Gelene-(e)k

Geçen gün lise son sınıfa geçen yeğenimle birlikte evimize yakın bir yere taşınan babamın bir dostunu ziyarete gittik. Giderken "elimiz boş gitmeyelim, yaşlılar, alanları edenleri olmaz" diyerek bir miktar meyve aldık marketten ve yürüyerek oturdukları binaya ulaştık. Tam asansöre bindim ki, poşetlerin şeffaf olduğunu gördüm ve "deden olsaydı bunları kese kağıdına koydururdu, bizim aklımıza gelmedi" dedim yeğenime. Yeğenim, "niçin" diye sorunca birden yeni nesle aktarmayı unuttuklarımız, önemsemediğimiz bir çok geleneğimizin, kültürümüzün olabileceği endişesi sardı beni. Ki bahsi geçen yeğenim yaşıtlarına göre bir hayli muhafazakar ve gelenekçi bir hayat yaşıyor.

Her şeyi göstermek, alttan alta imrendirmek için kurgulanmış durumdayız. Babam o meyveleri kese kağıdına koydururdu çünkü görüp de alamayan ve canı çekenler olabileceğini düşünürdü. Yediği içtiği her şeyi dünya aleme gösterip bunu da sosyalleşmek olarak algılayan bir neslin bu hassasiyeti duyması, bilmesi ve öğrenmesi gerekir. Ki atadan gelene ek yapabilsin ki, gelenek oluşsun. Bizim yaptığımız gelene ek değil, geleni eksiltmek...

Çok dikkatimi çekiyor, zamanın darlığından mıdır, teferruat olarak görüldüğünden midir, geçmişi beğenmemekten midir, hangi saikledir bilmiyorum ama birçok anne baba kendi çocukluklarını, kendi ebeveynlerinden gördüklerini, kendi çocuklarına anlatmıyor.

Yeğenim şanslı... Tüm gençlerin de aynı şansa sahip olmalarını umuyorum.
Yorum Gönder