7 Temmuz 2006

Cuma Namazından İzlenimler

Hutbelerin sonunda umumiyetle şu ayet okunur; “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. (Nahl 90) Önceleri sadece arapçası okunurdu. Son 6-7 senedir meali de okunmaya başlandı.

Bunu daha önce ofisimin bulunduğu yerdeki caminin imamı şu şekilde aktarırdı cemaate; “Şüphesiz ki Allah adaletli davranmamızı, iyilik yapmamızı, yakınlara yardım etmemizi emreder. Hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı da men eder. O düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”

Şimdiki Cuma’yı eda ettiğim caminin imamı ise şu şekilde aktarıyor; “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutalım diye bize öğüt veriyor.”

Aradaki fark, uzun zaman hocalar aleyhine kullanılan argümanları destekleyen bir fark. Çok mülayim bir hoca efendi idi ama bir türlü bunu ona söyleyememiştim.

İkinci bir izlenim; Sahabeler ön safta yer alabilmek için birbirleri ile yarışırlarmış. Hatta o kadar sıkıştırırlarmış ki birbirilerini giysilerinin omuz kısımlarının yırtıldığı olurmuş. Şimdiki cemaat ne yapıyor? Önde bir kişilik yer boşaldığında kimse oraya geçmiyor. Yanındaki itenler de var, güya ona iltifat etmiş oluyor. Basit konular da olsa bana kalırsa geri planında çok derinlikler bulunan konular bunlar. O yüzden de aklıma geldi, yazdım…

6 Temmuz 2006

AB'yi Niçin İstiyoruz?

Uzunca biz zamandır bu blogda düzenlediğim Türkiye Avrupa Birliğine(AB) girsin mi diye sorduğum anketten % 54 ‘Evet’ çıktı. % 46 ise ‘Hayır’

Türkiye 12 Eylül 1963 Ankara Anlaşmasından bu yana AB için adım atmakta, bazen içerden bazen dışardan gördüğü engellemelerle geçen 44 sene içinde henüz ortaklık bünyesinde yer alamadı. En iyimser tahminlerle önümüzdeki 15 yıl içerisinde de yer alamayacak.

Peki AB’yi niçin istiyoruz? Özellikle de 28 Şubat sürecinden sonra ülkemizde AB yandaşlığı ciddi ölçüde taraftar kazanmıştır. Hatta o güne kadar karşıt olan zihniyetler dahi yandaş olmuşlardır. Bunun geri planında “denize düşen yılana sarılır” misali bir endişe mi söz konusu idi acaba? Anketi hazırlarken en çok düşündüğüm nokta buydu. 28 Şubat sürecinin mağdurları herkesin malumu olduğu üzere ağırlıklı olarak dini hassasiyetleri olanlardı. O dönemin sancılı konu başlıklarının en başlarında başörtüsü ve İmam Hatip Liseleri sıkıntıları sıralanabilir… ve bu başlıkların mağdurları kendilerine kurtarıcı olarak AB’yi görmeye başladılar ve mağduriyetlerini AB’nin kurumlarından sayılabilecek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine(AİHM) iletmeye başladılar. Oysa geçen sürede de görüldü ki AİHM öyle sanıldığı gibi her şeyi objektif kriterlerle değerlendiren bir kurum değildi.

İlk okuldan itibaren ruhumuza sürekli enjekte edilen bağımsızlık hissimizi AB söz konusu olduğunda neden farklı yönlendiriyoruz. Birilerinin yönlendirmesi ile mi özgürlükçü olmak zorundayız. Yoksa bizim kendi kendimize düzenleme ve düzeltme yeteneğimiz sahiden de elimizden alınmış mı? AB’nin elbette çok uygar ve denenmiş uygulama ve düzenlemeleri var. Ancak biz bunları neden illa onların dayatması ile yapmak zorunda kalıyoruz? Biz kendimiz bu düzenlemeleri yapmayı ve yaptırmayı beceremiyor muyuz? Uygulamaz ve uygulatamaz mıyız? Nedir sıkıntımız?

Ya da AB’yi isteyenler takiye mi yapıyorlar acaba?

5 Temmuz 2006

İtiraf


Bu akşam Almanya-İtalya maçını izlerken birazcık kanserojen takıldım.

28 Haziran 2006

Teşekkür

Antep'ten baklava mı isterdiniz? Ya da Urfa'dan çiğköfte? Yoksa Adana'dan acılı mı? Belki de Maraş'tan dondurma isterdik... Veya biraz daha Orta Anadolu'dan, Çorum'dan leblebi mi? Gönen'den pirinç? Akşehir'den napolyon kiraz?

Hatay'dan künefe? Malatya'dan kayısı?

Hayır hayır, ben hiç birini istemezdim bunun kadar! Kayısı Malatay'dan değil ama işte bu fotoğrafını gördüğümüz Hatay'daki babamın ektiği ağaçtan, elleri ile topladığı, tamamen organik kayısılar sabahın sürprizi oldu.

27 Haziran 2006

Seyahat Edin, Sıhhat Bulun!

Uzun zaman olmuş, özlemişim, arkadaşlarımla bir araya gelip sabah ezanlarına kadar ilmi, siyasi, hukuki, dini, ictimai ne kadar konu varsa hepsini tek tek masaya yatırıp enine boyuna konuşmayı…




Hafta sonu bir arkadaşımla birlikte iki arkadaşımızı ziyarete gittik Bandırma’ya. Hem arkadaş, hem deniz, hem yeşil… hepsi bir araya gelince doyumsuz oldu. “Seyahat edin sıhhat bulun” hadisini de hakka’l yakin yaşadığımı hissettim. Yaklaşık bir aydır devam eden genzimdeki akıntı ve öksürük biraz da tuzlu suyun etkisi ile olsa gerek kesildi. Kafamın dinlenmiş olması da ayrı tabi...


Bu iki fotoğraf haritanın üst tarafında gördüğümüz Erdek ve Bandırma körfezlerinin kesiştiği tepeden körfezlerin görüntüsü. Üstteki Bandırma Körfezi, alttaki Erdek Körfezi.
Bu da Edincik'ten harabeye dönmüş cumbalı bir ev. Erdek'e bağlı bir kasaba olan Edincik yukarıdaki iki körfeze nazır bir tepede kurulmuş, zeytinlikler arasında kaybolmuş, şirin mi şirin bir kasaba.
Her yer buram buram tarih kokuyor aynı zamanda.
Ve az öncesinde yüzdüğümüz yerin yukarıdan manzarası...
Erdek'te dizilmiş tekneler ve şanlı bayrak...