28 Aralık 2009

Şehitler üzerinden rekor...

7 Aralık Reşadiye saldırısının üzerinden 3 hafta geçmiş ve konu ile ilgili bir haber sunuyor Hürriyet. Fotoğrafta yuvarlak içine aldığım kısma dikkat edin; aradan 3 hafta geçtikten sonra şehit fotoğraflarını haberine konu ederek "açılan sayfa" rekorunu elde etme derdinin hangi noktalara vardığına siz karar verin. Bunların hiçbir kutsalının olmadığının, tek kutsallarının PARA olduğunun en aşikar örneği değilse nedir bu?

İşte ilgili haberin fotoğrafı;



26 Aralık 2009

İki adet düşünce

  • Trafik kurallarına uymaksızın başka sürücülerin hakkını yiyenlerin "kul hakkı" suçunu işlediklerini düşünüyorum. Nedense bunu daha önceleri çok düşünmez veya düşünmek istemezdim. Belki yaşımın biraz daha olgunlaştığı şu günlerde araç kullanırken eski "delikanlı" günlerimin geride kalması ile kurallara riayet etmemin, başkalarının hatalarını daha sık görmeme sebep olmasıdır bu düşüncenin akılma daha sık gelmesindeki neden.
  • Muhafazakar (dindar diye anlayabilirsiniz) kesimin yoğun olduğu bir yerleşim merkezinde (semtte) oturmaya başlayalı bu insanların görgü kuralları eğitimine biraz daha önem vermeleri gerektiği kanaati oluştu bende.

15 Kasım 2009

Kurban "keselim"

Her Kurban Bayramı yaklaşırken kaleme almayı düşündüğüm bir konu oluyor ama bir türlü bunu gerçekleştiremiyorum. Geçen Cuma, hutbenin de konusu olan bir hususu dikkatelere bir defa da ben çekmek istiyorum.

Öncelikle bu yazının hedefinin hayırsever kuruluş ve derneklerin hayırlarını engellemek olmadığını belirtmeliyim. Ancak şu husus net bir biçimde bilinmelidir ki; kurban bir ibadettir, hayır işi değildir. hayır için kurban kesmekle, kurban bayramında Allah'ın emrettiği şekliyle hayvan kesmek birbirinden tamamen farklıdır. Fakat birçok hayırsever kuruluş, dernek ve vakfın kurban organizasyonları düzenliyor olması halkımızda yukarıda belirttiğimiz kavram karmaşasının oluşmasına neden oluyor.

Doğrusu hayırseverlerin düzenlemiş oldukları kurban organizasyonlarının bir ihtiyaca binaen çıktığı bir gerçektir. Bunun yanında tümü için "bunlar ibadet yerine, hayır yapmanıza vesile oluyorlar" demek de yanlış olur. Hatta bir kısmı için çıkarılan söylentilerin de doğruluğuna inanmıyorum. Ancak tüm bunlar kurban ibadetinin hakkıyla yerine getirilmesine de engel oluyor diye kanaat bildirmeliyim.


Öncelikle kurbanı kurban eden kişinin kesmesidir sünnet olan. Haydi diyelim ki, acemi kişilerin kesmesi hayvana eziyet olduğundan bu sünnetten feragat edilsin; peki o halde hiç olmazsa hayvanın kesilmesine şahit olmak, Allah'ın rızası için yapılan bir ibadette ibadet alanında olmak neden kötü olsun? Bunun için imkanların zorlanması yanlış mı olur? Ayrıca çocukların bu ibadeti algılamalarını engellemek hakkımız mı? Yeni neslin kurban ibadetine yaklaşımının nasıl olacağını gerçekten merakla bekliyorum. Biz çocukluğumuzda cani ruhlu yaratıklar mıydık, zevk mi alıyorduk hayvanın kanının akıtılmasından? Belki üzülüyorduk ama onun bir ibadet olduğu hakikati bilinçli bir şekilde dimağlarımıza anlatıldığından ve yerleştirildiğinden bu durumu garipsemiyorduk. Oysa yeni neslin farkında olmadan bu ibadetten soğutulduğunu gözlemlemek mümkün bugün.

Hayvanlarımızı geleneksel yöntemlerimizle, İslam'ın temizlik esaslarına hakkıyla uymak kaydıyla varsa evlerimizin bahçelerinde, bu mümkün değilse civar köylerde anlaşacağımız köylülerin besihanelerinde, başında durmak sureti ile, yaşı uygun çocuklarımızla birlikte -ibadeti bütün ruh ve canımızla hissedene kadar- keselim.

12 Kasım 2009

Toplum vicdanı

Toplumun vicdanı rahatlamıştır, dün kendisine sunulan bir "Çiçek" ile...

5 Kasım 2009

Steaua Bükreş

Benim küçüklüğümden bu yana hemen her yıl bir Türk takımı Steaua Bükreş isimli futbol takımıyla karşılaşır. Bu takımın ismi ise her zaman kafamda soru işareti oluşturuyor? Mesela canlı yayında spor haberini sunan spiker takımın isminin baş harfini yazıldığı gibi S harfi ile telaffuz ederken aynı haberin detayını sunan bant kaydındaki spiker Ş harfi ile anıyor takımın adını. Hangisi doğru?

