Güneydoğu'da Eğitim Şart

5 Kasım’daki Erdoğan-Bush zirvesi ile tarihi bir dönemece daha girdiğimiz şu günlerde Güneydoğu’ya ve PKK sorununa ilişkin birçok öneri yapılıp, bilimsel nitelik taşıyabilecek çalışmalara imza atılıyor. Ancak dikkat çeken en önemli husus bu çalışmalarda bölgenin ekonomik refahına ilişkin önerilerin yoğunluğu oluyor. Oysa ekonomik refahtan da önce o bölgenin eğitim problemi üzerinde durulması gerekiyor.

Eğitim gönüllüsü olarak tüm dünyada isminden ve kurumlarından bahsedilen “Türk Okullarının” o bölgede niçin yaygınlaştırılmadığını anlamak mümkün değil. Paralı eğitim veren bu kurumların bölge şartlarına göre düzenlenmiş, gerektiğinde diğer bölge ve ülkelerden elde edilecek gelir ve kazançların belli bir oranının bu bölgeye aktarılması ile teşvik edilecek bir eğitim çalışması ile o bölgenin kısa vadede olmasa da orta vadede çok değişebileceği açıktır. Kuzey Irak’ta birkaç okulun açıldığını ve çok güzel meyveler verdiğini duyuyor ve biliyoruz. Ancak bu “özel okulların” Güneydoğu illerimizde de faaliyet göstermeleri fevkalade doğru bir adım olacaktır.

Bu noktada bu işin öncülerine, eğitim gönüllüsü bu hizmet erbabı kişilere çok vazifeler düşecek, özellikle maddi anlamda sıkıntı yaşayabileceklerdir. Ancak bu kurumlar dünyanın bir ucundaki ismini bile duymadığımız ülkelerde yaptıkları fedakârlıkların bir kısmını da bizim kendi insanlarımıza göstermeleri gerekir.

Esasında bu konu hakkında zamanın büyük düşünürlerinden Said Nursi ciddi çalışmalar yürütmüş ve adeta günümüze de ışık tutacak çözüm önerileri sunmuştur. Gençlik yıllarında Mısır’daki Ezher Üniversitesine gitme arzusundan doğan bir fikirle, fen bilimleri ile dini ilmin barışacağı, Asya ülkelerinde yaşayan Türk, Arap, Hint, Kürt, Kafkas; bilumum ırklara hitap edecek ve ortak potada eriterek ve anılan bu ülkelerin ortasında sayılabilecek doğu vilayetlerimizden birinde kurulmasını öngördüğü üniversite bugünkü yaşanan şu hadiselerin yaşanmasına belki de engel olacaktı. Said Nursi’nin Sultan Reşat ve Atatürk ile bu üniversite için görüşmeleri olmuş, her ikisinden de yardım sözü almıştır. Ancak gelişen zaman ve sorunlar içinde unutulan bir öneri olarak kalmıştır.

Günümüzde yaşadığımız bir gerçek de şu ki; İslam ülkeleri sürekli ayrışma derdindeler. Kendi aralarında ittifak kurulamayışının en önemli etkenlerinden biri de eğitimsizliktir. Neredeyse büyük bir köy haline gelen dünyada yükselen değer ayrılma değil birleşmedir. Bunun en güzel ve açık örneği Avrupa Birliği’dir. Ortak anayasaya doğru ilerleyen AB örneği önümüzde duruyorken küçücük Irak’ta insanların üç bölgeye ayrılma çabalarını eğitimsizlikten başka neye bağlayabiliriz? Ki İslam’ın en önemli düsturlarından birisi “Müslüman’ın Müslüman’a kardeş” olmasıdır. Eğer elinde bir değer varsa bu değeri diğer kardeşinle paylaşmak esastır İslam’da. Bunları bilmemek ya da bilip de uygulamamak eğitimsizlikten değil midir?

Eğitim alanındaki uzmanlıkları atık sevmeyenleri tarafından da kabul görmüş, dünyanın dört bir yanında fedakârlıklar gösteren, bulundukları yerlerde ülkemizin fahri elçisi olmuş, manevi değerlere önem verdikleri kadar birçok olimpiyatlarda elde ettikleri sonuçlarla fen ilimlerinde de başarılarını ispatlamış bu eğitim gönüllülerinin hiç vakit kaybetmeden derhal ve hızla Doğu ve Güneydoğu illerimizde yoğun bir çalışmaya girmelerini bekliyoruz. Bölge insanlarının ekonomik durumlarının çocuklarını o eğitim kurumlarında okutmaları zor olacaktır ancak bu noktada birazcık fedakârlık gösterilirse neticesi çok güzel olacaktır.
Yorum Gönder