11 Nisan 2007

Merve Kavakçı Mahkum Oldu!

Geçtiğimiz günlerde 28 Şubat'ın izlerinden biri daha yargı marifeti ile silinmeye çalışıldı ancak derin medyamız olayı görmezden gelmeyi yeğledi nedense.

AİHM, Türkiye'yi, Merve Kavakçı, Nazlı Ilıcak ve Mehmet Sılay'ın 'serbest seçim hakkı'nı ihlal ettiği gerekçesiyle para cezasına mahkum etti. Seçilmiş kişilere uygulanan müeyyidelerin de 'ağır ve orantısız' olduğunun altını çizdi.

Bu karar 5 Nisan 2007 günü verildi. Ancak aynı gün internet sitelerinde haberin detayını bulmak oldukça güçtü. Haberi o akşam geç vakitte duydum ve umumiyetle takip ettiğim Milliyet'in internet sitesini açtım ancak nafile. Haberle ilgili hiç bir bilgi yoktu. İşte 5 Nisan tarihli Milliyet Gazetesinin gün boyunca sunduğu son dakika haberleri...

Mahkeme tarafından aksi bir karar verilmiş olsaydı medya nasıl bir tavır alırdı, gerçekten çok merak ediyorum. Yine de her şeye rağmen, gazeteciliğin ilkelerinden olan "köpeğin insanı ısırması haber değildir, insanın köpeği ısırması haberdir" örneğinden hareketle AİHM'nin kararının olağan ve çıkması gereken bir karar olarak yorumlanmış olduğunu düşünüp bu nedenle haber konusu yapılmadığını varsayıyorum ki, iyi niyetimizi muhafaz etmiş olalım.

9 Nisan 2007

Cumhurbaşkanı

Olmayacak.

Olamayacak.


Olmamalı.

Olamamalı.

Olmaz.

Olamaz.

Olmasın.

Olamasın.

Olmadı, yorgunluğumuz da kesemize kaldı.

Olmadı işte, olmadı!*

* Yine başaramadım.
(DB)

8 Nisan 2007

Avukat, Doktor ve Papaz

Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş;

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarfettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış;

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş;

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.

5 Nisan 2007

Nabi'den

Nabi, 1642 yılında Urfa’da doğar. Urfa’nın tanınmış ailelerindendir. İyi bir eğitim görmüştür. Arapça’yı ve Farsça’yı çok iyi bilir. Devrinde "Sultanü'ş-Şuara" diye anılmıştır.

Nabi ile ilgili, 1678 yılında hacca giderken yaşadığı rivayet edilen bir hadise vardır.

Şair, hacca gitmeye niyet eder ve bir kafile ile yola koyulur. O dönemde günlerce süren meşakkatli bir yolculukla ancak menzile ulaşılabiliyordu. Şairin de içinde bulunduğu kafile Medine’ye yakın bir yerde vakit geç olduğu için mola verir. Nabi, mübarek yerlere yaklaşmış olmanın heyecanı ile uyuyamamıştır. Gözleri etrafta gezinirken bir kişinin ayakları kıbleye karşı yattığını görür. Böyle durumlarda çok hassas olan şair, irticalen şu mısraları söyler.

"Sakın terk-i edebden kuy-ı mahbub-ı Huda’dır bu

Nazargah-ı Ilahi’dir makam-ı Mustafa’dır bu "

Terk-i edeb: Edebi terketmek

Kuy-ı mahbub-ı Huda:Allah’ın sevgilisinin beldesi

Nazargah : Bakılan yer

Bu beyti duyan kişi hemen toparlanır, ayağa kalkar. Davranışı kasti değildir ama çok utanır. Bir müddet sonra herkes toparlanır ve yola çıkarlar. Sabah ezanları okunurken Medine’ye yaklaşmışlardır. Fakat hayrete düşerler. Mescid-i Nebi’nin bütün minarelerinden müezzinler sala verir gibi şunları okumaktadır.

"Sakın terk-i edebden kuy-ı mahbub-ı Huda’dır bu

Nazargah-ı Ilahi’dir makam-ı Mustafa’dır bu "

Namazlar kılındıktan sonra kafilede bulunanlar büyük bir şaşkınlık içinde müezzine sorarlar. "Bu şiiri şair Nabi daha bu gece yolda iken söylemişti. Siz nereden biliyorsunuz?" Aldıkları cevap hem enteresan, hem de muhteşemdir. "Peygamber efendimiz (sav) bu gece rüyamızda bize bu beyti öğretti ve sabah ezandan önce okumamızı istedi."

3 Nisan 2007

Uluslararası Davranış Biçimi

Değişik ülkelerden gelmiş insanlar, aynı masada, birer bardak kola ısmarlarlar. Kolalar gelince bakarlar ki, her birinin bardağında bir kara sinek var;

İsveçli; aynı bardakta yeni kola getirilmesini ister.
İngiliz; yeni bardakta, yeni kola ister.
Finlandiyalı; sineği bardaktan alır ve kolayı içer.
Rus; kolayı sinekle içer.
Çinli; sineği yer, fakat kolayı içmez.
Yahudi; sineği yakalar ve Çinliye satar.
Yunanlı; kolanın üçte ikisini içer ve yeni kola ister.
Norveçli; sineği yakalar ve yem olarak kullanmak üzere balığa çıkar.
İrlandalı; sineği ezerek kolaya karıştırır ve İngiliz'e ikram eder.
İskoc; farkında olmadan kolayı sinekle içer, sinek boğazına takılınca, "Allah
kahretsin şimdi içtiğimi kusacağım!" der.
Amerikalı; lokantaya tazminat davası açar ve 65 milyon dolar tazminat talep eder.

Peki Türkler ne yapardı acaba?