Av. Ali Kahya'nın şahsi web günlüğü. Geziler, düşünceler, siyaset, hukuk, aklıma ne gelirse 2005'ten bu yana yazıyorum.
4 Aralık 2008
26 Kasım 2008
CHP'nin çarşaflı açılımı
19 Kasım 2008
Dünya Tuvalet Günü
17 Kasım 2008
İlkel yasaklar/cezalar
25 Ekim 2008
Yasakçılara hayır!
Yazık bu yasakçı zihniyete, yazık bu teknolojiyi anlamayan ve anlamamak için direnen zihniyete...
21 Ekim 2008
Hünkar
11 Ekim 2008
Ekonomik krizin düşündürdükleri

30 Eylül 2008
Bayram mesajları

27 Eylül 2008
Cenaze namazı
16 Eylül 2008
Beş maddede düşüncelerim
- Başbakanın muhalefet boşluğunda bir medya grubunu kendisine muhalif partiymiş gibi görüp muhatap almasını, her hafta yeni bir açıklama yapmasını tasvip etmiyorum.
- Deniz Feneri Derneğinin bir kaç kişi yüzünden yaptığı iyiliklerinin unutulmasına gönlüm razı olmuyor. Fakat buna neden olanların da bu iyilik hareketinin aksamasına neden olan medyanın da o derneğin yardımlarıyla ayakta durabilen insanların ahına dayanabileceklerini pek sanmıyorum.
- Eyüp Camii etrafını iftar vaktinde piknik alanına çeviren insanları ne kadar anlayışla karşılamaya çalışsam da yapamıyorum.
- İftar çadırlarının ilk çıktığı dönemlerdeki işlevini tamamladığını, artık günlerin uzaması ile bunlara ihtiyaç kalmadığını, bunun yerine kumanya dağıtımı gibi daha mantıklı bir yöntemin uygulanmasının doğru olacağını, iftar çadırlarının eğlence merkezlerine dönüştüğünü düşünüyorum.
- Sultan Ahmet Camii ve sair diğer benzer alanları panayır alanına çeviren, içerde teravih kılınırken avluda konser proğramı yapılmasına göz yuman anlayışı da kınıyorum. Ramazan ayının içinde sadece oruç kaldı, gerisi boşaltıldı.
14 Eylül 2008
Özledim
30 Ağustos 2008
Cüzzamlı haşemalılar
Gerçekten de yazı okunduğunda yazarı Balçiçek Pamir taktir ediliyor. Neticede yazar kötü bir şey yazmamış, aksine kendi ifadesi ile; “ait olduğunu hissettiği topluluktan” çok farklı ve hoşgörülü yaklaşmış ve bunu ben de taktir ettim.
Benim asıl konum ise şu; yazıda üç örnek var, Bodrum'da haşemalı 2 bayan (ilk defa gitmişler Bodrum'a), İstanbul Kemerburgaz'da bir site sakininin annesinin başı kapalı olması ve İstanbul Levent'te bir İtalyan restoranına giden bir çift (bayanın başı kapalı).
Haşemalı 2 bayanın Bodrum'da ne işi var diye sorsam eminim şu soru ile karşılaşırım; “ne yani, haşemalıların yaşam hakkı yok mu?” Var, var olmasına var da, kendisine yakışacağı şekilde bir yaşam hakkı var. Yok öyle kafasının estiği yere gitme lüksü. Çarşamba'da mini etekli gezince rahatsız olmuyor musun onu giyen bayandan? Ya da cami ve civarlarında bu kıyafetle dolaşanlar rahatsızlık uyandırmıyor mu? Herkes kendisine yakışanı yapıyor. Jet Fazıl'ı boşuna mı tebrik ettik daha önceki bir yazımızda; artık dünya kadar alternatif tatil önerileri varken kala kala Bodrum mu kaldı gidecek yer? Kaldı ki İslam'da erkekler için olduğu kadar kadınlar için de bakılması haram olan görüntüler vardır. Detayını Ahmet Hakan eminim anlatır ancak şu kadar ki Bodrum'da plajda denize girmek kadın ve erkek tüm Müslümanlar için doğru karşılanmaz ve zaten bundan dolayıdır ki haremlik selamlık plajlar ve havuzlar çıkmıştır ortaya. Haşemalı iki kardeş ya bu durumdan haberdar değillerdir ya da amaçları başkadır diye düşünüyorum ben.
Diğer iki örneği de benzer kıyaslara konu edebiliriz ancak en dikkat çekici olanla yetinelim biz.
