CHP Liderliği İçin Mesut Yılmaz mı Daha Şanslı, Mustafa Sarıgül mü?

Cumhuriyetle birlikte var olan CHP ciddi bir yönetim krizine girmiş bulunuyor. 1999 seçimlerinde % 8,71 oy oranıyla baraj altında kaldıktan sonra DSP’nin önemli ölçüde oy kaybına uğradığı 2002 seçimlerinde oyunu iki katına yükseltmesi ile sol kesim için bir umut olmuşken 2007 seçimlerinde gereken çıkışı sağlayamadığı için ciddi eleştirilerle karşı karşıya kaldı CHP yönetimi. Gerçekten de solun 1999 seçimlerindeki toplam oyu % 31’lerde iken (DSP ve CHP oyları toplamı) bugün gelinen noktada sol oyların toplamı % 21’lerde kalmıştır.

Bu durumu izah etmek aslında çok zor değil. Türkiye’de sol-sağ ayırımının bittiğini gösteren örneklerin yaşandığı, bunun yanında CHP’nin Sosyalist Enternasyonal üyeliğinin tartışıldığı bir dönemdeyiz. Eski sosyalist Ertuğrul Günay’ın Ak Parti’ye, geleneksel sağcı, Demirel ailesinin damadı İlhan Kesici’nin ve bir zamanların ülkücüsü, sonraları Mesut Yılmaz ANAP’ının vazgeçilmez isimlerinden olan Yaşar Okuyan’ın CHP’ye geçmesi bize sol ve sağ ayırımının kalmadığını gösteren birer örnek. Ayrıca Sosyalist Enternasyonal’in CHP’yi üyelikten çıkarmayı ciddi biçimde düşündüğü de ortada.

Mesut Yılmaz’ın yeniden meclise girmesi ile ona biçilen paye Mehmet Ağar’ın istifası ile boşalan DP liderliği oldu. Oysa CHP yönetiminde bir kriz doğmuşken ve artık sol sağ ayırımından ziyade zihniyet ve demokrasi anlayışlarının ayırıcı özellik taşıdığı siyaset dünyamızda Mesut Yılmaz CHP liderliğine çok daha yakışan bir isim olmaz mı? CHP tabanı yönetim sorununa Mustafa Sarıgül ile çözüm bulmaya çalışıyor. Sarıgül’ün çizgisi takip edildiğinde CHP’nin şu anki yönetiminde yer alanlardan farklı düşündüğünü gözlemlemek zor değil. Örneğin fotoğraf karelerinde Sarıgül’ün hemen yanı başında başörtülü bir teyzeye rastlamak ya da tabanda daha geniş kesimlere hitap edecek söylemlere sahip olması gibi. Ancak Sarıgül’ün Yılmaz’a göre dezavantajı var, o da milletvekili olamaması. Milletvekilliği partiyi toparlayabilmek ve hâkimiyeti sağlayabilmek açısından lider açısından önemli bir avantaj. Ayrıca Yılmaz’ın DP ile birleşme arifesindeki ANAP kökenli olması ve belli oranda ANAP tabanınca da seviliyor olması CHP’ye yeni bir oy akımı sağlayabilecek bir başka faktördür. Mesut Yılmaz liderliğindeki bir CHP, ANAP ve DP’nin 27 Nisan’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminde tohumunu attıkları kendi aralarındaki birleşme iradelerini daha geniş kapsamlı bir çatı altında gerçekleştirme imkânını sağlayacaktır.

MHP için de farklı düşünmek gerekmiyor esasında. Oy oranları ve seçmen sayıları bakımından karşılaştırmak doğru olmasa da ilginç bir tesadüfle CHP+MHP milletvekillerinin sayısı aşağı yukarı CHP’nin 2002 seçimlerindeki sayısına tekabül etmesi ilginç bir örnektir. MHP’yi son seçimlerde destekleyen solun önde gelen kalemlerinde İlhan Selçuk ve benzerlerini, bunun yanında CHP=MHP formüllerinin taraflarca sıkça dile getirildiğini düşündüğümüzde CHP ile MHP arasında da çok bir farkın olmadığı anlaşılacaktır. Ancak şu da mümkündür ki, eğer MHP 1999–2002 arasındaki tutumlarının, aynı şekilde daha 2 ay öncesinde barajı aşar denilen DP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimindeki tutumunun seçmen tarafından nasıl cezalandırıldığını görüp bu dönemde yapıcı bir muhalefet yaparsa CHP’nin biraz daha erimesine ve oylarını kendine çekmesine şahit olabiliriz. Çünkü yukarıda verdiğimiz örneklerden de anlaşılacağı üzere taban olarak iki parti arasında çok ciddi bir fark kalmamıştır.

Dört partinin neredeyse seçmenin tamamını temsil eder bir oranda oy alması her bakımdan Türkiye için güzel bir gelişmedir ve demokrasinin daha sağlam ve sağlıklı yerleşmesi için güzel bir fırsattır. Umuyoruz bu fırsat iyi değerlendirilir.

Bu yazı aynı zamanda Moral Haber'de yayınlanmıştır.
Yorum Gönder