6 Eylül 2006

Mercedes Benz'den Cevap

Mevcut teknolojik koşullar ile araç içinde dış anteni olmayan cep telefonu kullanımının, araç elektroniğine ve insan sağlığına kesin olarak zarar vermediği ispatlanamamaktadır. Uçaklarda motorlu kara taşıtlarında bulunan güvenlik önlemlerin çok daha fazlası bulunmasına rağmen cep telefonu kullanımının kesin olarak yasaklanması bu konudaki teknolojik seviyenin en açık göstergesidir. Dış anten kullanılmadığı durumda cep telefonu ve telsiz üreticileri de cihazların araç içinde kullanılmalarının sakıncalı olabileceğini belirtmektedir. Zira herhangi bir zamanda araçta çok sayıda cep telefonunun aynı anda kullanılması sonucu nasıl, hangi şiddette ve hangi bölgelerde manyetik dalga yoğunlaşması olabileceğini kestirmek imkansızdır. Otobüsler de pek çok motorlu araçlar gibi kapalı bir çelik konstrüksiyon yapıya sahiptir. Bu kapalı ortamda dış anteni olmayan bir cep telefonu kullanıldığında, çelik yapı, manyetik dalgaları hapseden bir kafes(Faraday kafesi) görevi görüp, bazı noktalarda manyetik dalgaların kesişerek yoğunlaşmasına sebep olmaktadır. Yolcuların maruz kaldığı bu dalga yoğunlaşmasının kalp pili, işitme cihazı gibi tıbbi aletler üzerinde çok tehlikeli etkiler yaratma ihtimali vardır. DIN 57848 normuna göre, 10 KHz ile 3000 kHz frekansları arasındaki elektromanyetik dalgaların tıbbi cihazlar açısından tehlike yaratabileceğine işaret edilmektedir.Araç içinde pek çok yolcunun aynı anda cep telefonu kullanması sonucu ise DIN normunda belirtilen limitler aşılmaktadır. Bu nedenle dış anten olmadan araç içinde cep telefonu kullanımının insan sağlığı üzerinde yaratabileceği tehlikeden dolayı yasaklanması öngörülmektedir.

Yukarıda belirtilen etkilerin görülme ihtimali ne kadar düşük olursa olsun insan sağlığı söz konusu olduğunda Mercedes-Benz'in böyle bir riski göze alması ürün sorumluluğu açısından mümkün değildir. Dolayısıyla araç içinde çeşitli yerlere cep telefonu kullanılmaz çıkartması yapıştırılması ve araç kullanım kılavuzunda sakıncanın ifade edilmesi suretiyle müşterilerimiz ve yolcular konuyla ilgili uyarılmaktadır.

4 Eylül 2006

Geçmiş Sadece Bir Önsözdür.

Yazmak

Yazmak kötü yola düşmek gibidir.

Önce sevdiğin, sonra birkaç dostun için yazarsın.
Sonunda da para için yazmaya başlarsın.

Moliere (1622-1673)

Ben şimdi yazmayı sevdiğimden ve dostlarım için yazıyorum.

31 Ağustos 2006

Alo

- Nasılsın, iyi misin? Nasıl gidiyor?

- İyi hamdolsun, idare ediyor. İttire ittire ilerlemeye çalışıyoruz.

- Yahu boşa alsana, bırak kendiliğinden gitsin.

- Ama yokuş yukarı, ne yapabilirim ki?

- Dert ettiğin şeye bak, yönünü değiştireceksin, boşa alacaksın, hepsi bu...

24 Ağustos 2006

BM Barış Gücü! Neden?

Günlerce devlet terörünü izledik. Günlerdir de ateşkes sonucunda Lübnan'a yerleştirilmesi planlanan Barış Gücünü konuşuyoruz. Kurdun kuzuları yok ettiği ormanlık bir alanda arslan kralın emri ile tavşan, kurbağa ne kadar masum varsa kurtla kuzunun arasına yerleşip güya barış sağlayacaklarmış. Olayın özeti bu.

Barış Gücünün dayanağı olan 1701 sayılı BM kararının 3. maddesini dikkatsizce de okusak esasında amacın ne olduğu ortaya çıkıyor; "...hiçbir güç Lübnan hükümetinin izni olmaksızın bölgede silah bulundurmayacak ve bölgede Lübnan hükümetinden daha üstün bir otorite bulunmayacak." Kısaca Hizbullah silah bulunduramayacak diyor bu madde. Olayın daha da özeti şu; İsrail beceremediği, eline yüzüne bulaştırdığı Hizbullah operasyonunu BM Barış Gücü sayesinde ve güya uluslararası gücü de arkasına alarak gerçekleştirmek için ihale açtı. Peki ihaleye kim girecek? Israrla Türkiye de girsin diyor? Sebep ne? Türkiye'nin mavi boncuğuna mı aşıklar? Elbette değil. Sebebini çözemiyorum işte... Ya komplo teorileri kurmak gerekiyor ya da susmak...

Ateşkes ilan edilmişse ve iyi-kötü şu ana kadar ateşkes bir şekilde devam ettirilebiliyorsa Barış Gücüne ne ihtiyaç var? Bunu da anlamıyorum.

Son olarak merak ettiğim bir husus; 1 ay boyunca izlediğimiz vahşetin sebebi gösterilen, 1500'e yakın sivilin katlini meşrulaştıran(!) kaçırılan 2 İsrail askerinin akıbeti ne oldu sahi?