İnsanlık Onuruna Layık Bir Dünya İçin Adalet

İstanbul İlim ve Kültür Vakfının gelenekselleşen Bediüzzaman sempozyumu bu yıl “insanlık onuruna layık bir dünya için adalet” konusunu ele almış. Geçmişten bugüne çok doğru konu seçimleri yapmış olan vakıf yine doğru zamanda doğru konuyu seçmeyi başarmış.

Dünya tarihinin en zor ve en hızlı yüzyılını geride bırakıp aynı hızla 21. yüzyılı yaşadığımız şu dönemde en çok muhtaç olduğumuz değerin “adalet” olduğu bir gerçektir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ile sarsılan dünya düzeni 1990 sonrası tek egemen güç çerçevesinde ilerleyen bir düzene bürünmüş, 10 yıllık tek güç olma duygusu 11 Eylül’ün yaşanması ile yerini şımarıklığa, tek merkezciliğe, ben ve diğerleri diye ayırımcılığa sürüklenmiştir. Tüm bunların neticesindeyse küresel bir adaletsizlik doğmuştur.

50 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği birinci dünya savaşı, kimyasal silahların kullanıldığı, sayısız insanın can verdiği bir dünya savaşı daha, Arap-İsrail savaşları, İran-Irak savaşı, Bosna katliamı ve nihayet ABD’nin Irak’ı işgali… Adaletin çok da rahat bulunamayacağının göstergeleri değil mi bunlar? Çocukların, kadınların, sivillerin öldürüldüğü, masum insanların katliamlara maruz bırakıldığı bir dünyada adaleti tesis etmeye çalışmak kolay mı? Gözlerini kan tutmuş küresel güçlerin ortasında adalete ulaşmak o kadar kolay değil ne yazık ki! Afrika’da açlıkla burun buruna kalan çocukların yaşadıklarını hastalık diyerek mücadele edilmeye başlanan obezlerin bilmediği bir dünyada adaletten söz edebilmek mümkün mü?

Bunlara ek olarak ülke içi adaletsizliklerin, bu anlamda özellikle de sosyal adaletsizliğin sınır tanımaz görüntüsü, çok küçük bir nüfusun, ülke gelirlerinin en büyük dilimini yedikleri ama diğer taraftan da büyük bir çoğunluğun açlık sınırlarında yaşadığı bir dünya düşünüldüğünde seçilen konunun ne kadar da anlamlı olduğunu bir kez daha anlıyoruz.

Bireysel adaletsizlikler ise insanoğlunun yaratıldığı günden bu yana var olan bir olgu. Kimilerinin eşlerini tartakladığı, kimilerinin ihkak-ı hak suretiyle kendi hakkını kendisinin elde etme çabasında olduğu dönemimizde kamuya karşı işlenen suçlar kadar bireylerin kendi aralarında işledikleri suçların da adaletsizliği körüklediği ne yazık ki önümüzde duran bir gerçek olarak yerini koruyor.

Tüm bu adaletsizliklere rağmen geçmişten günümüze insanların üzerinde en çok düşündükleri, kalem oynattıkları, onu tesis etmek için uğraş verdikleri, mükemmeline ulaşmak için çalıştıkları bir değerdir adalet. Ancak mutlak adaleti sağlayabilmek ancak Yüce Yaratıcıya aittir. Adil davranmak ancak o ismi tüm ışıltısı ile üzerinde taşıyana mahsustur. Biz ise sadece o ismin üzerimize yansıyan kısmını kullanmak ve o yansımayı elimizden geldiğince artırmaya çalışmakla mükellefiz. İlahi adaleti sağlamak bizlerin vazifesi değildir.

Adaletsizliği dünyanın ve üzerinde yaşayanların kaderiymiş gibi görmek yerine aslında tesisinin ve uygulanmasının çok kolay olduğunu bizlere göstereceğinden şüphe duyulmayacak bir sempozyumu dünya iklimine sunan vakıf yöneticilerine, bu iklimi sunacakları tebliğlerle bahar mevsimi yapacak dünyanın çeşitli yerlerinden gelen 150’yi aşkın ilim insanına ve iklimi ilk teneffüs edecek olan ve ardından da o iklimi yaygınlaştırma gayretlerine hız verecek olan dinleyicilerine, organizatörlerine ve emeği geçen herkese ne kadar teşekkür edilse azdır.
Yorum Gönder