8 Mart 2007

Ah Kadınlar!

Hızlı adımlarla geçen bir günün mesai saati bitimine doğru İstanbul’un adliyeleri arasında mekik dokuyan ve gün içindeki 3. adliyesinde memurların işi askıya aldıkları bir saatte iş yaptırma derdinde olan avukat kan ter içinde mahkeme kalemine daldı. Gördüğü ilk bayan memureye elindeki dilekçeyi uzattı ve kaydını yapmasını talep etti. Ancak memure dilekçeye hakimden havale alındıktan sonra, kaydını yapabileceğini söyledi. Bunun üzerine hakime giden avukat, hakimin yerinde olmadığını gördü ve kaleme döndü. Memure, “ha, evet, hastaneye gitmişti” diyerek adeta avukatı çileden çıkarma derdinde olduğunu ispat ediyordu.

O sırada müdire hanımın elinde bir çiçek ve çiçeği kokladığını gören avukatın jetonu düştü ve hafif bir refleksle müdire hanıma dönüp, tüm şirinliği ile “gününüz kutlu olsun efendim, ne mutlu size, böyle günleriniz var” dedi ve dilekçeyi uzattı. Müdire hanım, “ah, çok teşekkür ederim, çok naziksiniz” cevabı ile birlikte elini uzattığı dilekçeyi aldı ve kaydını yaptı.

Mola

Hayır hayır, bazı blogcu arkadaşlar gibi bloglamaya bir süre ara vereceğimi söylemek istemiyorum başlıkla. Benim molam başka bir konuda.

Geçen yıl 9 Martta başlayan Dünya Erkekler Günleri'ne (!) bir gün ara veriyoruz ve bugünü Dünya Kadınlarına armağan ediyoruz. Yazık değil mi? Senede bir gün bile günleri olmasın mı? Her gün her gün erkeklere ait günlerden de usanıyoruz zaten. Bir günlük istirahat etmiş oluruz hem.

Hadi bakalım, tüm erkeklerden Dünya Kadınları'na günlerini tebrik etmelerini talep ediyoruz. Bu özel güne saygı gösterelim lütfen.

5 Mart 2007

Dama

MSN'de bazen yeğenlerimle dama oynuyorum ama ben MSN'deki damayı hiç bilmezdim, yeni öğrendim o damayı. Benim bildiğim dama galiba Farisi kökenli bir dama. Daha zevkli ve zeka isteyen bir oyun, MSN'dekine göre.

Geçmişte yaz tatillerinde çok oynardım bahsettiğim dama oyununu. Rakibim de şimdi -Allah selamet versin- 80 yaşlarında olan çok sevdiğimiz bir amcamızdı. O emekliliğinin keyfini çıkarırdı, ben de tatilin... Çok eskiden rakipsizmiş ama benim bitmez tükenmez savunma sabrım karşısında dayanamayıp hücuma geçer ve yenilirdi.

Uzun yıllar sonra üniversite yıllarımda şarklı bir dostumla oynadım damayı. O yaşlı amca ile oynadığımız oyunlardaki kabiliyetime bakarak kendime güveniyordum oyunda. Ancak damanın gerçekten de basit bir oyun olmayıp ciddi bir zeka oyunu olduğunu o dost gösterdi bana. İşte o dostun bana yaptığının aşağı yukarı aynısının You Tube'daki videosu.

Kasım Amcaya ve Lali'ye ithafen...

Bir Türkiye Gerçeği

Ertuğrul Özkök yıllar önce bir yazısında anlatmıştı: Gittiği bir dâvette değişik gazetelerin yönetici kadroları, yazarları, yazı işleri sorumluları varmış… Akıllarına gelmiş, birkaç gün sonra yapılacak genel seçimin sonucuna ışık tutabilsin diye ortaya bir sandık koyup dâvetlilerin oy kullanmasını istemişler… Sandık açılınca gerçek seçimde yüzde 1'in altında oy alacak bir partinin oyların çoğunu topladığı görülmüş… Sonra akıllarına gelmiş, evde çalışan, yemekleri pişiren ve servis edenler için de bir sandık koymuşlar; öteki sandıkta tek bir oy bile almamış muhafazakâr bir partinin oyları silip süpürdüğü görülmüş…

Bu bir Türkiye gerçeği işte…

28 Şubat 2007

Hatem-i Tai

Sahabeden Adiyy b. Hatem'in babası, Tay kabilesinin reisi, cahiliyet döneminde yaşamış, Hristiyan ve cömertliği ile şöhret bulmuş bir insan.

O dönemde at sahibi olmak çok önemlidir. Araplarda da daha bir önemlidir. Hatem-i Tai de çok güzel bir at alır ve atın güzelliği şöhret bulur. Atın şöhretini duyanlardan biri ata sahip olmak için Hatem-i Tai'yi ziyarete gider. Hatem cömertliğine uygun biçimde misafirini ağırlar, yedirir içirir. Adam nihayet söze girer ve atı sorar. Hatem "size ikram edecek bir yiyeceğimiz yoktu ve o atı az önce kesip etini birlikte yedik" der.

İşte bu zatın bir başka hikayesi, Lemalar'dan;

Bir zaman, dünyaca sehavetle meşhur Hatem-i Tai, mühim bir ziyafet veriyor. Misafirlerine gayet fazla hediyeler verdiği vakit, çölde gezmeye çıkıyor. Bakar ki, bir ihtiyar fakir adam, bir yük dikenli çalı ve gevenleri beline yüklemiş, cesedine batıyor, kanatıyor. Hatem ona dedi:

"Hatem-i Tai, hediyelerle beraber mühim bir ziyafet veriyor. Sen de oraya git; beş kuruşluk çalı yüküne bedel beş yüz kuruş alırsın."

O muktesit ihtiyar demiş ki: "Ben bu dikenli yükümü izzetimle çekerim, kaldırırım; Hatem-i Tai'nin minnetini almam."

Sonra Hatem-i Tai'den sormuşlar: "Sen kendinden daha civanmert, aziz kimi bulmuşsun?"

Demiş: "İşte o sahrada rast geldiğim o muktesit ihtiyarı benden daha aziz, daha yüksek, daha civanmert gördüm."