19 Mart 2006

Bilgisayarından Kopamayanlara

Blogcu arkadaşlar değerlendirebilir. Özellikle de dinlenmek nedir bilmeyen, enerjik blogcu arkadaşıma ısrarla tavsiye ediyorum.

17 Mart 2006

Fotoğraf(lar)

Sonunda bir fotoğraf eğitimi almaya karar verdim. Mayıs ayında İFSAK'ın düzenlediği seminere katılacağım.


Bugün, akşam namazını Yeni Cami'de kılıp çıkınca bu fotoğrafı çekmekten kendimi alamadım. Üç ayak yanımda olmadığı için ve kareyi yakalayabileceğim düzgün bir zamin de ayaralayamadığımdan tam istediğim gibi bir fotoğraf olmadı. Gece fotoğraflarında makinenin sabit olması çok önemli, bu yüzden ancak bu kadar olabildi.

Objektifimden yansıyan diğer fotoğraflarımı ise http://objektifimden.blogspot.com adresinden takip edebilirsiniz.

16 Mart 2006

Hangi Terör Örgütü

İçimizdeki bir kısım insanların kimlik bunalımı ya da karmaşası yaşadığı kesin. Bu kişilerden biri de hiç şüphesiz Cüneyt Ülsever. Hürriyet Gazetesi‘nde yazıları yayımlanan yazar, 16 Mart tarihli yazısında bu kimlik kargaşasının bir neticesi olarak, HAMAS'ın bir “terör örgütü“ olduğu zehabına kapılmış. Ama, bu yaklaşımın, nihayetinde Çeçenistan‘da vatanları için mücadele eden Şeyh Şamil‘in torunlarını ya da daha bariz bir örnekle İstiklal Savaşı sırasındaki bir avuç kahraman Anadolu insanını da “terör örgütlenmesi“ olarak değerlendirmek gerektireceğini düşünmemiş. Ya da öyle düşünüyor da bilgimiz yok?

Şimdi, vatanları uğruna, üstelik demokrasi karşıtı rejimlere karşı, haklarının muhafazası için mücadele eden insanlara hangi yüzle terör örgütü denilebilir ki? Bu yaklaşımla Irak‘ta işgalci bir güç olan ABD‘ye karşı mücadele eden -intihar eylemcilerini kastetmiyoruz bununla- insanları da terör örgütü olarak mı değerlendirmek gerekiyor peki? Bu haklı mücadeleler ile, Türkiye‘deki PKK türü terör örgütlerini mukayese etmek ise en büyük yanlıştır. Bu örgütlerin haklı gerekçeleri yoktur. Sadece uluslararası bir takım güç odaklarının araçları durumundadırlar. 1980 öncesi ASALA örgütü gibi. Dolayısıyla İsrail‘in haksız işgaline karşı yaklaşık 50 yıldır mücadele yürüten HAMAS gibi, halka dayanan teşkilatları terör örgütü olarak sınıflandırmak, en azından sosyolojik ve siyasal durumdan haberdar olmamak anlamına gelir.

Sınıflandırmaları, hakim dünya güçlerinin arzu ve anlayışlarına göre değil, doğruluk ve hukuk doğrultusunda yapmaya başladığımızda, gerçekten adilleşen bir dünyaya doğru gidiyoruz demektir.

15 Mart 2006

Örnek Cami

Geçenlerde gazetenin birinde Türkiye'deki cami sayısının İran'daki cami sayısından çok olduğu yazıyordu. Gerçekten de bizim insanımız dinimizin üzerinde hassasiyetle durduğu hayır hasenat konusunda birbirleri ile yarışırlar. Hiç bir camimizin devlet desteği ile yapılmadığı göz önünde bulundurulursa bu hususu daha iyi kavrarız sanırım.

Ancak insanların bu hayır yarışlarını taktirle karşılamakla beraber bir iki konuya değinmek istiyorum; bunlardan birincisi, camilerimiz ne yazıkki bilinçsizce yapılmaktadır. En sık gördüğüm örneği, yaz mevsimlerinde pencere kenarında namaz kılamazsınız. Neden? Çünkü sıcaktan açılan pencere 180 derece değil de 90 derece açılır. Çünkü mimarisi öyledir. Hiç bir camiye havalandırma sistemi yapılmaz. Camilerin konumları itibarı ile de oransızlık vardır, küçücük bir mahallede onlarca cami, büyük mahallede 3 tane cami olması gibi... Camilerin WC ve şadırvanları ne yazıkki müslümanlara yakışmayacak şekildedir. Bu sıralandıkça uzayacak bir listedir.

