5 Temmuz 2007

Cepsiz Bir Gün

Önceki gün sabah erkenden yola çıkıp boğazın yoğun trafiğine girdiğimde birden cep telefonumu evde unuttuğumu anladım. Önce garip bir duygu sardı bedenimi; kendimi bir an kısıtlanmış, özgürlüğünü yitirmiş biri gibi hissettim. Adapazarı'na gidiyordum ve gün boyu telefonum yanımda olmayacaktı. Duruşmaya yetişememe riskim olsa mahkeme kalemine telefon açıp biraz beklemelerini, yolda olduğumu söyleyemeyecektim. Duruşma salonunun kapısında beni bekleyen müvekkil telefonum cevap vermediğinde sabırsızlanacaktı. Sorunsuz bir şekilde Adapazarı'na ulaştığımı tek tuşa basarak yakınlarıma iletemeyecektim. Duruşma sonrası telefonuma sarılıp meslektaşlarımla davayı müzakere edemeyecektim.

Tüm bunlara rağmen bir an düşündüm ve "Ali, bugünün tadını çıkar" dedim kendi kendime. Köprüyü geçtiğimde trafiğin de yoğunluğu bitmişti. Düşündüm; "kaza yapsam ya da lastik patlasa ya da yardıma ihtiyacım olsa ne yaparım?" "Boş veeer" dedim ve bastım gaza. Telefon yoktu yanımda, mutluydum, özgürdüm. Kimse beni rahatsız edemeyecek, nerde olduğumu soramayacak, duruşmaya yetişecek miyim stresi yaşamayacaktım.


Adapazarı'na ulaştığımda duruşmanın öğleden sonraya kaldığını öğrendim. Telefonsuz günün tadını çıkarmak için güzel bir fırsattı bu. Adapazarı'na açıldım. Caddelerinde sokaklarında dolaştım. Kafelerinde oturdum. Telefonsuzdum, mutluydum. PTT'yi gördüm birden karşımda ama Ptt olmuştu PTT. İçeri girdim, bir kart aldım. Yeşil renkli 30 kontörlük ince kartı beklerken kırmızı renkli, üzerinde altın sarısı çipi olan akıllı kart diye bir kart verdiler 50 kontörlük. Yıllar sonra bir telefon kulübesine girdim. Ezberimde kalmış telefon numaralarını şöyle bir aklımdan geçirdim. Sadece bir kaç tane... Aramam gerekenleri aradım.

Duruşmaya girdiğimde elim cebime gitti, telefonu sessize almak için. Cebim boştu.

Kayıtsız biçimde geçirdiğim bir günün sonunda telefounumu elime aldığımda 18 cevapsız çağrı vardı.

2 Temmuz 2007

Nerde Bu Kahya?

Nerde bu Kahya? Kayboldu! Ona Cem Karaca'dan 'Kahya Yahya'yı gönderiyorum.

Kahya Yahya

Diskoteğin önünde kahya durmuşum
Araba plakasından fallar tutmuşum
İçeri giren sarı kız bana baksaydı
Baksaydıda bana bana benim olsaydı
Olmaz olmaz bilirim ben kahya yahya
O kimbilir kimin nesi ben kahya yahya

Şu istanbul şehrinden neler ummuşum
Ummuşumda sadece yutkunmuşum
İçeri giren sarı kız bana baksaydı
Baksaydıda bana bana benim olsaydı
Olmaz olmaz bilirim ben kahya yahya

Dur be oğlum kahya yahya gel haddini bil
Sen kahyasın kahya gibi kahyalığını bil
İceri giren sarı kız bana bakmazki
Baksa bile bana bana benim olmazki
Olmaz olmaz bilirim ben kahya yahya

22 Haziran 2007

İnşaallah!

Bu Hanımefendinin yeri meclis olmalıydı. Keşke seçilebilecek bir yerde seçtirebilecek bir partide olsaydı. İnşaallah.

