24 Nisan 2006

Lise Yıllarım (2)

… yavaşça reise döner ve o anda da reisin işaretiyle namertçe, kalleşçe Adil’in sırtına gelen sopanın acısıyla hemen emanetine, can yoldaşına elini atar ve belinden çıkartır çıkartmaz seri hamlelerle etrafındakileri uzaklaştırmaya çalışır artık can pazarı başlamıştır… Artık dünya durmuş, her şey işte burada, bu hamlelerde devam eder olmuştur. Adil, can havliyle seri bir şekilde hiç durmadan bıçağını, yumruklarını, tekmelerini kullanarak etrafındakilerden kurtulmaya ve canını kurtarmaya çalışırken kendisine çok yaklaşamadıkları için bıçaklardan kurtulabilmiş ama uzaktan da sallanan sopa ve jop darbelerine maruz kalmaktan kurtulamamış bunların tesiriyle de başı ve vücudu kanlar içinde kalmıştır. Adil’in bu pervasız ve korkusuzca etrafındakileri savurması herkesin birden üzerine gelmesine mani olmaktadır ama yine de kavga son haddinde devam etmekte ve Adil artık darbelerin etkisiyle güçsüzleşmektedir ki tam bu sırada sağ ayağının aksadığını ve düşmek üzere olduğunu fark eder ve yere düşerse her şeyin biteceğini artık yere düşüşün sonu olacağını düşünür ve var gücüyle ayakta durmaya çalışır. Evet hala ayakta ve etrafındakileri savurmaktadır Adil ama dayanacak gücü de kalmamıştır. Savurdukça yenilerinin gelmelerinden artık yorulmuş ve kollarında derman kalmamıştır gelen darbelerden dolayı da her yerinde ağrılar duymaktadır ama bunları düşünecek de durumda değildir ki o anda etrafındaki herkesin kaçıştığını görür. Evet okulun çağırdığı jandarma sonunda gelmiştir. Kaçışmalarla birlikte olay yerine bakanlar gördükleri karşısında dona kalmışlardır. Her yer kan gölüne dönmüş yerde kıvranarak yatan bir sürü insanın içinde tam ortada zorla ayakta duran her tarafı kanlar içinde hatta yüzü kanlardan tanınmayan elinde bıçağını hala hazır tutan biri vardır ki o hala ayaktadır.O yıkılmamıştır. Adil hala dimdik durmaktadır.

Yerdekilerle birlikte Adil’ i hastaneye götürürler Adil pansumanlardan sonra biraz kendine gelir ki o ara hastane de tam bir kargaşa içindedir. Adil o durumdan kurtulabildiği için binlerce şükretmektedir. Ama diğerleri Adil karşısında o kadar da şanslı değildir; ikisi ağır olmak üzere altı kişi bıçaklanmıştır ki bu altısından biri ağa yeğenidir. Bu yüzden de olayın hesabını sormak isteyen çok büyük bir kalabalık hastaneyi doldurmuştur. Adil olayın henüz bitmediğini anlar ama yapacak da pek bir şeyi yoktur . Bu ara naralar atarak gelen biri vardır. Bu, Adil’ in ailesince pek sevilmeyen belalı mı belalı, bir çok kez hapishaneye girmiş olan ve kimsenin bulaşmak istemediği serseri tiplerden biri olan Adil’in dayısıdır. Herkes durum karşısında çok üzgünken dayı tam tersi işte benim yeğenim heeey! Bu, benim yeğenimdir diyerek içeri girer. Dışarıdaki kalabalığa dönerek tekrar “Adil benim öz mü öz yeğenimdir” diyerek koruduğunu gösterir ki gerçekten bundan sonra kalabalık yavaş yavaş dağılmıştır. Hastane süreci birkaç gün içinde biter eziklerle ve ufak yaralarla Adil elli kişinin arasından çıkmanın sevincini yaşamaktadır ama şunu da iyi bilir: Yaralama altı aydan başlamaktadır. Hastane süreci biter bitmesine ama hapishane ve mahkeme süreci başlar Adil’in. Bu ara anne ve babası da okuduğunu sandıkları ve ilerde hukuk fakültesine gitmek isteyen Adil’ in hukukçularla karşı karşıya olmasından yıkılmışlardır. Hayaller, ümitler, istekler, sevinçler hepsi yıkılmıştır ama bir yandan da Adil’lerini onlara bağışlayan Mevla’ya şükretmektelerdir. Mahkeme süreci başlar Adil için. Hakimin karşısına ilk çıktığında kalbi heyecandan küt küt atmaktadır. Mahkeme süreci yaklaşık iki ay sürer ve Adil’ in nefs- i müdafa yaptığı gerekçesiyle kefaretle bırakılmasına karar verilir. Babacığı da neyi var neyi yok satar ve Adilini hapisten kurtarır.

Adil hapisten kurtulur kurtulmasına da düşmanlardan nasıl kurtulur? Bir öğle civarı hapisten kimsenin haberi olmadan çıkan Adil için gece İstanbul otobüsüne bileti alınmıştır bile. Gözü yaşlı anne ve mahsun baba oğullarının kurtulmasına sevinecekken firakın elemiyle daha şimdiden elem çekerler. Anlaşılan bu ayrılık zor, bu ayrılık uzun geçecektir ama elden gelen de bir şey yoktur. Adil, gözü yaşlı anneciğinin ellerinden son kez doya doya öper ve eski çınarlardan fedakar babacığına sıkıca sarılır ve kulagına “Hakkını helal et aslan babacığım” derken artık kendi de babası da göz yaşlarına hakim olamayacaklarını anlarlar. Bu gözyaşları içinde Adil ailesiyle helalleşir ve İstanbul ‘ a hareket eden otobüse biner. Etrafa, annesine babasına son kez iyice bakar. Doya doya seyretmek ister her şeyi. Çünkü bir daha ne zaman gelebilecektir buralara bilinmez. Otobüs İstanbul’a hareket ederken Adil için de yeni bir hayatın başlangıcını oluşturmaktadır ve Adil artık büyük denize İstanbul’a gitmektedir ne yapacağını bilmeden kurtulma gayesiyle ve ümidiyle… Otobüs yavaş yavaş memleketini geride bırakırken ilk ayrılığın verdiği hüzünle Adil’ in hayatında yeni bir dönem başlamaktadır…

(Devam edecek)
Yorum Gönder