Birileri bende oluşan bu kafa karışıklığını giderse ne iyi olur?

18 Ekim 2009

4. Uluslararası Yetim Buluşması

Bugün burada olmaktı niyetim ancak anlaşılan o ki kafama yeterince yerleştirmemişim bu fikri. Unuttuğumu radyoyu açtığımda programın sonunda dua eden çocukları duyunca fark ettim. Hiç olmazsa belki benden daha duyarlı insanlar vardır blogumu okuyanlar arasında diyerek buradan linkini vererek de olsa duyurmayı uygun gördüm.

Hayırlara vesile olsun inşallah...

16 Ekim 2009

Abdestmatik

Abdestmatik... Ne kadar kullanışlı ve ne derece yaygınlaşabilir, siz karar verin.



14 Ekim 2009

Rahmet temennisi

İbrahim Canan hocamızın vefatını büyük bir teessür ile öğrenmiş bulunuyorum. Kendisine Allah'tan rahmet, kederli ailesine ve sevenlerine sabr-ı cemil diliyorum.

19 Eylül 2009

Nazım'dan Bayram Şiiri

Yalan…

Bir yalan kadar gerçek herşey.
Ya da bir yalan kadar hiçbirşey.

Yıllar önce para kazanmak için burdan gidişim.

Ve para dışında herşeyi kaybetmek kadar yalan.

Babamın öldüğü yalan!
Ve senden arda kalan bomboş bir ev kadar yalan.
Yalan, yalan…

Bayram sabahı ailece yapılan sabah kahvaltılarına özlemdi.
Kapıyı çalacak çocuklara bir gün evvelden hazırlanırdı hediye mendiller ve lokumlar.
Mahalle arasına kurulan seyyar lunaparklar, macunlar ve pamuk helvalar.
El öpenlere el öpenlerin çok olsun derdi büyükler.
Ama onların çok olmayacaktı el öpenleri.
Çünkü her geçen bayram biraz daha azalacaktı öpülen eller.
Ve her geçen bayram biraz daha azalacaktı biten dargınlıklar.

Bayram gelmiş kime ne anam garibem diye bir türkü duyulacaktı memleketten.
Ve bayram bile bayram olduğuna pişman olacaktı belki…
Ama yine de o türküyü dinleyerek eriyecekti yollar.
Gurbetten sılaya bir yolculuk değildi bizimkisi.
Bir ömürdü iki şehir arası, bir ömürdü iki ülke hatta iki dünya arası.
Hep bir gün bu hasret bitecek ve herkes köyüne geri dönecek diye süren,
Ama kimsenin hiçbir zaman köyüne dönemediği bir yolculuktu bizimkisi.
Ha bu gece bayram gecesi,
Ha her gece bayram gecesi.

Bu gece bayram gecesi.
Her taraf mavi, pembe, mor…
Bu gece bayram gecesi.
İçim içime sığmıyor.
Görünüyor suyun dibi,
Mahalle, komşular falan…
Her şey bıraktığım gibi.
Babamın öldüğü yalan!

Dilini ve dinini bilmediğimiz sabahlara uyanırım.
Yabancı yüzler görürüm yabancı sokaklarda.
Tanıdık acılar çeker, tanıdık sevdalar ararım.
Buralar hep soğuk, oralar değişmekte sanırım.
Hasret, acı ve sevda iki ülke arası.
Kapıkule’den sonrası düğün, bayram havası.
Yıllardır söyleyip durduğum hep,
Ben gurbette değilim anam, gurbet benim içimde şarkısı.

Düğünler ve bayramlar memlekete taşındı önce.
Sonra taşınmazlar arasına girdiler birer birer.
Ne düğünler ne bayramlar ne çocuklar ne de torunlar taşınır oldu.
Günden güne, yavaş yavaş eridi birgün memlekete dönebilme derdi.
Ve yıllar geçti aradan,
Adamın biri yıllar önce çocukluğunda bırakıp gittiği memlekete geri geldi.
Ama hali garipti.
Dönüp de bulmamak vardı seni.
Buralardan gitmiş olacağın aklımdaki son ihtimaldi.
Son ihtimaldi adresinin değişikliği.
Şaka mıydı, kader miydi?
Neden bomboş evimiz şimdi?

Bu gece bayram gecesi.
Her taraf mavi, pembe, mor…
Bu gece bayram gecesi.
İçim içime sığmıyor.
Görünüyor suyun dibi,
Mahalle, komşular falan…

Nazım Hikmet

1 Eylül 2009

Sinirleniyorum

İki şeye;

1 - Amerikan kültürünün uzantısı bir takım fast food ve gazlı içecek firmalarının Ramazan'ı alenen kullanmalarına... Geçenlerde bir alış veriş merkezindeki restoranında alkollü içecek sattığını gördüğüm bir pizzacı Ramazan'da oruç tutan dindarlara yönelik iftar menüsü hazırlıyor. Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı... İşin ilginç yanı televizyonlardaki en güzel reklamları da onlar yapıyor. Gazlı içecek firmasının bir bebeğin düşüncelerinden hareketle yaptığı reklam filmini izlemediyseniz mutlaka izleyin...

