23 Nisan 2019

Artık ezanı duymuyor, dinliyorum!

Blogumu takip edenler, benim teknolojiden yararlanmayı sevdiğimi bilir. Elbette  teknolojinin bana lazım olanı kadarına ilgi duydum. Neticede günümüz şartlarına ayak uydurmak gerekiyor. Bu çerçevede, özellikle de işimle ilgili her tür teknolojik gelişmeyi yakından takip ettim. UYAP sistemini ilk deneyimleyen avukatlardan biri oldum örneğin. Henüz çok az kişinin kullandığı zamanlarda akıllı telefon kullanıcısı idim.

Ancak bir süredir teknoloji ile ve özellikle de akıllı cep telefonu ile olan münasebetimi sorgulamaya başlamıştım. Beni buna iten bir kaç husus oldu.

Bir defasında eşimle konuştuğum bir konuyu aradan geçen kısa bir süre sonra sosyal medya hesabımda reklam olarak karşımda görünce ilk soru işaretini oluşturmuştu zihnim. Derhal önlemini aldım tabii ki. Uygulamanın mikrofona erişimi gibi izinleri iptal ettim. Ancak bu ne kadar önemliydi ki? Benim tüm konuşmalarımı dinleyen ve içinden işe yararları ayıklayan koca bir kulak var ve ben mikrofona erişimi engelliyorum. O uygulamanın erişimini engelledim, iyi de, telefon üreticisinin erişimini nasıl engelleyeceğim?

Bir süre sonra IOS işletim sistemi ekran süresini takip edebilme özelliği getirdi. İstatistiki olarak neleri kullandığımı, ne kadar süre kullandığımı gözlemeye başladım. Evet, akıllı telefonu özellikle iş amaçlı kullanıyordum ama aradaki kaçamaklarla yine de yarıya yakın bir süreyi de aslında gereksiz yere kullandığımı anladım. Neticede ekran süresini takip özelliği bende bir aydınlanma sürecinin doğmasına neden oldu diyebilirim.

Kısa bir süre önce, Miraç Kandilinde gittiğim camide güzel bir program gerçekleşti. Kur'an kursu talebelerinin ilahi ve kaside okudukları, güzel Kur'an-ı Kerim okumalarının gerçekleştiği bir programdı. Akıllı telefonumu yanıma almamıştım. Bu sayede programı hakkıyla takip edebildim, yani anı yaşayabildim ama bir taraftan da ister istemez insanlar dikkatimi çekiyordu, herkeste bir telaş, ekranlar açılmış ve programı kaydetmeye veya sosyal medya mecralarından canlı paylaşmaya çalışıyorlar. İnsanların o hali çok garip geldi bana.

Yine 2-3 hafta önce metro ile yolculuk yaptığımda yolcuların ekserisinin telefonları ile meşgul olduklarını görmek artık benim için neredeyse son nokta oldu.

Ve nihayet önceleri zihnimin asla düşünmeme müsaade etmediği şeyi düşünmeye başladım, akıllı telefonu bırakmayı... bu asla kolay bir karar değildi. Zira her şeyden önce topluma çok garip gelen bir davranış gibi duruyordu. Avukatım, ekmeğimin peşindeyim ve bu anlamda bana ciddi bir kolaylık sağlayan bir cihazı terk edeceğim. Müvekkiller, müvekkil adayları, tanıştığım yeni insanlar, hepsi için bu durumu izah oldukça zor olacaktı. Çünkü birçok insan için akıllı telefonsuz bir hayat neredeyse mümkün değil. Nitekim bu yöndeki düşüncemi yavaş yavaş etrafımdaki insanlarla paylaştığımda aynen düşündüğüm gibi cevap verdiler, "taktir edilecek bir davranış ama mümkün değil." Özetle tepkiler bu minvalde idi. Neticede karar benim kararım ve kimseye izahta bulunmak zorunda değilim elbette dedim ve ikinci sorunu düşünmeye başladım.

Akıllı telefonlarla en çok ne yaptığımı(zı) ve artık neredeyse onlarsız bir hayatı(mızı)n olamayacağını düşündüğüm(üz) alışkanlıklarım(ız) neler ve bunlar hayatım(ız)da olmazsa ne olur diye sorgulamaya başladım kendimi.

