25 Şubat 2026

Camilerde Unutulan Edep: Çocuklar, Ekran Bağımlılığı ve Cami Adabı

Teravih namazını evime yakın olan büyük bir camide eda ediyorum. Ancak cami büyük olmasına karşın cemaat çok da fazla değil. Dolayısıyla namaz esnasında öndeki 3-4 saf haricinde caminin kalan kısmı adeta bir meydan havasında... Elbette bu meydan sahipsiz kalmıyor.

Teravih Namazı ve Camilerdeki "Meydan" Havası

Çocuk terbiyesi artık çok farklı bir evrede. Ebeveynler adeta birer köle, çocuklar ise kutsanmış birer varlık pozisyonundalar. Ramazanın ilk günleri ailelerin çocuklarını ekran başından koparıp camiye getirmiş olmalarını bir kazanım olarak gördüklerini ve     bundan dolayı çocuklarının o "meydan"da cirit atmalarına bir şey demediklerini zannediyordum.

Tam olarak çocukların arkada ne yaptıklarını gözlemleyemiyordum ancak gün geçtikçe cemaat azaldı ve arkada çocukların neler yaptığını görme fırsatım oldu. Meğer yanılmışım...

Değişen Çocuk Terbiyesi: Camide Ekran Serbestliği mi?

Aileler çocuklarına adeta "Yeter ki camiye gel, camide ekran sana serbest" demişler. Çünkü çocukların epey bir kısmı ekranlara bakıyor, hem de gruplar halinde. Hatta ortaokul ve lise çağında olanlar muhtemelen online oyun oynuyor bile olabilirler. Bağırmalar, çağırmalar, çığlıklar...

Zavallı din görevlilerimiz ise öyle bir sindirilmişler ki, tek kelime dahi edip bir "sessiz olun" uyarısı dahi yapamıyorlar. Cemaatten bir iki laf edecek olan olursa cevapları hazır:

"Camide cemaatle namaz kılarken arka saflarda gülüşen çocuk sesleri yoksa gelecek nesiller adına korkun."

Gülüşen Çocuklar ve Unutulan Cami Adabı

Gülüşmekle oynamak, bağırmak ve çağırmak aynı şeyler değil. Bizim çocukluğumuzda biz de giderdik camilere ve gerçekten de gülerdik ama camide oyun oynamazdık. Oyun parkta oynanır, camide değil.

İnsanı insan yapan en önemli erdemlerden biri ahlaktır, terbiyedir.


Teravih namazı kılan cemaat ve cami adabı
Fotoğraf: Serhat Çağdaş - AA

Çocukların teravih namazı için camilere gelmesi elbette sevindiricidir; ancak cami adabı ve terbiye verilmeden sadece camiye getirmek, çocuğun din ile bağlantısını yüzeysel seviyede bırakır.

Üstelik din ve din hayatıyla ilgili çocuklarda herhangi bir algı oluşması bir yana, camide adeta sınırsız bir özgürlük olduğu varsayımı çocuğun dine bakışını da farklılaştırır.

Gerçek Çözüm: Ebeveynlerin Sorumluluğu

Asıl problem elbette çocuklarda değil; onları camiye getiren ama getirdikleri yerin adabını, usulünü çocuğuna öğretmeyen ebeveynlerde...

Cami cemaati huzuru hak ediyor.

Peki, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Teravih namazlarında benzer durumlar yaşıyor musunuz? Yorumlarda buluşalım.

25 Ekim 2023

15 Temmuz ve 7 Ekim

7 Ekim’den bu yana İsrail'in Gazze'de binlerce masum insanı katletmesi karşısında özellikle ülkemizde İsrail'e destek olan  şirketleri ve markaları boykot etmek vatandaşlarımızın gündemine girdi.