Dinin ve dindarlığın bu kadar yozlaştırılmasındaki temel faktörlerin ne olduğunu da sosyologlarla beraber din alimlerimiz inceleyip raporlasınlar, bizden bu kadar...
23 Ağustos 2008
Tatil
Biz esas tatilimizden bir kaç fotoğraf ve video sunalım.
Güneşin arkadan vurduğu yolculukları seviyorum. 4000 km yolculuğu güneşe karşı yapsak Atlas Okyanusuna ulaşırdık sanırım.***
Antakya'nın en eski camisi olarak bilinen Asi nehrinin bitişiğinde yer alan Ulu Cami. Kitabesinde Hicri 1117 tarihinde yapıldığı yazıyor.***
Antakya'nın Uzun Çarşısının kent tarihi kadar eski olduğu söylenir.***
En altta videosunu da izleyeceğiniz Uzun Çarşıdaki bu iş yerinde Hatay'ın meşhur künefesi için ham madde hazırlanıyor.***
Antakya'nın Yasin suresinde bahsedilen kent olduğu söylenir. Hz. İsa'nın iki havarisine işkence eden kentlilerle mücadele eden marangozun makamının da bulunduğu bu camiye Habib-i Neccar Cami denmiştir.***
Yayla kuzusu.***
Çocuklar merkebi o kadar koşturmuşlardıki fotoğrafı zor yetiştirdim gözden kaybolmadan.***
Bu da künefenin ham maddesi kadayıfın hazırlanışını gösteren bir video.
5 Ağustos 2008
Ayakkabı sevdası
Malum, Filipin Kraliçesi Imelda Marcos'un 5000 çift ayakkabısı olduğu söylenir. Bizim derdimiz onun yüzde biri için bile değil.
Ayakkabı için detaylı bilgiye ulaşmak isteyenler linki tıklayabilir.
31 Temmuz 2008
Yeni bir konu istiyoruz

Düşünsenize, canlı yayın araçları Ankara ve İstanbul'da iş olmadığından mesela Erciyes dağına tırmanan 3 profosyonel dağcıdan haber alınamamasından dolayı Kayseri'ye konuşlandıklarını ya da yeşil/çevreci örgütlerin Antalya'da yaptıkları orman yangınlarına yönelik toplantılarını izlemek amacı ile Antalya'ya konuşlandıklarını veya Güneydoğu'daki susuzluktan dolayı tarım alanlarındaki verimsizliği yerinde gözlemleyip kamu oyuna duyurmak için Diyarbakır'a gidildiğini...Düşünmesi bile hafakanlar bastırıyor insana. Böyle bir Türkiye'yi düşünemiyorum bile. İnsanda tansiyon mansiyon kalmaz yahu. Biz yüksek tansiyona alıştık, bundan vazgeçemeyiz. Bu kadar sığ, basit, gerilimsiz haberler bozar bizi. Acilen yeni bir konu... Lütfen!
26 Temmuz 2008
Öcalan da mı masumdu?
20 Temmuz 2008
13 Temmuz 2008
Tatili satın almak
İkinci olarak da kimseye neden tatil için bunca para harcıyorsun diye hesap sorma derdinde olmadığımı da belirteyim.
Neticeye gelelim; son yıllarda Türkiye'de insanlar günlük çalışmalarının belirli bir saatini yaz mevsiminde sahillerde tatil yapabilmek için ayırıyorlar. Asgari ücretin az yukarısında ücretle çalışan hemen herkes aynı dertte. Kredi kartın varsa, patrondan 2 hafta izin de koparabildiysen 12 takside maaşının iki katını verip tatil yaparsın. Bunun anlamı ne? Kış boyu çalışma saatlerinin bir kısmını bu tatil için çalıştın demektir.
Dindar kesim de kendisine sunulan "alternatif" tatil önerilerine bigane kalmadı, hatta Allah o işletmeleri nazardan korusun, diğer tatil merkezlerinden çok daha dolu geçiriyorlar sezonu. Esasında sosyolojik bir incelemeye tabi tutulması gereken bir konu bu, bir paragrafla geçiştirmek zor ancak şunu söyleyebilirim; biriken sermaye ve güç gösterme derdi var bu işin arka planında.
