15 Mart 2006

Örnek Cami

Geçenlerde gazetenin birinde Türkiye'deki cami sayısının İran'daki cami sayısından çok olduğu yazıyordu. Gerçekten de bizim insanımız dinimizin üzerinde hassasiyetle durduğu hayır hasenat konusunda birbirleri ile yarışırlar. Hiç bir camimizin devlet desteği ile yapılmadığı göz önünde bulundurulursa bu hususu daha iyi kavrarız sanırım.

Ancak insanların bu hayır yarışlarını taktirle karşılamakla beraber bir iki konuya değinmek istiyorum; bunlardan birincisi, camilerimiz ne yazıkki bilinçsizce yapılmaktadır. En sık gördüğüm örneği, yaz mevsimlerinde pencere kenarında namaz kılamazsınız. Neden? Çünkü sıcaktan açılan pencere 180 derece değil de 90 derece açılır. Çünkü mimarisi öyledir. Hiç bir camiye havalandırma sistemi yapılmaz. Camilerin konumları itibarı ile de oransızlık vardır, küçücük bir mahallede onlarca cami, büyük mahallede 3 tane cami olması gibi... Camilerin WC ve şadırvanları ne yazıkki müslümanlara yakışmayacak şekildedir. Bu sıralandıkça uzayacak bir listedir.

İkinci bir konu ise, mimari gelişim gösteremiyoruz. Mimarisi ile övünç duyduğumuz Osmanlı bile kendi içinde bir değişim gösterebilmiş iken, biz modern mimarinin içinde olmamıza rağmen hala aynı cami stilleri ile devam ediyoruz. Elbette Süleymaniye'ye Sultanahmet'e bir şey diyemeyiz, denilemez de. Fakat taklitten öteye gitmeyen bu durumdan benim artık sıkıldığımı söylemem gerekiyor. Estetik, yeni bir mimari stilde yapılmış modern camiler istiyorum ben, yok mu 400 sene öncesinin mimarisini modern mimari ile birleştirebilecek bir mimar bu ülkede, bu alemde?

Gelelim örnek camiye. Fotoğrafını gördüğünüz bu cami Sultanahmet tramvay durağının hemen bitişiğindeki Firuz Ağa Camiidir. İnşaa tarihi 1491. Caminin avlusundan girdiğiniz anda temizliğini hisedersiniz. WC'si bir çok camiye göre temiz olup abdest alma bölümü de gayet düzenli ve kış aylarında sıcak suyu bile var. Cami yerden ısıtmalı ve camiler içinde ilk oda spreyi kullanan cami idi sanırım, sonradan başka camilerde de görmeye başladım. Yazın en sıcak günlerinin en serin camisidir aynı zamanda, klimalar sürekli çalışır. Halılarını da şimdiye kadar hiç bir zaman tozlu kirli görmedim. Bu caminin tüm görevlilerini can-ı gönülden tebrik etmek gerekir. Mimarisini de zikretmeye gerek yok sanırım.

14 Mart 2006

Gelincik

“Sevgili hocam;

Biz sizin kalbinizi kıran saygısız sevgisiz öğrencileriniz. Kızınca güzel kızıyorsunuz ve ben hep sizin kötü öğrencisiniz olarak sürecem. Çünkü ben sizin en kötü öğrencinizim. Ama siz siz varya siz en güzel öğretmensiniz Ama ben ve arkadaşlarım size laik olamadık ve ben çocuk bebeğim ya sizin dersinizi anlamayan öğrencinizim. Ben böyle anlıyorum Her zaman dediğiniz için… Ama sunu bilin ben kötü çocuk, bebek, saygısız, sevgisiz öğrenciniz olsam bile sunu bilin… BEN SİZİ BİR ÖĞRETMEN OLARAKTA BİR ADAM-İNSAN OLARAKTA SEVİYORUM VE SEVECEM…”

