Av. Ali Kahya'nın şahsi web günlüğü. Geziler, düşünceler, siyaset, hukuk, aklıma ne gelirse 2005'ten bu yana yazıyorum.
21 Haziran 2010
Neler oluyor?
13 Haziran 2010
Apple'a Türk Aşçı
10 Haziran 2010
Erken mi?
25 Mayıs 2010
Değişim?
16 Mayıs 2010
Şampiyon Bursaspor
12 Mayıs 2010
Paket onaylandı
7 Mayıs 2010
Fatih Kaya Hoca
Videoyu izleyemeyenler için ilgili link.
(Not: Ne videonun ne de linkin çalışmadığını fark ettim bugün. En güzeli googlea yönlendirmek galiba. Buyurun. - 26.07.2012)
18 Nisan 2010
Anayasa değişikliği
26 Mart 2010
Farid Farjad

24 Mart 2010
Hukuçular(!)
19 Şubat 2010
Protesto
Benim kanaatim şu; Erzurum'a özel yetkili savcı sıfatı ile atanan savcıların "HSYK cenderesi altında görev yapmamız mümkün değil, bu görevi kabul etmiyoruz" diyerek adam gibi savcı olduklarını göstermeleri...
Hatta daha ötesi, yargıda toplu istifalar... Neden olmasın?
17 Şubat 2010
Hukukçular devleti
20 Ocak 2010
Rol değilse felaket!
http://webtv.hurriyet.com.tr/default.aspx?cid=1&vid=329&hid=12590862
2 Ocak 2010
Blog için 2009
28 Aralık 2009
Şehitler üzerinden rekor...
26 Aralık 2009
İki adet düşünce
- Trafik kurallarına uymaksızın başka sürücülerin hakkını yiyenlerin "kul hakkı" suçunu işlediklerini düşünüyorum. Nedense bunu daha önceleri çok düşünmez veya düşünmek istemezdim. Belki yaşımın biraz daha olgunlaştığı şu günlerde araç kullanırken eski "delikanlı" günlerimin geride kalması ile kurallara riayet etmemin, başkalarının hatalarını daha sık görmeme sebep olmasıdır bu düşüncenin akılma daha sık gelmesindeki neden.
- Muhafazakar (dindar diye anlayabilirsiniz) kesimin yoğun olduğu bir yerleşim merkezinde (semtte) oturmaya başlayalı bu insanların görgü kuralları eğitimine biraz daha önem vermeleri gerektiği kanaati oluştu bende.
15 Kasım 2009
Kurban "keselim"
12 Kasım 2009
5 Kasım 2009
Steaua Bükreş
18 Ekim 2009
4. Uluslararası Yetim Buluşması
16 Ekim 2009
14 Ekim 2009
Rahmet temennisi
19 Eylül 2009
Nazım'dan Bayram Şiiri
Bir yalan kadar gerçek herşey.
Ya da bir yalan kadar hiçbirşey.
Yıllar önce para kazanmak için burdan gidişim.
Ve para dışında herşeyi kaybetmek kadar yalan.
Babamın öldüğü yalan!
Ve senden arda kalan bomboş bir ev kadar yalan.
Yalan, yalan…
Bayram sabahı ailece yapılan sabah kahvaltılarına özlemdi.
Kapıyı çalacak çocuklara bir gün evvelden hazırlanırdı hediye mendiller ve lokumlar.
Mahalle arasına kurulan seyyar lunaparklar, macunlar ve pamuk helvalar.
El öpenlere el öpenlerin çok olsun derdi büyükler.
Ama onların çok olmayacaktı el öpenleri.
Çünkü her geçen bayram biraz daha azalacaktı öpülen eller.
Ve her geçen bayram biraz daha azalacaktı biten dargınlıklar.
Bayram gelmiş kime ne anam garibem diye bir türkü duyulacaktı memleketten.
Ve bayram bile bayram olduğuna pişman olacaktı belki…
Ama yine de o türküyü dinleyerek eriyecekti yollar.
Gurbetten sılaya bir yolculuk değildi bizimkisi.
Bir ömürdü iki şehir arası, bir ömürdü iki ülke hatta iki dünya arası.
Hep bir gün bu hasret bitecek ve herkes köyüne geri dönecek diye süren,
Ama kimsenin hiçbir zaman köyüne dönemediği bir yolculuktu bizimkisi.
Ha bu gece bayram gecesi,
Ha her gece bayram gecesi.
Bu gece bayram gecesi.
Her taraf mavi, pembe, mor…
Bu gece bayram gecesi.
İçim içime sığmıyor.
Görünüyor suyun dibi,
Mahalle, komşular falan…
Her şey bıraktığım gibi.
Babamın öldüğü yalan!
Dilini ve dinini bilmediğimiz sabahlara uyanırım.
Yabancı yüzler görürüm yabancı sokaklarda.
Tanıdık acılar çeker, tanıdık sevdalar ararım.
Buralar hep soğuk, oralar değişmekte sanırım.
Hasret, acı ve sevda iki ülke arası.
Kapıkule’den sonrası düğün, bayram havası.
Yıllardır söyleyip durduğum hep,
Ben gurbette değilim anam, gurbet benim içimde şarkısı.
Düğünler ve bayramlar memlekete taşındı önce.
Sonra taşınmazlar arasına girdiler birer birer.
Ne düğünler ne bayramlar ne çocuklar ne de torunlar taşınır oldu.
Günden güne, yavaş yavaş eridi birgün memlekete dönebilme derdi.
Ve yıllar geçti aradan,
Adamın biri yıllar önce çocukluğunda bırakıp gittiği memlekete geri geldi.
Ama hali garipti.
Dönüp de bulmamak vardı seni.
Buralardan gitmiş olacağın aklımdaki son ihtimaldi.
Son ihtimaldi adresinin değişikliği.
Şaka mıydı, kader miydi?
Neden bomboş evimiz şimdi?
Bu gece bayram gecesi.
Her taraf mavi, pembe, mor…
Bu gece bayram gecesi.
İçim içime sığmıyor.
Görünüyor suyun dibi,
Mahalle, komşular falan…
Nazım Hikmet
1 Eylül 2009
Sinirleniyorum
31 Temmuz 2009
Gelecek demokrasinin...
15 Temmuz 2009
Özür sırası kimde?