Eskiden tatil anne-babanın ocağına gitmek, büyükleri ziyaret etmek, birkaç gün de olsa köy havasını teneffüs etmekti belki bir çok insan için. Ancak artık devir değişti; anneler günüyle babalar gününde birer hediye sunup onların gönüllerini etmek yetiyor(!) geriye kalan halayı, teyzeyi, dayıyı, amcayı da zaten tanımıyoruz, suç bizim mi, iş-güç, para derdi, ne yapalım? Zaten onları ziyaret etmemek için bahane de çoktur, ne bileyim, mesela belki de bir miras sorunu olmuştur geçmişte... kim bilir? Bahane mi kalmadı?
Bu yazıyı yazdıktan sonra tatile gideceğimi, dükkanı kapatacağımı düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Buradayım.
7 Temmuz 2008
Ergenekon davası rövanştır
Öncelikle bu süreci rövanş olarak görenlerin aslında doğru bir tespitte bulunmakla beraber konuyu Ak Partinin kapatılma davası ile ilişkilendirmelerinde hata yaptıklarını belirtmeliyim. Evet, bu bir rövanştır ama Ak Parti davasının rövanşı değildir; ayrıca rövanş mücadelesini yapan da siyasi iktidar değil bizzat yargıdır. Bu, yıllardır Türkiye’nin kanını emen parazitlerden alınan bir rövanştır. Senelerce mahkemeye dahi çıkarılmadan tutukevlerinde çürümeye bırakılanların rövanşıdır. Ülkenin dört bir yanında uygulanmış yargısız infazların rövanşıdır.
Yazının devamını oku
5 Temmuz 2008
Peki Şeyhülislam ne der?
24 Haziran 2008
20 Haziran 2008
Dünyanın en güzel kızını öpmek isteyen ihtiyar; Jack Nicholson
Yaşadığınız hergünü tekrar yaşamak ister miydiniz? Mesela sabah kalkıyorsunuz ama hergün aynı dakikada. İşinize giderken aynı olaylar, aynı kişiler... Ve artk bu durumu kabullenip etrafınızdaki insanlara az sonra neler yaşanacağını anlatmaya başlıyorsunuz çünkü hayatınızı ezberliyorsunuz. Doğrusu gerçek dışı senaryoları pek tutmam ama gerçekten filmin senaristini çok taktir ettim. Hayal gücü fevkalade yüksek ve izleyiciyi düşündürüyor. Neler düşündürdüğünü anlamak için filmi mutlaka izlemek lazım.
17 Haziran 2008
Teknolojide muhalefet
16 Haziran 2008
12 Haziran 2008
Malezyalı müslüman astronot
İşte ilgili haber;
http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2007/10/071010_malaysian.shtml
6 Haziran 2008
Hukuk darbesi mi?
Bu bir darbedir ama hukuk darbesi değildir.
Türkiye'de hiç bir zaman "hukuk" olmamıştır. Türkiye İstiklal Mahkemelerinden, Kel Alilerden, Yassıadalardan buraya gelmiştir. Bu geleneğin hiç bir yerinde "hukuk" olmamıştır.
600 yıllık bir devleti yıkan İttihat ve Terakki zihniyetinin uzantılarından "hak" ve "hukuk"a uyacaklarını sanarak safdillik edenlerin hatasıdır dünkü sonuç.
1 yıl içerisinde 3 tane ciddi hukuksuzluğa göz yummaya kimsenin hakkı yoktur. Önce 367, sonra vatana ihanetten başka hiç bir sebeple yargılanmamayan Cumhurbaşkanı'nın yargılanması, ardından da anayasanın açık hükmünü ihlal ederek anayasa değişikliğini esastan incelemek... ya da yetkisini genişleterek şekilden incelemek. Her halükarda ortada bu denli açık hukuksuzluk söz konusu iken bu fiillerin bir yaptırımı olmalı.
Söz konusu olan başörütüsünün serbest olup olmaması değildir artık. Tartışılması gereken Anayasa Mahkemesidir.
5 Haziran 2008
Anayasa 153
Bu kesinlikle hukuka ve anayasaya aykırıdır. Anayasanın 153. maddesi aynen "Anayasa Mahkemesi ..... kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez" der. Bunun aksi, kanun koyucunun yerini yargının almasıdır.
Umuyorum ki hiç bir yoruma ihtiyaç bırakmayacak netlikte hak ve hukuk gözetilerek doğru olan karar verilir.
31 Mayıs 2008
Komik spikerler, komik manşetler
Göz göre göre ellerinde hiç bir delil yokken tüm ülkeyi karıştıracak bir iddiayı dile getirip peygambere ve dine hakareti unutturmak ancak böyle olur. Tüm böcekleri kutlamak lazım.
