2 Şubat 2007

Hepimiz Samast'ız(!) Hepimiz Kahramanız

Hrant Dink cinayeti ile ilgili gelişmeleri ilgiyle izliyoruz. En son zanlı Ogün Samast'ın güvenlik güçlerince bayrak önünde ve eline bayrak tutuşturularak adeta bir kahramanmışçasına görüntülerinin çekilmesi, güvenik güçlerinin zanlıyla aynı karede yer almaları gerçekten de trajikomik bir hadise idi. Nedir bu güvenlik güçlerinin düşündükleri? Bir katil zanlısını kahraman olarak mı görüyor bu insanlar? Yazık bu zihniyete...

Bu konu mülkiye müfettişlerince ortaya çıkarılmaktaysa da, kanaatimce bu müfettişlerin burdan öteye gidebilmeleri söz konusu olamayacaktır ve varılan nokta ancak burası olacaktır. Bu nedenle kimse olayın derinliklerine gidilyor izlemine kapılmamalı bence. Bu müfettişler siyasi kimliği olan bir bakana bağlılar ve kim bilir devletten daha ne beklentileri vardır. Valilik, müsteşarlık gibi..

Kanaatimce bu son cinayette ciddi bir suistimal söz konusu olmakla evvela İçişleri bakanının istifa etmesi gerekir. En son dünkü görüntü konusunda bile bakanlık ortaya çıkıp görüntülerin Jandarma tarafından mı yoksa Emniyet tarafından mı çekildiği konusunda bile net bir açıklama yapamayarak zaafiyet göstermiştir. Her iki kurumun da sorumluluğu varsa bunu da açıklamalıydı. Bu konu muallakta bırakılmamalıydı.

Ancak Türkiye'de bakanların istifa etme gibi bir alışkanlıkları olmadığı gibi Başbakanın azletme yetkisini kullanma alışkanlığı da yok. Çünkü bakanlar aynı zamanda partili oldukları için işin içine siyasi mülahazalar giriyor ve neticesinde işte böyle açmazlar doğuyor. Bakanların meclis ve parti dışından olması bu sözünü ettiğimiz istifa ve azil uygulamalarının işlemesi için en uygun çözüm olduğu kanaatindeyim.

Artık ciddi bir hukuk devleti olmanın gereklerini yerine getirme zamanı gelmiştir.

31 Ocak 2007

Avukat - 3

Avukat, yılların bilgi birikimine dayanarak da olsa, sadece iki cümle kurmak için para alamaz, hele sizi falanca dost göndermişse hiç para almamalı. Fakat doktor "bir şeyciğin yok 2 saat uyu geçer" dediğinde vizite ücreti mutlaka verilmelidir. Çünkü size beş dakikasını ayırmıştır.

29 Ocak 2007

Halimize Şükredelim



Adam koskoca Dünya Bankası başkanı. Ama çorapları delik. Halimize şükredelim. Bir bankamız yok ya da bankanın başında değiliz ama hiç olmazsa çorabımız delik değil.

28 Ocak 2007

Emir Can Hocama Mektup (Lütfen Okunmasın, Özel ve Gizlidir)

Muhterem Hocam;

Kim çıkarıyor böyle oyunları anlamıyorum, Mossadın mı işidir, yoksa CIA işi midir nedir? Ne işi var milletin benim bilinmeyenlerimle. Bilen bilsin, bilmeyen de varsın bilmesin. Kocaman net aleminde kendimizi ne diye deşifre edelim şimdi? Korkarım ben böyle şeylerden, kendimi ortaya döküp saçmam. Hem sonra yok değiştin, yok gelişmedin, yok takiyyecisin, yok yalancısın diye önüme bir yığın engeller çıkartacaklar, cumhurbaşkanı mumhurbaşkanı da olamayacağız mazallah.

Neyse ki son zamanlarda ziyaretçim de eskisi kadar değil. Baksana şu 15 gündür "mükerrer oy kullanmayın" diye uyararak yaptığım
ankete katılan sayısına; topu topu 12 kişi. Keşke mükerrer oy kullanmayın uyarısını yapmasaydık da blog alemine bu denli rezil olmasaydık. Velhasıl demek istediğim o ki hocam, bilinmeyenlerimi yazsam da kimseler okuyup görmeyeceği için gönül rahatlığı ile yazabilirim aslında.


İlk bilinmeyenimi yazayım hemen, kalan ziyaretçilerimizi de kaçırmayalım, lafı amma uzatıyor demesinler; törenleri hiç sevmem hocam. Mesela (şimdilerde pek öyle törenlere katılma mecburiyetimiz olmasa da) ilk okul 3 veya 4. sınıftaydım, 23 Nisan töreni için öğretmenimin isteği ile subay kıyafeti almıştık. Güzelce giyinip neşe içinde bayrama gittim ancak okuldan tören alanına giderken daha okulun kapısından çıkar çıkmaz 3'lü sıranın tam ortasından eve kaçmıştım. O gediği nasıl kapattılar bilmiyorum. Yakında kısmetse düğünüm olacak ya, korkuyorum şimdi, ya düğünde de aynı fobi ile yüzleşip kaçarsam halim nice olur diye.