Henüz 11 yaşında bir talebemin tamamen duygusal ölçülerle kaleme alınmış değerlendirmesiydi okuduğunuz… biraz ümitsizlik, biraz kırgınlık, az biraz da sitem; ama en çok sevgi içeren bir değerlendirme…

Bol bol dil yanlışlıkları dikkatinizi çekmiş olabilir, Eee yurt dışında dünyaya gelmiş ve 6 yaşında Türkiye’ ye gelmiş birinden ancak…

Tabi bir de duygusallık dikkatinizi çekmiştir… Hafta içini annesinin yanında hafta sonunu da babasının yanında (tabi yurt dışında değilse) geçiren anne-baba ayrı bir ailenin küçük Hatice’ sinden ancak bu kadar…

İşin garibi Hatice en sevdiğim ve alakadar olduğum öğrencilerdendir… peki onu hayata ümitsiz bakmaya ve hayatta narin bir çiçek gibi kırılgan olmaya iten neden sizce nedir? Tabi buna neden olanlar da pişmandır herhalde ama bu, Hatice’nin hayatındaki, hayata ümitli bakma duygusunu geri getirir mi?

En önemlisi de Hatice’nin, benim cevaplamaktan aciz kaldığım, sorusuna cevap verebilir mi? “ Hocam, neden babalar hep çocuklarını bırakıp giderler?”

Fatih İŞGÖREN

13 Mart 2006

Fatih Terim Ve Türk Futbolu

Özellikle olaylı Türkiye-İsviçre maçlarından sonra Fatih Terim ve Türk futbolu daha çok tartışılmaya başlandı. Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldur. Bunun en bariz örneğini bu süreçte ulusal spor basınında görme, okuma fırsatını bulduk.

Türk futbolunda 1990’lı yıllardan başlayıpta 2002 Dünya kupası finallerine kadar devam eden başarısında Fatih Terim gerçeği tartışılmazdır. Bu zaman dilimi içerisinde kazanılan başarılara imza atan jenerasyonu Türk futboluna kazandıran isim de Fatih Terimdir. Bence asıl tartışılması gereken; bu kadar zaman geçmesine rağmen neden başka Fatih Terimlerin çıkmadığı, neden başka kulüplerimizin uluslar arası arenada başarılı olamadığı, Dünya Kupası finallerinde kazanılan üçüncülükten sonra futbolumuzun neden bir duraklama dönemine girdiğidir?

Unutmayalım ki Türk futbol tarihinde bir Fatih Terim'den önceki futbol adına kara günler, bol skorlu mağlubiyetler vardı, bir de Fatih Terim sonrası kazanılan başarılar, kupalar, ilkler var. Başarı elbet ekip ruhuyla, planla, azimle, çalışmayla, vizyonla kazanılır. Fatih Terim de o ekibin lideri, organizatörüydü. Elbet beşerdir, şaşar ama bu gerçekleri ortadan kaldırmaz.

Türk futbolunun bir duraklama döneminde olduğu gerçektir. Bunun ortadan kalkması ve tekrar eski başarılı günlere dönülmesi için bilgi ve birikimi olan, vizyon sahibi yönetimlere ihtiyaç duyulduğu gibi ülkedeki istikbal vadeden gençleri de bulmalı ve milli takımlara kazandırılmalıdır. Bu elbet bir geçiş dönemidir. Türk futbol tarihinde en büyük başarılara imza atan nesil artık bayrağı geriden gelen gençlere devretmelidir..

Fethi Kaya

12 Mart 2006

Yeni Yazar - 3

Blogumuz zenginleşiyor. 20 yıldır sporla iç içe yaşayan, daha önce başka internet sitelerinde de spor yazarlığı yapmış olan Fethi Kaya'yı haftada bir, futbol ağırlıklı olmak üzere, spor yorumları ile bu blogda izleyeceğiz. Katkılarından dolayı kendisine teşekkür ederim.

Her Şey Sende Gizli


Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
işte budur yaşamak
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin Kadar Sevilirsin...