19 Haziran 2007

Anayasa Değişiklik Paketinin Akıbeti

1982 Anayasası birçok hukukçunun fazlasıyla detaylı bulduğu bir Anayasadır. O kadar ki 1982 Anayasasının ‘tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması’ başlığı altında düzenlenmiş maddesi bile vardır. Ancak hepimizin bildiği üzere böyle bir Anayasadan 367 yorumu bile çıkartıldı.

Son Anayasa değişiklik paketinin akıbetinin ne olacağı 367 yorumunun çıkartıldığı bir hukuk dünyasında belirsizliğini korumaya mahkûmdur. Öncelikle değişiklik paketindeki bir maddenin 366 oyla kabul edilmiş olması Anayasaya aykırı değildir. Çünkü Anayasanın 175. maddesi anayasa değişikliklerinin hangi oy oranları ile kabul edileceğine dair ayrıntılı bir düzenleme getirmiştir. Söz konusu maddeye göre Anayasa değişikliklerinin kabul edilme oranları beşte üç ve üçte iki şeklinde düzenlenmiştir ki bu da 330 ile 367 rakamlarını karşılamaktadır. Maddenin 3. fıkrası “Meclisçe üye tamsayısının beşte üçü ile veya üçte ikisinden az oyla kabul edilen Anayasa değişikliği hakkındaki Kanun, Cumhurbaşkanı tarafından Meclise iade edilmediği takdirde halkoyuna sunulmak üzere Resmî Gazetede yayımlanır” demek sureti ile 330–367 aralığında kabul edilen bir Anayasa değişikliğinin referanduma götürülmesi gerektiğinden bahsetmiştir. Kaldı ki 366 oy değişiklik paketinin tümü üzerindeki oylamada değil, sadece bir maddede söz konusudur. Ve Sayın Cumhurbaşkanı paketin tamamını referanduma göndermekle bahsi geçebilecek usulsüzlüğü de önlemiştir. Bununla beraber mahkemeye müracaat etmiş olmasını anlamak mümkün değildir. Oysa Sayın Cumhurbaşkanı değişiklik paketini onaylayıp referanduma göndermemiş olsaydı bu durumda belki bir usulsüzlükten söz edilebilirdi.

Anayasa Mahkemesi’nin CHP’nin müracaatını bekletip Sayın Cumhurbaşkanının müracaatı ile birleştirmesine yönelik yorumumuzu da gelecek yazımıza bırakalım.

16 Haziran 2007

Adalet Nasıl Geciktiriliyor?

Geçtiğimiz hafta bir meslektaşımdan dinlediğim hadise adaletin nasıl gecikti(rildi)ğine dair güzel bir örnekti.

Avukatın dava açabilmesi için vekaletnamesini dava dosyasına eklemesi gerekir. Vekaletnamelere ise Baro Pulu denen bir pul yapıştırma zorunluluğumuz var. 2007 yılı için 3,30 YTL değerindeki bu pulu dosyaya ibraz edilen her vekaletnameye eklemek gerekiyor. Bu pulun getirisi ile de stajer avukatlara burs vs. imkanları sağlanıyor.

2005 yılına ait Baro Pulu

Erzurum'da dava açması gereken meslektaşımız dava dilekçesini ve vekaletnameyi muhabere yolu ile İstanbul mahkemelerinden Erzurum'a gönderiyor. Harcı yatırılan dava bu şekliyle açılmış sayılıyor. Ancak meslektaşımız Baro Pulunu yapıştırmayı unutuyor. Neticede davanın her aşamasında giderilebilecek bir eksiklik olan Baro Pulu yapıştırılmadığı için mahkemeden gelen yazı ile davanın usul yönünden eksikliğinin giderilmesinden sonra dosyanın inceleneceği belirtiliyor. Ve bu yazı için İstanbul'a 4,00 YTL'lik tebliğ masrafı yapılıyor. Ayrıca oradaki memurun sarfettiği emek, Erzurum ve İstanbul'daki posta memurlarının emeklerinden dolayı kaybolan katma değeri bilmiyoruz.

Tüm bunlardan sonra tebligatların neden zamanında ulaştırılamadığını, adaletin niçin geç işlediğini sorgulamaya kimin hakkı var?