1-Whatsapp: İlk sırayı alıyor. Neredeyse konuşmanın bile önüne geçen, tüm iletişim kanalları içinde birinci sıraya yerleşen bir mesajlaşma programı. Yediğini, içtiğini, çocuğunu, gezdiğin yerleri, akla gelebilecek neredeyse her şeyi bu program vasıtası ile tanıdıklarınla ve hatta bazen tanımadıklarınla paylaşıyorsun. İş için de çok sık kullanılıyor. Akıllı telefonu bırakma düşünceme belki en çok bu program, özellikle de iş amaçlı kullanımı nedeni ile mani olacaktı. (Düzelteme ya da düzenleme: Yazımı okuyanlar whatsapp konusunda nasıl bir çözüm bulduğumu soruyor. Sadece wifi ile çalışan bir cihazda ve yine sadece işimle ilgili ve mesai saatleri içinde kullanmak üzere iş yerine ait sabit  bir numara ile Whatsapp Business kullanıyorum.)
2-Sosyal medya: Zaten mesafeli durduğum bir mecra. Ancak tamamen de bırakmanın çeşitli problemler doğurduğunu bizzat yaşamış biriyim. Ancak mobil olması şart değil, bilgisayarlardan da takibi mümkün ama akıllı telefonlarla çok daha pratik. Tüm bu nedenlerle akıllı telefonu bırakma düşünceme çok da mani değil.
3-Mail: Whatsapptan sonra mailin pabucu dama atıldı ama yine de aktif kullanılıyor. Ancak akıllı telefona veda için mani değil.
4-Mobil bankacılık uygulamaları: Mobil bankacılık uygulamaları çok pratik. Kullanımı kolay. Verilen hizmetler daha uygun fiyatlandırılıyor. Ancak telefon bankacılığı diye başka bir şey var. Akıllı telefon bunun için de şart değil.
4-Bilgiye hızlı erişim: Bu da önemli elbette ama mobil olduğum esnada da cahil kalsam ne olur ki? Bu da mani değil.
5-Trafik yoğunluğu ve navigasyon: Özellikle İstanbul'da yaşıyorsanız kesinlikle elzem bir uygulama. Ancak ilk terk ettiğim uygulama da bu oldu. Sonra aslında kendimizi kandırdığımızı anladım. Kafa karışıklığı ve trafiğin stresine ek olarak "acaba hangi güzergahı seçsem" derken daha fazla yorulduğumu fark ettim. Yolda zaten belediyenin yoğunluk durumunu gösteren çeşitli tabelaları var. Onlara bakarak yolumu belirliyorum ve kafam son derece rahat ediyor.


Bu saydıklarımın yanında yine işimle ilgili bir kaç uygulama daha var. Burada sıraladıklarım benim kullandığım uygulamalar. Elbette herkese göre farklılık gösterecektir bu liste. Kimileri için fotoğraf çekmek de çok önemli mesela. Haberlere bakmak da... Bunlar için akıllı mobil telefon kullanmak zorunluluk mu? Bence değil.

Ve gün geldi, nihayet akıllı telefona veda ettim. Peki hayatımda neler değişti?

Her şeyden önce değer verdiğim insanlarla daha kaliteli zaman geçirmeye başladım. Örneğin çocuklarla parka gittiğimde bir banka oturup telefonlarıyla ilgilenen aileleri gördüğümde verdiğim kararın değerini anlıyorum. Yine aynı şekilde işimle de ilgili daha verimli olduğumu düşünüyorum. Bir başka husus ise yaşadığım anın zevkini o an yaşadığımı hissediyorum. Mesela bir defasında  yine parkta otururken kulağıma gelen muhteşem bir ezan sesini neredeyse uzun yıllar sonra ilk defa ezan duymuşum gibi hissederek dinlediğimi fark ettim. Evet, artık ezanı duymuyor, dinliyordum.

Elbette güçlü irade sahibi çok az bir kesimin akıllı telefonların kölesi olmadıkları da bir gerçektir. Vardır böyleleri de... akıllı telefonun nimetlerinden yararlanıp kendilerini ona kaptırmayan insanlara saygı duymak lazım. Fakat ben çevremdeki insanlar arasında bu kritere uyan pek kimse göremiyorum. Hatta geçmişte çok saygı duyduğum insanlardan bazıları akıllı telefonla olan bağından sonra saygımı yitirdi. Özellikle geçmişte teknoloji ile pek ilişkisi olmayan bazı tipler, akıllı telefon sahibi olduktan sonra davranış bozukluğu içine giriyor. Aslında bu hususun sosyolojik ve psikolojik bir araştırması yapılsa yeridir.

Son olarak bu yazıyı okuyup da "ben de mi bıraksam acaba" diye düşünenler için şunu söylemeliyim; bunu deneyimlediğinizde ne kadar hafiflediğinizi hissedeceksiniz. Ben bunu ne kadar anlatırsam anlatayım, yaşadığınızda hissedeceğiniz şeyler apayrı olacak. Deneyin ve fark edin. Hayatı dinleyin!

23 Ocak 2019

Değişime direnmek

Son zamanlardaki teknolojik değişimin hızına yetişmek gittikçe daha zor olmaya başlıyor. Ben kendimi teknolojiyi seven ve ona aşina biri olarak tanımlarım mesela ama artık çoğu gelişmeden koptuğumu hissettiğim oluyor.

