15 Nisan 2007

3 x 3 = ?

Yemek bloglarının sahipleri çok akıllı olmalılar. Ne yapıp edip bizler gibi yemekle alakası olmayanları bile blog kurallarını kullanarak yemek tarifi yapmaya zorlamışlar. Beni bu işe davet eden işitme kaybı, onu ise yemek tarifleri yapan bir blogcu arkadaş bu işe sokmuş. Görüldüğü üzere iki adım sonrası yemek blogu.

Şimdi benim gibi son 7 senesini yalnız geçirmiş, son 13 senesini de aileden uzaklarda geçirmiş birinden ne tarifler çıkar! Zaten bu gidişle pek yakında Oktay ustanın en büyük rakibi, korkulu rüyası olacağım galiba.

Oyunun kurallarını çözebilmem ancak mümkün olduğundan bir kuralı yerine getiremediğimden beni bu oyuna davet eden arkadaşımızdan özür diliyorum. 3 gün içinde cevaplamam gerekiyormuş ama ben bu süreyi geçirdim.

Uzun lafın kısası efendim; benim gibi biri için mutfak denildiğinde ilk akla gelecek olan sahanda yumurtadır. Ancak yağ olarak kesinlikle tereyağı tercihimdir. İkinci olarak makarna tabii ki. Son olarak da çoban salata.

Peki bunları kimlere ithaf edeceğim ben şimdi? Oyunun bir kuralını bozdum zaten, bu kuralı da bozsam bir şey olmaz sanırım. Çünkü etrafımdaki herkes bu oyundan nasibini almış, bana bir şey kalmamış, serçe parmak misali.

* * *

Soruları cevaplayacak olursam;

Daha önce Hatay'da yaşadım, halen İstanbul'da yaşıyorum. Çok monoton bir düzenim var yani.

Tatil için gittiğim, gördüğüm ve önerdiğim yer merak edilmiş; bunun da tek cevabı İstanbul. İstanbul'da yaşayıp da İstanbul'un bir çok güzelliklerini keşfedememiş nice insanların olduğu düşünülürse gayet güzel bir öneri bence.

Yaşamak istediğim şehirler; Medine, İstanbul.

Şu anki mesleğim avukat. (Bağlı olduğum baroya not: Reklam yasağımız var ama sorulduğu için cevapladım.)

Dünyaya ikinci bir defa gelseydim doktor olurdum. Nasıl olsa avukatlığı denedim, bir de başka meslek öğrenelim.

"Kesinlikle ben yapmazdım" dediğim meslek kompresörcülük. O yolları kıran ve delen ve titreyen insanlar var ya, hah işte ondan olmak istemezdim.

Yaşam felsefemi oluşturan sözlerden biri "insanın insan eden ahlaktır".

Bir kitapdan alınma, çok sevdiğim bir cümle veya paragraf veya bölüm merak ediliyor, "hayatta en hakiki mürşit ilimdir".

Çok sevdiğim bir şiirden bir parça; Mehmet Akif'in Çanakkale Şehitlerine şiirini olduğu gibi buraya aktarmaktansa dilerseniz buyrun okuyalım.

11 Nisan 2007

Merve Kavakçı Mahkum Oldu!

Geçtiğimiz günlerde 28 Şubat'ın izlerinden biri daha yargı marifeti ile silinmeye çalışıldı ancak derin medyamız olayı görmezden gelmeyi yeğledi nedense.

AİHM, Türkiye'yi, Merve Kavakçı, Nazlı Ilıcak ve Mehmet Sılay'ın 'serbest seçim hakkı'nı ihlal ettiği gerekçesiyle para cezasına mahkum etti. Seçilmiş kişilere uygulanan müeyyidelerin de 'ağır ve orantısız' olduğunun altını çizdi.

Bu karar 5 Nisan 2007 günü verildi. Ancak aynı gün internet sitelerinde haberin detayını bulmak oldukça güçtü. Haberi o akşam geç vakitte duydum ve umumiyetle takip ettiğim Milliyet'in internet sitesini açtım ancak nafile. Haberle ilgili hiç bir bilgi yoktu. İşte 5 Nisan tarihli Milliyet Gazetesinin gün boyunca sunduğu son dakika haberleri...

Mahkeme tarafından aksi bir karar verilmiş olsaydı medya nasıl bir tavır alırdı, gerçekten çok merak ediyorum. Yine de her şeye rağmen, gazeteciliğin ilkelerinden olan "köpeğin insanı ısırması haber değildir, insanın köpeği ısırması haberdir" örneğinden hareketle AİHM'nin kararının olağan ve çıkması gereken bir karar olarak yorumlanmış olduğunu düşünüp bu nedenle haber konusu yapılmadığını varsayıyorum ki, iyi niyetimizi muhafaz etmiş olalım.

9 Nisan 2007

Cumhurbaşkanı

Olmayacak.

Olamayacak.


Olmamalı.

Olamamalı.

Olmaz.

Olamaz.

Olmasın.

Olamasın.

Olmadı, yorgunluğumuz da kesemize kaldı.

Olmadı işte, olmadı!*

* Yine başaramadım.
(DB)

8 Nisan 2007

Avukat, Doktor ve Papaz

Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş;

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarfettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış;

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş;

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.

5 Nisan 2007

Nabi'den

Nabi, 1642 yılında Urfa’da doğar. Urfa’nın tanınmış ailelerindendir. İyi bir eğitim görmüştür. Arapça’yı ve Farsça’yı çok iyi bilir. Devrinde "Sultanü'ş-Şuara" diye anılmıştır.

Nabi ile ilgili, 1678 yılında hacca giderken yaşadığı rivayet edilen bir hadise vardır.

Şair, hacca gitmeye niyet eder ve bir kafile ile yola koyulur. O dönemde günlerce süren meşakkatli bir yolculukla ancak menzile ulaşılabiliyordu. Şairin de içinde bulunduğu kafile Medine’ye yakın bir yerde vakit geç olduğu için mola verir. Nabi, mübarek yerlere yaklaşmış olmanın heyecanı ile uyuyamamıştır. Gözleri etrafta gezinirken bir kişinin ayakları kıbleye karşı yattığını görür. Böyle durumlarda çok hassas olan şair, irticalen şu mısraları söyler.

"Sakın terk-i edebden kuy-ı mahbub-ı Huda’dır bu

Nazargah-ı Ilahi’dir makam-ı Mustafa’dır bu "

Terk-i edeb: Edebi terketmek

Kuy-ı mahbub-ı Huda:Allah’ın sevgilisinin beldesi

Nazargah : Bakılan yer

Bu beyti duyan kişi hemen toparlanır, ayağa kalkar. Davranışı kasti değildir ama çok utanır. Bir müddet sonra herkes toparlanır ve yola çıkarlar. Sabah ezanları okunurken Medine’ye yaklaşmışlardır. Fakat hayrete düşerler. Mescid-i Nebi’nin bütün minarelerinden müezzinler sala verir gibi şunları okumaktadır.

"Sakın terk-i edebden kuy-ı mahbub-ı Huda’dır bu

Nazargah-ı Ilahi’dir makam-ı Mustafa’dır bu "

Namazlar kılındıktan sonra kafilede bulunanlar büyük bir şaşkınlık içinde müezzine sorarlar. "Bu şiiri şair Nabi daha bu gece yolda iken söylemişti. Siz nereden biliyorsunuz?" Aldıkları cevap hem enteresan, hem de muhteşemdir. "Peygamber efendimiz (sav) bu gece rüyamızda bize bu beyti öğretti ve sabah ezandan önce okumamızı istedi."