2 - 444'lü müşteri hizmetleri numaralarında canlı bir varlıkla karşılaşamamaya... Müşteri hizmetleri servisine bağlanana kadar bin bir takla atıyorum. Hatta çoğu zaman konumla alakasız bir menüden bağlanıyorum bu insanlara...

Sinirleniyorum.

31 Temmuz 2009

Gelecek demokrasinin...

Türkiye'de olması gerektiği üzere ismi en az duyulan kurumlardan birisi HSYK'dır. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu. Fakat son bir aydır ilgili ilgisiz herkesin diline düştür HSYK. Bunun müsebbibi kimdir?

Gelişmiş demokrasilerin hiç birinde Anayasa Mahkemesi üyelerinin isimlerini hatta adedini kitleler bilmezler. Yine HSYK benzeri kurulların varlığından bile haberleir yoktur gelişmiş demokrasilerin vatandaşlarının. Aynı şekilde Yatgıtay Cumhuriyet Başsavcısının ismini de bilmezler. Genelkurmay Başkanları konuşurken televizyonlar canlı yayına başlamaz bu ülkelerde. Peki bizde neden tersi bir durum söz konusu?

Gayet açık ve net; ülkemizde küçük bir grup kendilerini en avrupai, en demokratik, en modern ve en ilerici gibi göstermek sureti ile temel kaynaklarımızın ve varlıklarımızın kaymağını yemek, kendi iktidarlarını sürdürmek ve kendi zihniyetlerini ve dünya görüşlerini geniş kitlelere zorla kabul ettirmek derdindeler de, bu yüzden tüm bu yukarıda saydıklarımız bizim ülkemiz için normal karşılanıyor.

Hani Osmanlı'nın çöküş döneminde bir yabancı ülke temsilcisi Osmanlı Sadrazamına diyor: ‘‘Sizin imparatorluk gidici...’’ Sadrazam cevaplıyor:

‘‘Yüzyıllar boyunca siz dışarıdan uğraştınız, biz içeriden uğraştık ama şu devleti yıkamadık. Kolay yıkılmayız.’’

Dışarıdan uğraşanlar içeriden uğraşanlardan sayıca azaldı galiba. Gelecek demokrasinin olacak...

15 Temmuz 2009

Özür sırası kimde?

Geçtiğimiz günlerde iki yönüyle tatsız bir olayın yaşandığını hepimiz biliyoruz. İki yönüyle tatsızdı; Topkapı Sarayı'nda şarabın ön plana çıakrıldığı bir konserin yapılması ve bir grup gencin bu yüzden sarayı basmaya kalkışması.

Topkapı Sarayı'nda elbette geçmişten bugüne konser de verilmiştir, alkollü içecekler de tüketilmiştir. Ancak yaşanan olaylara benzer bir hadiseye davetiye çıkartırcasına alkolü ön plana çıkarmanın da hiç bir anlamı yoktur. Ancak buna rağmen yapılan protesto da usulüne uygun değildir.

Neticesi itibariyle olay tatlıya bağlandı. Alperenler İdil Biret'i ziyaret etti ve özür diledi. Ancak olayın bir kahramanı daha var, o da sayın Kültür Bakanı Ertuğrul Günay. Öyle ya da böyle 70 milyonun bakanı olan bir kişinin küçük bir grup hakkında "yaratıklar" tabirini kullanması uygun düşmemiştir. Neticede karşısında yıllardır var olan ve kısa bir süre önce liderlerini elim bir kazada yitirmiş, belki bu yüzden de bu tür hadiseler için kullanılmaya açık olan bir grup var ve bu grubun içindeki bir kaç çürük yüzünden grubun tamamını itham altında bırakacak böyle bir söylemi dile getirme hakkı bulunmuyor sayın bakanın.

İşte bu yüzden de kanatimce özür sırası sayın bakanda.

14 Temmuz 2009

Denek gazeteci

Ayşe Arman'ın son marifetini konu edinip değer vermek gerekir mi bilemedim ama yine de yazmadan edemiyorum.

Fazla söyleyecek söz de yok zaten. Gazetecinin denek olmasını anlamak şart değil, neticede gazatelerde yazan herkesi gazeteci diye anmak yanlış olur.

Benim asıl değinmek istediğim ise şartların eşitliği ilkesine uygun olmamış "deneklerin" davranışı. Nişantaşı'nda veya Ortaköy'de çarşafla dolaşmamış, gidip Çarşamba'da mini etekle dolaşmış. Madem çarşafa girmedin sair yerlerde, Çarşamba'da da makul bir açıklıkla dolaşsaydınız. Kaldı ki, Nişantaşı ve Ortaköy gibi yerlerin muadili de Çarşamba değil. Fevzi Paşa Caddesi olabilirdi mesela.

Ayrıca mahalle baskısı için denek olmaya da gerek yoktu. Hergün okul kapılarından gönderilen başı kapalı hanımları izleselerdi mahalle baskısını çözerlerdi.