Cuma sabahı işe giderken dinlediğim hemen her radyonun kendilerini "allame" sanan yorumcuları hadiseyi dillerine dolamışlardı. Ellerine geçen fırsatla(!) manevi değerlere etmedik hakaret bırakmıyorlardı. Acaba bir sonraki programlarında dinleyici karşısına nasıl çıkacak bunlar?
Onlara da artık ağabeyleri öğretsin bunu;
29 Mayıs 2008
Dinlenmeyin! Çalışın!
http://video.haberturk.com/Video.aspx?v_ID=36041&k_A=haberturk
28 Mayıs 2008
Telekulak ya da orta kulak
Bugün "dinleniyoruz" feryatlarını dinledik. Dinlenmeyen kim var Allah aşkına? Teknolojinin geldiği son noktada isteyen istediğini istediği şekilde dinleyebiliyor.Bugün feryat edenleri hükümete yakın olduğu söylenen Emniyet dinliyorsa, JİTEM de hükümeti dinliyordur. Ya da bir başka istihbarat örgütü de birilerini dinliyordur. Hatta eminim bazen frekanslar bile karışıyordur.
Dinlenmekten korkmamak lazım ama korkmamak için de doğru olmak gerek. Yanlışların ortaya çıkacağından endişe edenler dinlenmekten dolayı feryad-u figan ediyorlar. Hadise bundan ibaret.
26 Mayıs 2008
Tabii güzellik
18 Mayıs 2008
Şampiyonluk anketi
16 Mayıs 2008
Araç takibi
Komplo teorisyenlerine bir fikir olsun dedim...
Teorisyenler işini yapa dursun, biz araç nasıl takip edilir ya da sıkıştırılır onu izleyelim;
13 Mayıs 2008
Toplu mail
------------------------------------
Bu zamana kadar bana zincir e-posta gönderen tüm dost ve arkadaşlarıma teşekkürü bir borç bilirim;
Sayelerinde tuvalet temizlemekte kullanıldığı öğrendiğim kolayı içemez oldum.
Aids virüsü taşıyan iğneler kıçıma batar korkusuyla sinemaya gidemez oldum.
Deodorantlar kanser yapıyor diye sayelerinde artık bir domuz gibi kokmaya başladım.
Telefon hattımı kullanıp bana borç takarlar korkusuyla telefonlara da cevap vermiyorum.
İçinden fare ya da fare zehiri çıkar diye hiçbir kutu içeceği içmiyorum.
Çok sevdiğim içkime ilaç koyup beni uyuturlar,organlarımı çalarlar ve buz dolu bir küvetin içinde uyanırım diye bana yaklaşanları da tersliyorum.
Neyim var neyim yoksa satıp hastanede yatan ve büyük ihtimalle ölmek üzere olan çocuklara yatırmayı düşünüyorum.
Mail listesine katılırsam alacağım söylenen para, bilgisayar, cep telefonu ya da gezileri beklemekten de evden dışarı çıkamaz oldum.
Tuz Gölü'ne Konya'nın katkılarından dolayı yemeklerim tuzsuz tatsız.
Msn paralı olacak; adam yeşerecek mi,sararacak mı beklemekten de gına geldi.
Excel hala ne zaman emekli olacağımızı da bildirmedi.
Bir maili forward etmedim, başıma ne belalar gelecek diye korkuyla beklemekten ruh sağlığımı da kaybettim.
Multipl skleroz olunuyormuş diye diyet ürünleri düşmanıma bile tavsiye etmiyorum.
Yerli malı kullanacağım derken marketlerde barkodu 869 ile başlayan ürünleri aramaktan da gözlerimin biraz daha bozulduğunu farkettim.
Sevgili dost ve arkadaşlarımdan gelen; 'lütfen okuyunuz', 'çok önemli', 'aman virüse dikkat', 'bilmem kim para dağıtıyor', 'en az beş kişiye yolla', 'inanmadım ama doğruymuş', 'kişiliğini test et', 'tıkla para yolla, tıkla yardım et', 'bilmemkim seni gözetliyor', 'bilmem kime mail at, haddini bildir', 'onu yeme bunu ye' şeklinde başlayan kerameti kendinden menkul, nev'i şahsına münhasır bu mailler sayesinde hep beraber 'kafayı çizme'ye ne kadar yakın olduğumuzu da müşahade etmiş oldum.
