26 Eylül 2012

Adliye Koridorları

Başlığı görünce kavga-dövüş sahnelerini anlatacağım sanılmasın. Adliye koridorlarının bir başka yüzüne değinmek istiyorum bugün.

Daktilo kullanan, oduncu gömleği üzerine annelerinin veya eşlerinin el emeği göz nuru işledikleri süveterleri giyen ve bu süveterlerinin içine gelişi güzel kravat bağlayan memurları özledim ben. Mesleğe ilk başladığım zamanlarda tek-tük rastlıyordum böylelerine. Geçen adliye koridorlarında dolaşan birine rastladım, meğer o da emekli olmuş, bir meslektaşıma yardım ediyormuş. Fakat onun da kıyafeti değişmiş.

Şimdiki memurları hakim-savcıdan ayırt edebilmek neredeyse mümkün değil. Öz güven unsuru olmasa hiç ayırt edemezsiniz ama hakim ve savcılar diğer memurlara göre biraz daha dik yürüyorlar.

"Avukatsın, başkaları ile ne uğraşıyorsun" diyenler çıkabilir. Fakat asıl sözüm zaten avukatlara.

Küçük dağları biz yarattık (haşa) edası ile yürüyen kim varsa bilin ki işte o avukattır. Sırtında cübbe olması gerekmiyor yani. Ama bir de sırtında cübbesi ile ve cübbesini savura savura yürüyenler var ki dokunsanız yıkılırsınız. Sahi, mutevazı olmak bu mesleğe ters midir? Neden en iyisi, en diki, en gösterişlisi olmak zorunda hissediyor avukatlar kendilerini? Eksiklikleri kapatmanın bir yolu mu bu yoksa? Üzerindeki kıyafetinden cebindeki telefonuna, altındaki arabasına kadar her taraflarından gösteriş akan bir zümre olmak zorunda mıyız? Bu durum bazılarında hiç sırıtmaz iken bazılarında (çoğunda da diyebiliriz) ise gerçekten çok fena duruyor.

Bir de kartvizitler var. Mesela şöyle; A V U K A T filan filan... Ofis tabelaları var, adliyelerin etrafındaki tabelalara denk gelirseniz bir göz gezdirin. Neredeyse cephe giydirecek arkadaşlar.

Hakimlerin meşhur bir sözü var, "biz kararlarımızla konuşuruz" diye. Avukatların da keşke "biz yaptığımız işimizle konuşalım" diye bir düsturları olsa.


Yorum Gönder