İsrail'in her zulmü sonrasında bu boykotların dile getirilip sonrasında unutuluyor olması elbette üzücü ama zamanla bu boykotların kalıcı hale gelmesi en büyük temennim. Şahsen ben boykotlar konusunda elimden geleni bir süreklilik içinde yürütmeye çalışsam da haberim bile olmadan boykot edilmesi gereken bir markadan da alışveriş yapmış olabiliyorum zaman zaman. Bununla birlikte bir niyet olarak bunu sürekli canlı tutmaya çalışıyorum. Örneğin meşhur kahve markasına hiç gitmediğim gibi, hamburger markasından da yemem. Gazlı içeceği ise belki 20 yıldan fazla oldu, ağzıma almadım. Demem o ki, herkes kişisel olarak kendine bakmalı. Boykotu içselleştirmemiz gerekiyor. Anlık değil. Boykota ihtiyaç kalmayacak güne kadar. 

Ayrıca boykot edilen şirketlerin Ukrayna savaşında nasıl bir pozisyon aldıklarını da unutmayalım. Belki bu durum boykot etme motivasyonumuzu artırır. Bununla ilgili twitterda zamanında şöyle bir paylaşımım olmuştu.

7 Ekim'den bu yana meydana gelen İsrail'in son zulmüne karşı bu defa hem Türkiye kamuoyunda hem dünya kamuoyunda öncekilere göre daha geniş bir direniş olduğu da açık. Bu defa dünyanın dört bir yanında çeşitli gösteriler yapılıyor. Ülkemizde de gösterilen yanında boykotlar önemli ölçüde kendini gösteriyor.


15 Temmuz ve 7 Ekim... Dün sosyal medyada gezinirken karşıma çıkan bir paylaşım bana bu iki tarih arasında bir bağ kurdurdu. 15 Temmuz'da Kadıköy'de meyhaneden çıkıp köprüdeki eylemlere katılan vatandaşımızın hikayesini okumuştum geçmişte. Bu paylaşımda ise alkollü içecekler satan bir markanın İsrail'i desteklediğinden bahisle boykot edilmesi yönünde bir çağrı vardı. Kabul etmek gerekir ki, Türkiye budur. Dinlerini tam anlamıyla yaşayamayanların bile zulme ve haksızlığa karşı bir direnişi ve başkaldırısı her daim var. Ön yargıların ve ötekileştirmelerin bir tarafa bırakılıp ortak değerlerimiz üzerinde bir araya gelmeye gayret göstermeliyiz. Özellikle de böyle günlerde.


13 Ekim 2023

Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi

Türk siyasi hayatında özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında gerçekleşen anayasa değişikliği ile ciddi bir dönüşüm yaşanıyor. İçinde yaşadığımız süreç ilerleyen yıllarda Türk siyasi hayatını araştıranlar tarafından tam da bu şekilde değerlendirilecektir diye düşünüyorum.

Bilindiği üzere ülkemizde uzun yıllar parlamenter sistem uygulanmıştır. Ancak parlamenter sistem Turgut Özal'ın da Süleyman Demirel'in de ve daha bir çok iktidar olmuş sair siyasetçilerin de üzerlerine dar gelen bir kıyafet olmuştur. Nitekim özellikle isimlerini saydığım siyasetçiler açıkça başkanlık sistemini arzu ettiklerini zaman zaman dile getirmişlerdir.

Türkiye'nin Parlamenter Sistemden ayrılıp Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemini (CHS) benimsemesi kanaatimce fevkalade yerinde bir seçim olmuştur. Elbette eksik kalan yönleri olacaktır ve eminim ki bunlar zamanla düzene girecektir. Bunun yanında sayılabilecek bir dizi olumlu özellikleri de var. Benim bugün değinmek istediğim işte bu özelliklerinden bir tanesi olacak.