Bir başka bilinmeyenim ise muhataplarımı haklı veya haksız, üzmüşsem onun üzüntüsünden daha çok ben üzülüyorum. İnsanı yoran bir özellik bu ama elde olmayan bir şey.

3. bilinmeyenim ise hayatımda hiç kimseye küsmediğimdir. Neticede sosyal varlıklar olarak bir çok kırgınlıklar kızgınlıklar yaşadığım insanlar oldu belki ama hiç birine hiç bir zaman küsmedim. Hatta bana bir selamı bile çok gören, tokalaşmak için uzattığımda elimi havada bırakan insanlara bile küsmedim. Fakat nedendir bilmem bana küsen çok oluyor, özellikle de son zamanlarda. Blog aleminde bile eskiden her yazdığıma yorum bırakan bazı arkadaşlar selamsız kelamsız ve anlamsız biçimde küstüler gittiler. İsim merak edersen yorum kısmında bunları yazarım hocam. Gerçi belki küsmemişlerdir ama ben öyle düşünüyorumdur.

Bilinmeyenlerimden bir başkası da muhterem hocam, yenilgiyi asla hazmedemeyişim. Hatta yenildiğimde hazımsızlığım yemeği hazmedemeyişimizdeki gibi (çok afedersin) geğirmek şeklinde tezahür eder. Bu halimi ben bilmiyordum; bir yaz tatilinde abimle satranç turnuvası düzenledik aramızda. Belki 100'e yakın oyun oynamıştık ve çok büyük kısmında ben yenmiştim. Yenildiğimde ise yukarıda zikrettiğim halin olduğunu abim söylerdi bana, ben yenilgiden olduğunu düşünmezdim. Ancak başka yenilgileri aldığımda da aynı halin vuku bulduğunu gördüm de anzak o zaman bu durumun bende yenilgi sonrasında ortaya çıktığını anladım. Fakat Allah'a şükürler olsun ki hayatımda pek ciddi yenilgi almadım. Düşünsenize, davadan yenilgi ile çıktığımı ve hakime karşı geğirdiğimi; iğrenç olurdu...

Kaç tane bilinmeyenimi yazdım bilmiyorum ama sanırım Mossad ve CIA için bu kadarı bile yeterlidir. Ben daha fazla uzatmadan gizli servislere yardımcı olayım ve bir kaç arkadaşımızı da bu işe bulaştırayım.

Ruzname bir süre önce dikkatimi çeken bir blogcu. Gerçi böyle bir oyuna dahil olduğundan bile haberi olmayacaktır büyük bir ihtimalle ama olaki haberi olursa bu arkadaşımızın bilinmeyenlerini bilmek istiyorum.

Murat da sağolsun blogunda her halini yazan açık biri ama illa ki vardır onun da bilmediğimiz bilinmeyenleri.

Hasan C. yazılarını aksatmadan okumaya çalıştığım, benim gibi yalnız yaşayan, değerli bir blogcu arkadaşımız. Böyle bir oyuna dahil olmak ister mi bilmem ama ben onu da bu işin içinde görmek isterim.

Sıhhat ve afiyet diler, selamlarımı iletirim, muhterem hocam.

26 Ocak 2007

Hepimiz Mehmed'iz, Ali'yiz, Hepimiz Türk'üz, Hepimiz Müslüman'ız

Geçtiğimiz bir haftanın en çok konuşulan konularından biriydi Hrant Dink cinayeti. Cinayet ertesindeki gelişmeler de oldukça manidardı. On binlerin katıldığı cenaze merasiminde "Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeni'yiz" söylemi akıllarda kaldı. Ardından da ruhuna mevlit okutmaktan tutun fatiha okunacağına dair bir çok şey yazıldı, söylendi.

Toplumların bir arada yaşamaları için, hoşgörü ortamının sağlanması için, Ermeni diasporasına hoş görünmek için, Avrupa Birliği'nin gönlünü almak için şüphesiz tabiri caizse cuk diye oturan güzel bir söylem olmasına rağmen özü itibari ile kanıma dokunan, çok rahatsız olduğum, kendimden, milletimden ve dindaşlarımdan utandığım bir slogandı.

Evet, cinayet her kime işlenmiş olursa olsun insanlık ayıbıdır ve kesinlikle hoş görülemez. Hrant Dink de cinayete kurban gitmiş biri olarak cenazesine iştirak edilip insanlığına saygı duyulabilecek biri olabilir. Ancak tüm bunlara rağmen ben Hrant Dink değilim. Ben Ermeni de değilim. Ben Mehmed'im, Ali'yim, Türk'üm ve Müslüman'ım.

"Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeni'yiz" diyenlerin gayr-i müslim biri için fatiha okumalarından da daha tabii bir hal olamayacağı için bu tartışmayı da yersiz buluyorum. Buyursunlar okusunlar. Kendileri bilirler.