2 Temmuz 2012

Bugünün Çocukları

İsterdim ki, çocuğum evin önünde seksek oynasın. Onun da bir Aysel teyzesi, Mihriban ablası olsun, Hacı Arif amca ve Hacı Süleyman amca gibi bakkallardan alış veriş yapsın, namaz vaktinde ekmek almaya bakkala gittiğinde bir süre kapı önünde beklesin; bunları istiyordum. Kibrit camisinde cuma geceleri okunan duadaki nikah yenileme kısmının kendince anlamsız gelmesine kıkırdasın, sıcak teravih namazlarından çıkan cemaate kovasındaki soğuk suyu dağıtan amcayı izlesin istiyordum.

Sokak kenarlarında kaldırımlarla yol arasını bölen ve şırış şırıl akan arkta sanki kendi marifeti ile yarışıyormuş gibi arkadaşlarıyla küçük dal parçacıklarını yarıştırmasını da isterdim çocuğumun.

Artık Play Station oyunları her tarafı fethetmiş. Çocuklar yağmurlu günlerde çıkıp çamurda oynayabilecekleri oyunları oynamayı bırakalı çok olmuş. Hatta güneşli günlerde bile çıkıp top oynamıyorlar. Sanal alemden uzak yapabildikleri tek alternatif eğlence yaz mevsimine mahsus olmak üzere bisiklet kullanabilmek. O da sadece evlerinin çevresinde... Zira aileler güvenmiyorlar; haklılar çünkü şehirler artık güvenli değil...

Acaba bugünün çocukları kendi hallerinden memnunlar mı? Ve yarın onlar da kendi çocukluklarını özleyecekler mi?

Not: Bu yazı 10.10.2009'da yazılmıştı.

27 Haziran 2012

Kül Suyu

Önce bir itirafta bulunayım, kadın bloglarına, daha doğru bir ifade ile hobi bloglarına hep hayran olmuşumdur. Sebebi ise basit; aralarında müthiş bir bağ var. Biri diğerinin bloguna yorum yazıyor, diğeri öbürünü mimliyor, takipçi listeleri bir hayli kabarık oluyor, filan.

Biz burada hükumet kurup hükumet indiriyoruz ama en ufak bir hareket gözlemek bile zor.

Bu yüzden bu defa konuyu değiştiriyorum. Konumuz kül suyu ile temizlik. Gözlerimle görmesem inanmaz ve asla paylaşmazdım ama gördüğüm şeye gerçekten inanamadım. Geçenlerde eşim temin ettiği külün suyu ile çoçukların çamaşırlarını yıkadı. Normal şartlarda çamaşırların yıkanması ilgi alanıma girmiyor ancak bu defa sonucu merakla bekledim. Çamaşırlar çocuklara ait olunca haliyle bir hayli lekeliydiler. Nitekim beklediğim sonuç çıkmıştı; lekeler olduğu gibi duruyordu. Eşim operasyonun henüz bitmediğini söyleyince "modern ürünlerle mi?" diye sordum fakat o sadece çamaşırı güneşe serdi. 2 saat sonra lekelerden eser kalmadığını gördüğümde inanmak istemedim ama gerçek ortadaydı. Adeta bir sihir gibiydi.

Temizlik firmaları bu yazdıklarımı duysa belki bir gün trafik kazasında yaşamımı yitirdiğimi bile duyabilirsiniz. Evet, gerçekten o kadar yani... Gerçi yine fırıncılar da yazdıklarımı duysa Fırıncılar Odasına başkan yapabilirler. Çünkü bu iş yaygınlaşsa çöpe giden tonlarca kül para etmeye başlayacak.

Peki bu bilgilere nereden ulaşmış eşim? İmece Evi adlı blogdan edinmiş bilgileri. Ben de takibe aldım derhal. Sizler de beni unutmadan o blogu da takip edebilirsiniz.

22 Haziran 2012

ÇOGEMED

ÇOGEMED yani Çocuk Gelişimi ve Montessori Eğitim Derneği.

Adından da anlaşılacağı üzere derneğin esas amacı Montessori Eğitim Modelini tanıtmak ve uygulamaya yönelik çalışmalarda bulunmak. Yaklaşık 5 yıldır adını sıklıkla duymaya başladığımız uzman pedagog Adem Güneş'in Anadolu Pedagojisi diye adlandırdığı projesinin temel kaynaklarından birini oluşturması bakımından Montessori Eğitimi gerçekten önemli. Kanaatimce Montessori Eğitimi Anadolu Pedagojisi ile harmanlandığında bizler için bir anlam ifade ediyor.


Derneğin birbirinden değerli üyeleri ve destekçileri de bulunuyor.

Ayrıca İstanbul Bahçelievler'de yanılmıyorsam 7 pilot okulda Montessori Eğitim modeli uygulanacak 2012-2013 eğitim-öğretim yılında. Buna dair bir başka haberin linkini de paylaşıyorum.

Montessori kimdir, eğitim modeli nedir, Anadolu pedagojisi nedir gibi sorulara cevap açısından derneğin sayfasını takibe almanızı ve incelemenizi öneririm.

18 Haziran 2012

6 Haziran 2012

Haberler Gerekli mi?

Hatırlanırsa bir kaç ay önce İsviçre'de bir otobüsün kaza geçirmesi sonucu çoğu çocuk 28 kişi ölmüştü. İşte o hadise aklıma paylaşmak istediğim bazı düşünceler getirmişti ama yazmak ancak şimdi nasip oluyor.

Öncelikle; bu tür kazaların aslında sadece bize mahsus olmadığını, insanoğlunun yaşadığı her yerde meydana gelebileceğini hatırlattı bana bu kaza. Zira aynı kaza bizde olsaydı bir an bizim medyanın bu hadiseye yaklaşımını "galiba zihniyetlerin geri kalmışlığının tüm örneklerini yansıtan cümlelerle kurulu metinler ortaya çıkarırdı bizim gazetelerimiz" diye düşündüm.

Fakat bahsettiğim bu kazanın hemen öncesinde bir inşaat alanındaki çadır yangınında 11 işçinin vefatında da düşündüğüm bir şey vardı ki; aslında paylaşmayı istediğim husus da o idi; bu tür ölüm haberleri, ve sair olumsuz tüm haberler toplum ve ferd vicdanını olumsuz biçimde derinden etkiliyor. Mesela 100 yıl önce yaşayan insanlar bu tür hadiselerin sadece kendi etrafındakilerden haberdar oluyorlardı ve muhtemelen bundan dolayı daha rahat bir psikolojiye sahiptiler. Ve yine aynı sebepten bu hadiselere karşı da daha duyarlı idiler.

Oysa şimdi 1 saat önce İsviçre'de meydana gelen kazayı hepimiz duyuyoruz. Bu hem olaylar karşısındaki duyarlılığımızı zedeliyor hem de pozitif enerjimizin eksilmesine neden oluyor.

Kaldı ki haberciliğin temel ilkelerinden birinin "köpeği ısıran insanın haber değeri taşıdığı" düşünülürse esasen haberlerin genel olarak ne faydası var diye de ayrıca düşünmek lazım.

Bununla beraber mevcut vaziyetin önüne geçmek mümkün değil.