Bazıları kutuplaşma olarak görse de benim tam aksine çok sesliliğin tabana yayılmasına vesile olacağını düşündüğüm ittifaklar, CHS'nin belki de en olumlu yanlarından biri olmuştur. Zira geçmiş dönemde liderlik potansiyeli olan birileri kendine bir parti kuruyorken bugün de aynısını yapmakla birlikte bir başka liderin yanında yer almak zorunda kalıyor. Bu durum liderlerin cumhurbaşkanı olabilmek için daha çok kişiyi kucaklamasını, daha çok düşünceye değer vermesini ve diğer liderlere fark atmasını sağlayacak sair değerleri elde etmeye ve onları kaybetmemeye çalışmasını gerektirecektir. Bu esasen geçmiş dönemde %3-5 oy alarak kayba uğrayan liderlerin gün yüzüne çıkmasına ve siyasi ittifaklar içi bir yarışın doğmasına sebep olacaktır.

Bu durumu en iyi açıklayan somut ve güncel örnek İyi Parti ile CHP arasında cereyan edegelen atışmalardır. Bir taraf ittifak fikrine sıcak bakmıyorken diğer taraf ısrarla ittifak olunması gerektiğini düşünüyor. Aslında her iki taraf da biliyor ki, ittifak olmadıklarında bir iddiaları kalmıyor. İşte tam da bu nedenle, her iki tarafın aşırılıklardan uzaklaşmasını sağlayacak, birbirlerine karşı mecburi bir yumuşama yaşatacak, müzakere zeminini oluşturacak bu tartışmalar CHS'nin pozitif yönlerini gösterecektir.

CHS henüz yeni bir sistem ve zamanla kök saldığında eminim çok sesliliğin daha da canlandığını ve tabanın istekleri dikkate alınarak şekillenen bir siyasetin ortaya çıktığını göreceğiz. Ümitliyim.

10 Ekim 2023

Aksa Tufanı

Son günlerde en çok konuşulan konu hiç şüphesiz Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e karşı başlattığı Aksa Tufanı Operasyonu. Bu gayet tabii. Zira başta İslam alemi olmak üzere dünyanın geri kalanının önemli bir kısmı için de son derece önemli ve kutsal bir bölgeden bahsediliyor.

Nemrut'un emriyle Hz. İbrahim'i yakmak için oluşturulan alevlere karşı yürümüş bir karınca, ağzında bir damla suyla; "olsun" demiş, "hiç olmazsa hangi taraftan olduğum anlaşılır." Bu misaldeki gibi öncelikle ben de kendi tarafımı belirliyeyim. Hiç şüphesiz Filistinlilerin haklılığına en ufak bir itirazım olamaz. Ve bu mücadeleyi veren her bir Müslüman kardeşimin başımın üstünde yeri var. Bu yolda şehit olanlara Allah'tan rahmet, gazilere sağlık ve afiyet diliyorum. Aynı zamanda mücadeleye devam edenlere de dua ediyorum ki Allah onları muvaffak etsin.

Bu süreçte belki dikkatten kaçan ama en ilginç çıkışı Bülent Arınç yaptı. Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, 13. Kocaeli Kitap Fuarı'nda bir söyleşiye katılıyor ve şu ifadeleri dile getiriyor: 

“Her defasında da onlara söylüyorum yanlışlık şurada; Senin ne gücün var? Senin gıdanı bile dışarıdan gönderiyoruz, senin teknik aletlerini, ihtiyaçlarını dışarıdan karşılıyoruz. Sen 2 tane uydurma füze atıyorsun, İsrail'de sinek vızıltısı gibi geliyor ama onlar diyor ki ‘Hamas bize hücum etti’, senin başına bomba yağdırıyor. Sana olan oluyor ve sen onlara haklılık payı kazandırıyorsun. Niye bunu yapıyorsun? Burada çıkarımız ne bizim? Dinlemiyorlar" 

Açıkçası üslup haricinde fikirlerini benimsediğimi belirtmeliyim. Üstten bakan bir üslup seziliyor konuşmada ancak bunu artık söz sahibi olmamasına bağlıyorum. Söylediklerinin ülkemizi bağlayıcı olabileceğini düşünse belki bu şekilde konuşmazdı. Bununla birilkte üslubu bir tarafa bırakırsak benim kanaatimce de Hamas'ın girişitiği bu son hamlenin zamansız ve yanlış bir strateji olduğudur.