İkinci bir konu ise, mimari gelişim gösteremiyoruz. Mimarisi ile övünç duyduğumuz Osmanlı bile kendi içinde bir değişim gösterebilmiş iken, biz modern mimarinin içinde olmamıza rağmen hala aynı cami stilleri ile devam ediyoruz. Elbette Süleymaniye'ye Sultanahmet'e bir şey diyemeyiz, denilemez de. Fakat taklitten öteye gitmeyen bu durumdan benim artık sıkıldığımı söylemem gerekiyor. Estetik, yeni bir mimari stilde yapılmış modern camiler istiyorum ben, yok mu 400 sene öncesinin mimarisini modern mimari ile birleştirebilecek bir mimar bu ülkede, bu alemde?

Gelelim örnek camiye. Fotoğrafını gördüğünüz bu cami Sultanahmet tramvay durağının hemen bitişiğindeki Firuz Ağa Camiidir. İnşaa tarihi 1491. Caminin avlusundan girdiğiniz anda temizliğini hisedersiniz. WC'si bir çok camiye göre temiz olup abdest alma bölümü de gayet düzenli ve kış aylarında sıcak suyu bile var. Cami yerden ısıtmalı ve camiler içinde ilk oda spreyi kullanan cami idi sanırım, sonradan başka camilerde de görmeye başladım. Yazın en sıcak günlerinin en serin camisidir aynı zamanda, klimalar sürekli çalışır. Halılarını da şimdiye kadar hiç bir zaman tozlu kirli görmedim. Bu caminin tüm görevlilerini can-ı gönülden tebrik etmek gerekir. Mimarisini de zikretmeye gerek yok sanırım.

14 Mart 2006

Gelincik

“Sevgili hocam;

Biz sizin kalbinizi kıran saygısız sevgisiz öğrencileriniz. Kızınca güzel kızıyorsunuz ve ben hep sizin kötü öğrencisiniz olarak sürecem. Çünkü ben sizin en kötü öğrencinizim. Ama siz siz varya siz en güzel öğretmensiniz Ama ben ve arkadaşlarım size laik olamadık ve ben çocuk bebeğim ya sizin dersinizi anlamayan öğrencinizim. Ben böyle anlıyorum Her zaman dediğiniz için… Ama sunu bilin ben kötü çocuk, bebek, saygısız, sevgisiz öğrenciniz olsam bile sunu bilin… BEN SİZİ BİR ÖĞRETMEN OLARAKTA BİR ADAM-İNSAN OLARAKTA SEVİYORUM VE SEVECEM…”

Henüz 11 yaşında bir talebemin tamamen duygusal ölçülerle kaleme alınmış değerlendirmesiydi okuduğunuz… biraz ümitsizlik, biraz kırgınlık, az biraz da sitem; ama en çok sevgi içeren bir değerlendirme…

Bol bol dil yanlışlıkları dikkatinizi çekmiş olabilir, Eee yurt dışında dünyaya gelmiş ve 6 yaşında Türkiye’ ye gelmiş birinden ancak…

Tabi bir de duygusallık dikkatinizi çekmiştir… Hafta içini annesinin yanında hafta sonunu da babasının yanında (tabi yurt dışında değilse) geçiren anne-baba ayrı bir ailenin küçük Hatice’ sinden ancak bu kadar…

İşin garibi Hatice en sevdiğim ve alakadar olduğum öğrencilerdendir… peki onu hayata ümitsiz bakmaya ve hayatta narin bir çiçek gibi kırılgan olmaya iten neden sizce nedir? Tabi buna neden olanlar da pişmandır herhalde ama bu, Hatice’nin hayatındaki, hayata ümitli bakma duygusunu geri getirir mi?

En önemlisi de Hatice’nin, benim cevaplamaktan aciz kaldığım, sorusuna cevap verebilir mi? “ Hocam, neden babalar hep çocuklarını bırakıp giderler?”

Fatih İŞGÖREN