Cepsiz Bir Gün

Önceki gün sabah erkenden yola çıkıp boğazın yoğun trafiğine girdiğimde birden cep telefonumu evde unuttuğumu anladım. Önce garip bir duygu sardı bedenimi; kendimi bir an kısıtlanmış, özgürlüğünü yitirmiş biri gibi hissettim. Adapazarı'na gidiyordum ve gün boyu telefonum yanımda olmayacaktı. Duruşmaya yetişememe riskim olsa mahkeme kalemine telefon açıp biraz beklemelerini, yolda olduğumu söyleyemeyecektim. Duruşma salonunun kapısında beni bekleyen müvekkil telefonum cevap vermediğinde sabırsızlanacaktı. Sorunsuz bir şekilde Adapazarı'na ulaştığımı tek tuşa basarak yakınlarıma iletemeyecektim. Duruşma sonrası telefonuma sarılıp meslektaşlarımla davayı müzakere edemeyecektim.

Tüm bunlara rağmen bir an düşündüm ve "Ali, bugünün tadını çıkar" dedim kendi kendime. Köprüyü geçtiğimde trafiğin de yoğunluğu bitmişti. Düşündüm; "kaza yapsam ya da lastik patlasa ya da yardıma ihtiyacım olsa ne yaparım?" "Boş veeer" dedim ve bastım gaza. Telefon yoktu yanımda, mutluydum, özgürdüm. Kimse beni rahatsız edemeyecek, nerde olduğumu soramayacak, duruşmaya yetişecek miyim stresi yaşamayacaktım.


Adapazarı'na ulaştığımda duruşmanın öğleden sonraya kaldığını öğrendim. Telefonsuz günün tadını çıkarmak için güzel bir fırsattı bu. Adapazarı'na açıldım. Caddelerinde sokaklarında dolaştım. Kafelerinde oturdum. Telefonsuzdum, mutluydum. PTT'yi gördüm birden karşımda ama Ptt olmuştu PTT. İçeri girdim, bir kart aldım. Yeşil renkli 30 kontörlük ince kartı beklerken kırmızı renkli, üzerinde altın sarısı çipi olan akıllı kart diye bir kart verdiler 50 kontörlük. Yıllar sonra bir telefon kulübesine girdim. Ezberimde kalmış telefon numaralarını şöyle bir aklımdan geçirdim. Sadece bir kaç tane... Aramam gerekenleri aradım.

Duruşmaya girdiğimde elim cebime gitti, telefonu sessize almak için. Cebim boştu.

Kayıtsız biçimde geçirdiğim bir günün sonunda telefounumu elime aldığımda 18 cevapsız çağrı vardı.

Yorum Gönder