14 Mart 2006

Gelincik

“Sevgili hocam;

Biz sizin kalbinizi kıran saygısız sevgisiz öğrencileriniz. Kızınca güzel kızıyorsunuz ve ben hep sizin kötü öğrencisiniz olarak sürecem. Çünkü ben sizin en kötü öğrencinizim. Ama siz siz varya siz en güzel öğretmensiniz Ama ben ve arkadaşlarım size laik olamadık ve ben çocuk bebeğim ya sizin dersinizi anlamayan öğrencinizim. Ben böyle anlıyorum Her zaman dediğiniz için… Ama sunu bilin ben kötü çocuk, bebek, saygısız, sevgisiz öğrenciniz olsam bile sunu bilin… BEN SİZİ BİR ÖĞRETMEN OLARAKTA BİR ADAM-İNSAN OLARAKTA SEVİYORUM VE SEVECEM…”

Henüz 11 yaşında bir talebemin tamamen duygusal ölçülerle kaleme alınmış değerlendirmesiydi okuduğunuz… biraz ümitsizlik, biraz kırgınlık, az biraz da sitem; ama en çok sevgi içeren bir değerlendirme…

Bol bol dil yanlışlıkları dikkatinizi çekmiş olabilir, Eee yurt dışında dünyaya gelmiş ve 6 yaşında Türkiye’ ye gelmiş birinden ancak…

Tabi bir de duygusallık dikkatinizi çekmiştir… Hafta içini annesinin yanında hafta sonunu da babasının yanında (tabi yurt dışında değilse) geçiren anne-baba ayrı bir ailenin küçük Hatice’ sinden ancak bu kadar…

İşin garibi Hatice en sevdiğim ve alakadar olduğum öğrencilerdendir… peki onu hayata ümitsiz bakmaya ve hayatta narin bir çiçek gibi kırılgan olmaya iten neden sizce nedir? Tabi buna neden olanlar da pişmandır herhalde ama bu, Hatice’nin hayatındaki, hayata ümitli bakma duygusunu geri getirir mi?

En önemlisi de Hatice’nin, benim cevaplamaktan aciz kaldığım, sorusuna cevap verebilir mi? “ Hocam, neden babalar hep çocuklarını bırakıp giderler?”

Fatih İŞGÖREN
Yorum Gönder