Bununla beraber insanoğlunun yeniye karşı hep bir direnci var sanki, sürekli eski halin kalmasını isteyen ve eski hale özlem duyan bir kesim de var. Eskiye özlemi elbette ben de yaşıyorum ve bu çok tabii bir hal ama aşağıda vereceğim örneklerdeki gibi bir özlemi anlamakta zorlanıyorum açıkçası.

Sosyal medya üzerinden takip ettiğim gruplardan biri eski İstanbul fotoğrafları paylaşıyor, bir diğeri de meslektaşlarımın kurduğu ve hukuki meselelerle birlikte mesleki sorunların tartışıldığı bir grup. Paylaşılan her eski İstanbul fotoğrafının altına "ah burası eskiden ne kadar güzelmiş, ah eski hanımların şıklığı, zarafeti" ve benzeri bir çok yorum okuyorum. Oysa fotoğraftaki yer günümüzde çok daha güzel olabiliyor bazen ama olsun, illa o yorum yazılacak birileri tarafından. Ya da şimdilerde de çok zarif ve şık hanımefendiler yok mu caddelerde, sokaklarda? Ama illa birileri eski hanımların zarafetine ilişkin, şimdikileri eleştiren bir yorum yapacak.

Diğer hukuk grubundaki de farklı değil. Bilenler biliyor, 1 Ocak 2019'dan itibaren bizlere (avukatlara) e-tebligat zorunlu oldu. Dolayısıyla ilgili merciler bir çalışma yaptı ve yerimizden bile kıpırdamadan bir kaç tuşa basarak bu durumu aktifleştirdik. Gelin görün ki meslektaşlarımız, "e-tebligat aslında zorunlu değilmiş, PTT açıklama yapmış, fiziki dağıtıma devam edecekmiş, keşke almasaydık e-tebligat adresimizi, boşuna aldık" vs. vs. şeklinde yorumlar yapıyor. Anlamıyorum, acaba bazılarımız çocukluğumuzda öğretilen "bak postacı geliyor" şarkısının bilinç altımıza yerleştirdiği bir duygunun sonucu mu e-tebligata karşı çıkıyor? Kim bilir?

E-tebligatla ilgili sürekli tartışılan bir başka konu ise, e-tebligat yolu ile gelen tebliğin ne zaman tebliğ edilmiş olacağı. 5 gün sonra mı, okunduğu anda mı, iletildiğinde mi? Mevzuat 5 gün sonra diyor ama ben açıkçası meslektaşlarımın bile bu kadar kafası karışıkken kanun uygulayıcılarının da bizden farklı olmadığını dikkate alarak tebliğin bana iletildiği günü tebliğ tarihi olarak kaydediyorum. Kaybettiğimi bir şey mi var, bu kadar tartışmaya bile gerek yok diye düşünüyorum.

Bu yılın ilk postuna da heybeden bunlar çıktı.

5 Ekim 2018

Teknofest

Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen (20-23 Eylül) Teknofest İstanbul'a Pazar sabah erkenden gitmemize rağmen çok kalabalıktı. Gittiğime kesinlikle pişman olmadım ama gitmesem pişman olur muydum emin değilim. Biraz açık hava ve güneşin etkisi ve üzerine bir miktar kalabalık beni rahatsız etti sanırım.

Bu vesile ile 1-2 gözlemimi paylaşmak istiyorum. Öncelikle festival alanının İstanbul Yeni Havalimanı olarak belirlenmesi bence iyi olmuştu, zira insanlar açılışına kısa bir süre kala nasıl bir yatırım yapıldığını kendi gözleri ile görmüş oldu. Gerçekten devasa bir alan ve devasa bir yatırım gerçekleşmiş. Açılışa yaklaşık 35 gün gibi bir süre vardı ama eksikler çoktu. Bununla birlikte tüm o eksikliklerin çok rahatlıkla giderileceğine eminim açıkçası. Çünkü bazı proje uygulamalarına gözlerimle şahit oldum ve bitirilemez denilen ne varsa gününde bitti. 

İkinci olarak, özellikle 15 Temmuz sonrası tamir edilmeye çalışılan asker-halk bütünleşmesi bakımından da önemliydi festival. Omuzlarındaki apoletleri ile halka, önünde bulunduğu uçak ya da helikopter ve sair mühimmat hakkında bilgi veren, aslında halkla bütünleşmeyi bekleyen ve özleyen bir askerin varlığını görmek güzeldi. Zira ne yazık ki çok uzun yıllardır halktan uzak ve sadece kendi içlerinde bir sosyal yaşam kurmuş bir yapıdaydı askeriye. 

Son olarak, festival milli duyguların beslenmesi bakımından da fevakaladeydi. Askerlerimiz için çok sıradan da olsa oradaki birçok gösteri vatandaşlar için son derece gurur vericiydi. Eğer festival gelenekselleştirilecekse gelecek yıl nerede organize edileceğini merak ediyorum doğrusu.