14 Temmuz 2009
Denek gazeteci
3 Temmuz 2009
Sivil mi olsun asker mi?

18 Haziran 2009
Taş mı bağlıyoruz yoksa karalar mı..?
Usve-i Hasene’yi okurken birden insanoğlunun bugünkü hali geliyor akla. Obez hastalığının gündemden düşmediği, diyet reçetelerinin elden ele dolaştığı bir dönemde yaşayınca “taş bağlamak” ne ki diye geçiriyor insanoğlu.
İnsanoğlunun en tabii ihtiyaçlarından biridir yemesi. Hatta yaşam derdi, geçim derdi denen şeyin temel hedefi karnını doyurabilmesidir insanın. Ancak sapan hedef ihtiyaç ötesinin varlığını –lüks tüketimleri- gün yüzüne çıkarmıştır.
Nereden geldik buraya; Usve-i Hasene’den. Allah Resulünün uzun süre aç kalması konusundaki bahsi okurken kendisinin ve ashabının uzun süreli aç kaldıklarında karınlarına taş bağladıkları hususu dikkatimi çekti. Dipnotunda acıkınca karna taş bağlamanın, muhtemelen o günkü Araplar arasında yaygın bir adet olduğu belirtilmiş. Taş bağlamanın nasıl bir etkisi olduğunu doğrusu bu zamanda yaşayanların anlayacağını pek tahmin etmiyorum. Hatta bunu okurken bile hangi duygu ve düşünce ile okunduğu konusunda şüphelerim bulunuyor.
Bugünün insanı için karna taş bağlamak yerine açlık(!) halinde karalar bağlamak daha doğru bir davranış türü. Kimse haline şükretmiyor. Aç olan neredeyse yok, açlığı bırakalım, lüks tüketimin derdinde insanlar. Temel sorun ise kanaatsizlik. Hep bir basamak yukarıdakine bakmayı yeğliyor insanoğlu bir basamak aşağıdakine bakmek yerine. Asgari ücretlinin cebinde taşıdığı cep telefonu neredeyse aldığı maaşın iki katı fiyatına satılıyor ama olsun... O yine onu kullanıyor. Bilmiyor ki bu hali ile etrafındakilere caka satmak yerine rezil oluyor.
Şükürsüzlük ve kanaatsizlikten vazgeçildiğinde zengin olacağını bilmeli insaoğlu...
Usve-i Hasene'den ilgili bölüm için lütfen tıklayın.
16 Haziran 2009
Kartzedelere önemli hatırlatma

11 Haziran 2009
Kardeş Türküler

Kardeş Türküler'i duymayan kalmış mıdır? Bir kaç yıl önce yine böyle bir Haziran akşamında Harbiye Açık Havada izlediğim konserinden sonra her sene tekrarlanan etkinliklerine ne kadar katılmak istesem de bir türlü gidemediğim konserlerin bu yıl 10.sunu düzenliyorlarmış. Bu defa Kuruçeşme Arenada düzenlenecek konser 30 Haziran'da.
10 Haziran 2009
Rahmet diliyorum
22 Mayıs 2009
Ahmet Arsan
8 Mayıs 2009
Örnek Cami
17 Nisan 2009
Acaba minareler...?
17 Mart 2009
12 Mart 2009
Farid Farjad
4 Aralık 2008
26 Kasım 2008
CHP'nin çarşaflı açılımı
19 Kasım 2008
Dünya Tuvalet Günü
17 Kasım 2008
İlkel yasaklar/cezalar
25 Ekim 2008
Yasakçılara hayır!
Yazık bu yasakçı zihniyete, yazık bu teknolojiyi anlamayan ve anlamamak için direnen zihniyete...
21 Ekim 2008
Hünkar
11 Ekim 2008
Ekonomik krizin düşündürdükleri