Peki şimdi vakti değilse o vakit ne zamandır diye sorulabilir. Bunu cevaplayabilmek de zor. Fakat şunu ifade edebilirim ki, Beşşar Esed'in sadece Suriye iç hadisesinin bir parçası olmadığı, El-Sisi'nin sadece Mısır'ın bir iç hadisesi olmadığı çok açık bir şekilde anlaşılıyor. İslam alemi için başta Filistin meselesi olmak üzere problemli alanların tüm çözüm yollarının Türkiye'den geçtiğini söylemek belki abartılı bir yorum olabilir ama İtiihad-ı İslam'ın elzem olduğunu söylemek hiç de abartılı olmayacaktır. "Vakit" işte o zamandır.

19 Temmuz 2023

Karayoluyla Balkan Turu

Yıllar önce yine buradan paylaştığım Bosna Hersek gezisinden dönüşümde özellikle en büyük kızım ısrarla aynı geziyi yeniden ama bu defa birlikte gerçekleştirmemizi istiyordu benden. Ben de gezdiğinde elde edeceği kazancın daha yüksek olması ve kardeşlerinin de en azından büyüdüklerinde geziyi hatırlayabilecekleri bir yaşa gelmesi için bekliyordum. Nihayet yaz tatili başında "hadi yola çıkalım" dedim.

Bu bir aile gezisiydi, turla değil kendi başımıza kendi aracımızla kara yolu ile gerçekleştirdiğimiz bir gezi idi. Elbette karayoluyla balkan turu nasıl olur, zorlukları neler gibi sorularımız yok değildi. Yaklaşık 3 bin km yol kat ettik ve 8 ayrı ülkeyi gördük. Seyahatimizin amacı öncelikle "seyahat edin sıhhat bulun" hadis-i şerifinin müjdesine nail olmak ve bunun yanında ecdadımızın yüz yıllarca hüküm sürdüğü topraklarda adeta birer mühür gibi nakşettiği tarihi eserlerimizi ve özellikle camilerimizi görmek, böylece dini ve milli duygularımızı çocuklarımıza aktarabilmekti. Bu hedefimiz çerçevesinde bir seyahat planlaması yapmıştık.

Yeri gelmişken çocuklarımıza camileri sevdirme ve onlara birer hatıra bırakma amacı ile özellikle Instagram hesabımdan #çocuklarımızlacamiziyaretleri etiketi ile paylaşımlarda bulunduğumu, dileyen okuyucuların o paylaşımları da takip edebileceklerini hatta bu etiket ile paylaşımda bulunabileceklerini hatırlatmak isterim.

Yine özellikle çocukların farklı kültürleri görmesi, her toplumun kendine has özelliklerini fark etmeleri ve farklılıkların birer zenginlik olduğunu anlamaları idi bir amacımız da. Nihayet bu amacımıza ulaştığımı gezi boyunca karşılaştığımız onlarca bizden olmayan, hatta dinimizden dahi olmayan insanlarla karşılaşmamız sonucunda oğlumun bir sohbetinde bunu kendi bakış açısı ile ifade etmesi sonucunda anladım.

Bu gezimizde araçla nasıl bir yolculuk tecrübesi yaşadığımıza dair, konaklama ve buna benzer sair konularda muhtemelen akıllara gelebilecek sorular olabilecektir ancak ben o konulara değinmeyeceğim. Eğer merak eden okuyucu olursa iletişim kısmından benimle doğrudan irtibat kurabilir. Tecrübelerimi paylaşabilirim.

Seyahatimizin tamamını bir başlık altında toplamak yerine gruplandırma yapacağım. Başlıkları tıklayarak ilgili yazıyı okuyabilirsiniz. Şu şekilde: