23 Nisan 2007

Tarkan'dan Klasik Türk Müziği

Sanatçı Tarkan Tevetoğlu'nun müzik eğitimini Klasik Türk Müziği üzerine aldığını biliyorsunuzdur. Üsküdar Musiki Cemiyetinde aldığı eğitim üzerine seslendirdiği çok güzel yorumları vardır Tarkan'ın. Ancak popüler kültüre yenik düşerek eğilimini başka yönlere çevirmiştir.

Şimdi yine Ali'nin kuralları yüzünden doğrudan sayfaya ekleyemediğimizden sadece linkini vererek izlemenizi sağlayacağım videoda Tarkan ile Müzeyyen Senar'ın düetini izleyin de Tarkan'ın aslında Klasik Türk Müziği için ne denli değerli bir sanatçı olduğunu anlayın. Keşke daha çok Klasik Türk Müziği söylese, keşke toplumun üzerindeki sevgisini Klasik Türk Müziğinde yapacağı yorumlarla o yöne de çevirebilse... Güzel olurdu.

21 Nisan 2007

Merhaba

Herkese merhaba,

Öncelikle Ali'ye blogunda yazı yazmama izin verdiği için teşekkür ediyorum. Ali'nin blogunda yazmak gerçekten zormuş, öyle kolay bir şey sanmayın lütfen. Ve sadece bu zorluğu aşabilmiş olmalarından dolayı önceki yazarları tebrik ediyorum.

Ali'nin çeşitli şartları oldu. Bunların bazıları şekil şartları bazıları da esasa ilişkindi. Mesela yazıları paragraflamak, paragraflar arasında birer satır boşluk bırakmak vs. gibi şekil şartlarının yanında müstehcen konulara girmeme, argo kelimeler kullanmama gibi içeriğe ilişkin şartları da vardı. Hatta gerekirse sansürleme bile yapacağını söyledi. Varın sizler düşünün böyle bir blogda yazar olabilmeyi.

İşte bu zorlukları aşabilmiş ve ilk yazımı yazıyor olmaktan dolayı son derece sevinçliyim.

* * * * *

Konularımda sınırlama olmayacak. Aynen Ali'nin yazdığı gibi her telden yazabileceğim. Ali biraz daha kendisi için yazıyor gibiydi ama ben de kendisi için yazacağım. Kendim için yazmayacağım yani. (Ben şimdi bu noktada bir gülme ifadesi eklerdim ama Ali ile yaptığımız anlaşmamıza uyarak o ifadelere yazı içerisinde yer vermiyorum.)

Bu sıralar Ali'den çok beni görebilirsiniz blogda. Ali, bayram gecesi uyurken bayramlık elbiselerini başucuna koyan çocuklar gibi damatlık elbiseleri ve ayakkabısını başucuna koyup blogunu düşünmeden rahat rahat uyusun diye blogun bayrağını elimden geldiğince ben taşıyacağım.

Aralıklarla da olsa sizlerle karşılaşacak olmanın heyecanıyla tekrar hepinizi selamlar, yazılarıma yorumlarınızı, blogumuza ziyaretlerinizi beklerim efendim.

18 Nisan 2007

Davet

Bir süre önce bloguma yazar aradığımı söylediğim halde pek rağbet olmadı. Ancak blogumu sessiz sedasız izleyen çok değerli arkadaşım A.Selim Can hafta sonu mail yazarak blogumda yazabileceğini söyledi. Ben de memnuniyetle kabul ettim. Özellikle önümüzdeki dönemde özel hayatımdaki yoğunluğumu dikkate alan ve bu yüzden bana yardımcı olmaya karar veren Selim'e teşekkürü bir borç bilirken bu vesile ile blog takipçilerimi de özel hayatımdaki değişikliğe şahit olmaya davet ediyorum.

Zaman ve yerini öğrenerek düğüne iştirak etmek isteyenler bu yazıya yorum yazarak iletişim bilgilerini verirlerse ben onlarla iletişim kurup gerekli bilgileri vereceğim.

Bu yazıya yapılan yorumlar iletişim bilgileri gibi özel bilgiler ihtiva ettiği taktirde yayınlanmayacaktır.

16 Nisan 2007

Osmanlıca Blog

Çok değerli bir büyüğümüz Osmanlıca için eskimez yazı der. Malum, çok çevrelerde Osmanlıcadan eski yazı diye bahsedilir. O büyüğümüz de o yazının Kur'an yazısı olmasından hareketle eskimez yazı olduğunu anlatmaya çalışır.

Başka Osmanlıca blog var mıdır bilmiyorum ama benim ilk defa rastladığım bir http://osmanlicam.blogspot.com Osmanlıcaya biraz ilgisi olanların takip etmelerinde fayda olacağını düşünüyorum. Blog yazarı "Sevgili Muhammed"i de tebrik ediyorum.

15 Nisan 2007

3 x 3 = ?

Yemek bloglarının sahipleri çok akıllı olmalılar. Ne yapıp edip bizler gibi yemekle alakası olmayanları bile blog kurallarını kullanarak yemek tarifi yapmaya zorlamışlar. Beni bu işe davet eden işitme kaybı, onu ise yemek tarifleri yapan bir blogcu arkadaş bu işe sokmuş. Görüldüğü üzere iki adım sonrası yemek blogu.

Şimdi benim gibi son 7 senesini yalnız geçirmiş, son 13 senesini de aileden uzaklarda geçirmiş birinden ne tarifler çıkar! Zaten bu gidişle pek yakında Oktay ustanın en büyük rakibi, korkulu rüyası olacağım galiba.

Oyunun kurallarını çözebilmem ancak mümkün olduğundan bir kuralı yerine getiremediğimden beni bu oyuna davet eden arkadaşımızdan özür diliyorum. 3 gün içinde cevaplamam gerekiyormuş ama ben bu süreyi geçirdim.

Uzun lafın kısası efendim; benim gibi biri için mutfak denildiğinde ilk akla gelecek olan sahanda yumurtadır. Ancak yağ olarak kesinlikle tereyağı tercihimdir. İkinci olarak makarna tabii ki. Son olarak da çoban salata.

Peki bunları kimlere ithaf edeceğim ben şimdi? Oyunun bir kuralını bozdum zaten, bu kuralı da bozsam bir şey olmaz sanırım. Çünkü etrafımdaki herkes bu oyundan nasibini almış, bana bir şey kalmamış, serçe parmak misali.

* * *

Soruları cevaplayacak olursam;

Daha önce Hatay'da yaşadım, halen İstanbul'da yaşıyorum. Çok monoton bir düzenim var yani.

Tatil için gittiğim, gördüğüm ve önerdiğim yer merak edilmiş; bunun da tek cevabı İstanbul. İstanbul'da yaşayıp da İstanbul'un bir çok güzelliklerini keşfedememiş nice insanların olduğu düşünülürse gayet güzel bir öneri bence.

Yaşamak istediğim şehirler; Medine, İstanbul.

Şu anki mesleğim avukat. (Bağlı olduğum baroya not: Reklam yasağımız var ama sorulduğu için cevapladım.)

Dünyaya ikinci bir defa gelseydim doktor olurdum. Nasıl olsa avukatlığı denedim, bir de başka meslek öğrenelim.

"Kesinlikle ben yapmazdım" dediğim meslek kompresörcülük. O yolları kıran ve delen ve titreyen insanlar var ya, hah işte ondan olmak istemezdim.

Yaşam felsefemi oluşturan sözlerden biri "insanın insan eden ahlaktır".

Bir kitapdan alınma, çok sevdiğim bir cümle veya paragraf veya bölüm merak ediliyor, "hayatta en hakiki mürşit ilimdir".

Çok sevdiğim bir şiirden bir parça; Mehmet Akif'in Çanakkale Şehitlerine şiirini olduğu gibi buraya aktarmaktansa dilerseniz buyrun okuyalım.