Kanunu madde 58 "... Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz." der.


Doğrusu üstümü aratmaktan gocunmuyorum, avukatlık kimliği taşıyorum diye bana ayrıcalık tanınsın, imtiyaz gösterilsin derdinde de değilim. Zoruma giden nokta devletçi zihniyet. Savcıyı, hakimi geçtim, devlet memuru olmak bir ayrıcalık ülkemizde. Hatta bırakın devlet memuru olmayı adliyelerde özellikle icra kalemlerinde memurlara yardımcı olarak gayri resmi çalıştırılan insanlar bile adliyelerin efendisi iken, avukatlara ilişkin düşünce, eylem ve söylemlerin zerre kadar hükmü doğmaz. Bu klasik Türk usulü bir yapılanma sistemidir. Hiç öyle kurumsallaşmış, demokratik bir hukuk devleti argümanları ile yasak ya da özgürlük savunuculuğu yapmaya gerek yok.


Düne kadar düşüncelerimiz paralellik taşırken 17-25 Aralık süreci ile fikirlerimizin ayrıştığı bir arkadaşım önceki gün büyük adliyelerde avukatların turnikelerden geçtiğini yazmış. Büyük adliyelerle birlikte turnikeler gerçekten hayatımıza girdi fakat ben şimdiye kadar turnikeden kimliğimi okutarak girmiş değilim hiçbir adliyeye. Bu benim irademden kaynaklı değil, genel uygulama bu yönde.

Herkesin adam akıllı aranacağı, kimsenin kendine ayrıcalık istemeyeceği bir sisteme hayır demem. Fakat kimse kusura bakmasın, adliyelerde kendilerini ayrıcalıklı olarak gören kocaman bir güruh varken ben de kanunun bana verdiği hak çerçevesinde hakkımı muhafaza ederim.

Bu vesile ile meslektaşlarımın 5 Nisan Avukatlar Gününü kutlarım.