20 Ocak 2008

Değişiklik çözüm değil çözümsüzlüğe sebep olabilir!

Ak Parti ile MHP arasındaki uzlaşma neticesinde ortaya çıkan başörtüsüne çözüm haritası görüldüğü veya gösterildiği kadar engebesiz bir harita değildir. Aksine engebelerin yanında çok sayıda mayın da söz konusudur.

Öncelikle 1982 Anayasasının 13. maddesinde açıkça belirtilmiş olan temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin bir hüküm varken aynı hükmün tekrar mahiyette eğitim ve öğrenim hakkını düzenleyen 42. maddesine eklenmesinin yasakçı zihniyeti kırmaya yönelik hiçbir etkisinin olmayacağı aşikârdır. Aynı şekilde 10. madde için öngörülen düzenlemenin de ciddi anlamda bir tesir oluşturacağını düşünmüyorum. Tüm bu düzenlemelerin altının doldurulması gerekmektedir ki bu da ancak kanunla mümkündür.

Bu noktada YÖK kanunu ek 17. maddede değişiklik yapılmak sureti ile anayasada yapılacak düzenlemelerin altı doldurulmaya çalışılıyorsa da işte yasakçı zihniyetin istediği çözümsüzlük de burada başlamaktadır.

Öncelikle anılan maddede yapılması düşünülen değişiklik 1988 yılında YÖK kanununa eklenen ek 16. maddedeki "Yükseköğretim kurumlarında, dershane, laboratuar, klinik, poliklinik ve koridorlarında çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunludur. Dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir" hükmünden farklı düzenlenmişse de benzer bir hüküm getirmektedir. Bilindiği üzere anılan madde o günkü Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından Anayasa Mahkemesine götürülmüştür. Anayasa Mahkemesi ise maddeyi iptal etmiştir. Hangi gerekçe ile iptal edilmiş olursa olsun benzer bir düzenleme yapmak sureti ile yasağın aşılacağını düşünmek çözüm değil çözümsüzlüktür. Anayasada yapılacak yeni düzenlemeler de söz konusu ek 17. maddenin iptaline engel olmayacaktır.

Kaldı ki meri ek 17. madde mevcut hali ile Anayasa Mahkemesi denetiminden geçmiş ve kanaatimce yeterli bir hüküm iken maddeyi tekrar düzenleyerek yargı denetimine açmak yerine mevcut haliyle uygulanabilirliliğini sağlamak, mesela anayasanın 13. maddesine mahkemelerin vermiş olduğu kararlara oluşturdukları gerekçelerle temel hak ve özgürlüklerin sınırlanamayacağına ilişkin bir vurgu yapılmak sureti ile çok daha sonuç alıcı bir düzenleme yapılmış olacaktır. Bu şekilde ek 17. madde hükmünü uygulamayanlar anayasal bir suç işlemiş olacaklarından çok daha kısa yoldan ve net bir sonuç alınacaktır.

Kuşkusuz siyasetin insiyatif alarak konu üzerinde çalışması ve Türkiye’nin önemli iki büyük partisinin uzlaşması basite alınmayacak bir durumsa da yukarıda ifade etmeye çalıştığım mayınları temizlemek gerektiğini özellikle vurgulamak isterim. Bu güzel ve örnek uzlaşının oluşturduğu havayı bozmak ve kötümser düşünceler oluşturmak değil kastım. Sadece hukukçu kimliğimle muhtemel senaryolara dikkat çekmek istedim. Ve ne yazık ki şu haliyle meclise sevk edilen düzenlemeler sonuç almak için yeterli görünmüyor. Aksine çözümsüzlüğe götürme ihtimali daha yüksek.

Siyasi aktörlerin Türkiye’nin önemli bir yarasını tedavi etmeye kalkışırken yarayı kapanmaz hale getirme ihtimalini iyi düşündüklerini ummaktan başka yapabileceğimiz bir şey ne yazık ki bulunmuyor.

29.01.2008
İstanbul
Yorum Gönder