27 Ekim 2006

Bir Türk Kahvesi Muhabbeti

- Yahu bu adamların da Kur’an’a hiç saygıları yok, yere koyuyorlar baksana…

- Evet ya, öyle, hatta yastık yapıp uyuyanı da gördüm ben.

Bu arada “adamlar”dan binlercesi bir sayfayı bitirmiş, ikinci sayfaya geçmiştir.

- Ya biliyor musun, bizim otelin yemekleri hiç iyi değil. Böyle olacağını bilseydim yemeksiz programla gelirdim. Sizin nasıl?

- Biz yemeksiz programı seçtik. Hanım sağolsun yemeklerimizi evimizdeki gibi yapıyor. Gelirken yanımızda bulgurumuzu salçamızı getirdik. Fakat arttı, giderken ne yapalım diye düşünüyoruz.

Bu arada “hanım” otelde yemek pişirmektedir. En güzel anlarda otelde olmak…

Yine bu arada “adamlar”dan binlercesi Mushaflarından bir sayfa daha çevirmiştir.

- Ne rahat adamlar bunlar böyle? İki kişilik yere tek başına bağdaş kurup oturuyor. Doğru mu bu?

Üçüncü şahıs, rahat oturan adamların arasına girmeye çalışır ve sesini yükselterek onlara bağırır. Kimin huzurunda olduğumuzu düşünmez, ayet aklına gelmez; “Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin…” 49/2

Bu arada “adamlar”dan binlercesi daha bir sayfa çevirmiştir.

Ve vakit yaklaşır. İftar vakti… Sofralar düzenlenir, herkes yerini alır. Türk kahvesi yerine Suud kahvesi ikram edilir ama ortam Türk kahvesidir.

Ve havaalanı; çuvallarla eşyalar ve çuvallardan sızan, zeytinyağları, salçalar, şireler…

Biri Mekke'de, diğeri Medine'de iki ayrı mekan. Türk hacılarının umumiyetle tercih ettikleri yer her iki yerde de Osmanlıların yaptıkları bölümler. Mekke'de müezzin mahfilin altı, Medine'de de eski mimarisi ile duran mescidin en ön kısmı. Amacım kesinlikle Türk hacılarımızı kötülemek filan değil. Aksine bu peygamber aşıklarının her yaptıkları hataya anlayışla yaklaşmak gerektiğine inanırım. Çünkü öyle duygu yüklüler ki, en ufak bir hislenme ile göz yaşlarına hakim olamıyorlar. Ancak bazı duygularımızın da artık köreldiğini görmek üzüyor insanı.
Yorum Gönder