30 Eylül 2008
Bayram mesajları

27 Eylül 2008
Cenaze namazı
16 Eylül 2008
Beş maddede düşüncelerim
- Başbakanın muhalefet boşluğunda bir medya grubunu kendisine muhalif partiymiş gibi görüp muhatap almasını, her hafta yeni bir açıklama yapmasını tasvip etmiyorum.
- Deniz Feneri Derneğinin bir kaç kişi yüzünden yaptığı iyiliklerinin unutulmasına gönlüm razı olmuyor. Fakat buna neden olanların da bu iyilik hareketinin aksamasına neden olan medyanın da o derneğin yardımlarıyla ayakta durabilen insanların ahına dayanabileceklerini pek sanmıyorum.
- Eyüp Camii etrafını iftar vaktinde piknik alanına çeviren insanları ne kadar anlayışla karşılamaya çalışsam da yapamıyorum.
- İftar çadırlarının ilk çıktığı dönemlerdeki işlevini tamamladığını, artık günlerin uzaması ile bunlara ihtiyaç kalmadığını, bunun yerine kumanya dağıtımı gibi daha mantıklı bir yöntemin uygulanmasının doğru olacağını, iftar çadırlarının eğlence merkezlerine dönüştüğünü düşünüyorum.
- Sultan Ahmet Camii ve sair diğer benzer alanları panayır alanına çeviren, içerde teravih kılınırken avluda konser proğramı yapılmasına göz yuman anlayışı da kınıyorum. Ramazan ayının içinde sadece oruç kaldı, gerisi boşaltıldı.
14 Eylül 2008
Özledim
30 Ağustos 2008
Cüzzamlı haşemalılar
Gerçekten de yazı okunduğunda yazarı Balçiçek Pamir taktir ediliyor. Neticede yazar kötü bir şey yazmamış, aksine kendi ifadesi ile; “ait olduğunu hissettiği topluluktan” çok farklı ve hoşgörülü yaklaşmış ve bunu ben de taktir ettim.
Benim asıl konum ise şu; yazıda üç örnek var, Bodrum'da haşemalı 2 bayan (ilk defa gitmişler Bodrum'a), İstanbul Kemerburgaz'da bir site sakininin annesinin başı kapalı olması ve İstanbul Levent'te bir İtalyan restoranına giden bir çift (bayanın başı kapalı).
Haşemalı 2 bayanın Bodrum'da ne işi var diye sorsam eminim şu soru ile karşılaşırım; “ne yani, haşemalıların yaşam hakkı yok mu?” Var, var olmasına var da, kendisine yakışacağı şekilde bir yaşam hakkı var. Yok öyle kafasının estiği yere gitme lüksü. Çarşamba'da mini etekli gezince rahatsız olmuyor musun onu giyen bayandan? Ya da cami ve civarlarında bu kıyafetle dolaşanlar rahatsızlık uyandırmıyor mu? Herkes kendisine yakışanı yapıyor. Jet Fazıl'ı boşuna mı tebrik ettik daha önceki bir yazımızda; artık dünya kadar alternatif tatil önerileri varken kala kala Bodrum mu kaldı gidecek yer? Kaldı ki İslam'da erkekler için olduğu kadar kadınlar için de bakılması haram olan görüntüler vardır. Detayını Ahmet Hakan eminim anlatır ancak şu kadar ki Bodrum'da plajda denize girmek kadın ve erkek tüm Müslümanlar için doğru karşılanmaz ve zaten bundan dolayıdır ki haremlik selamlık plajlar ve havuzlar çıkmıştır ortaya. Haşemalı iki kardeş ya bu durumdan haberdar değillerdir ya da amaçları başkadır diye düşünüyorum ben.
Diğer iki örneği de benzer kıyaslara konu edebiliriz ancak en dikkat çekici olanla yetinelim biz.
Dinin ve dindarlığın bu kadar yozlaştırılmasındaki temel faktörlerin ne olduğunu da sosyologlarla beraber din alimlerimiz inceleyip raporlasınlar, bizden bu kadar...
23 Ağustos 2008
Tatil
Biz esas tatilimizden bir kaç fotoğraf ve video sunalım.
Güneşin arkadan vurduğu yolculukları seviyorum. 4000 km yolculuğu güneşe karşı yapsak Atlas Okyanusuna ulaşırdık sanırım.***
Antakya'nın en eski camisi olarak bilinen Asi nehrinin bitişiğinde yer alan Ulu Cami. Kitabesinde Hicri 1117 tarihinde yapıldığı yazıyor.***
Antakya'nın Uzun Çarşısının kent tarihi kadar eski olduğu söylenir.***
En altta videosunu da izleyeceğiniz Uzun Çarşıdaki bu iş yerinde Hatay'ın meşhur künefesi için ham madde hazırlanıyor.***
Antakya'nın Yasin suresinde bahsedilen kent olduğu söylenir. Hz. İsa'nın iki havarisine işkence eden kentlilerle mücadele eden marangozun makamının da bulunduğu bu camiye Habib-i Neccar Cami denmiştir.***
Yayla kuzusu.***
Çocuklar merkebi o kadar koşturmuşlardıki fotoğrafı zor yetiştirdim gözden kaybolmadan.***
Bu da künefenin ham maddesi kadayıfın hazırlanışını gösteren bir video.