ŞİMDİ: Eğer bu maili 60 saniye içinde 1200 kişiye göndermezsen; Bilesin ki bir kuş sabah akşam kafana pisleyecek ve hayatı sana dar edecektir.
Bir dost...
5 Mayıs 2008
You Tube'u kapatmak
- Efendim, You Tube...
- Yine mi? Hemen yasaklayalım.
- Teşekkürler efendim.
Diyalogun tamamı bundan ibarettir sanırım. Tekrar açılsın, bir de ben deneyeceğim.
İlgili haber; http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=317342
1 Mayıs 2008
1 Mayıs
27 Nisan 2008
27 Nisan
O günleri zihinlerimizde tekrar tazelemek için aşağıdaki komik resmi ve fıkrayı yayınlıyorum bugün.
27 Nisan sabahı 367 milletvekili oylama için TBMM'ye gitmek üzere evlerinden çıktıktan bir süre sonra ortadan kaybolmuşlar.
AK Parti, ANAVATAN ve DYP'lilerden oluşan 367 vekilin ortadan kaybolması Deniz Baykal ve arkadaşlarını için için sevindirirken, Abdullah Gül ve taraftarlarını derin üzüntüye boğmuş...
Türkiye'de büyük bir kaos yaşanırken ve herkes milletvekillerinin akibetini merak ederken CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın cep telefonu çalmış. Telefonun ucundaki ses Deniz Baykal'a, "Eğer partinin başından istifa ettiğini açıklamazsan, her 5 dakikada bir milletvekilini serbest bırakacağız" demiş.
21 Nisan 2008
10 Nisan 2008
Ayağına kurşun sıkan ülke; Türkiye
Gelinen nokta henüz 28 Şubat’ın tesirli günleri kadar etkili olmasa da gidişatın o istikamette olduğu görülüyor. Derinlerde yaşayanlar Fazıl Say’ı ülkeden koparmamak gerektiğini düşünmüş olmalılar ki yeni bir sürecin başlangıcı için düğmeye bastılar.
Türkiye’nin gelenekselleşen “demokrasi” tarihinin kendi içinde kıyaslanması gerçekten kolay olmuyor. Hiçbir müdahaleyi bir sonraki müdahale ile kıyaslamak kolay değildir mesela. Her defasında farklı bir yol takip edilmiş, sebepleri ve sonuçları ile birbirlerinden farklı olmuşlardır. Ancak hepsinin ortak bir noktası varsa o da müdahaleler müdahale edileni yani aslında isimleri farklı da olsa halkı güçlendirmiş, dolayısıyla her defasında demokrasi kazanmıştır.
Bu defa çok daha farklı bir sürece girmiş bulunuyoruz. Her şeyden önemlisi bu sürecin en büyük özelliği çatışan güçlerden bir tarafın kılıçlarını kınlarından tamamen çıkarmış ve eteklerindeki taşları ortaya dökmüş olmalarıdır. İşte tam da bu nedenle birçok ortamda “son savaş” tamtamları çalınmaktadır.
Doğrusunu söylemek gerekirse bir muhalefet liderinin çıkıp, parti kapatmanın zorlaştırılmasına ilişkin muhtemel bir anayasal düzenlemeye gidilip bunun referanduma sunulmasını laikliğin referandumu olacağı yönünde açıklama yapması savunmada kullanılacak başka bir literatürün kalmadığının ya da son kalenin laiklik olduğunun ve diğer bütün kalelerin yıkıldığının bir göstergesi, dolayısıyla ciddi bir zafiyet teşkil etmiyor mu? Savunduğunuz bir değere bir perde çekersiniz, savunulanı en altta tutarsınız. Laiklik ilkesini bu denli tartışmaya açmak laikliğin en yılmaz savunucuları için bile doğru bir yaklaşım mıdır?
Daha da ilginç olanı anayasa’nın 3. Maddesinde ifadesini bulan Türkiye Devleti’nin ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olduğuna ilişkin hüküm ne yazık ki çiğnenmektedir. Bu noktaya nereden ulaştığımızı merak ediyorsanız 22 Temmuz seçim sonuçlarına ve sonrasında açılan davalara bakmak yeterli olacaktır. Türkiye’nin güneydoğusundaki oyların ve milletvekilliklerinin ekser çoğunluğunu almış iki partiye kapatma davası açılmakla devletin kendisi bu bölgeyi yok saymakta ve görmezden gelmektedir. Dolayısı ile anayasa’nın 3. maddesini birileri ihlal etmektedir.
Hadise bununla da sınırlı değil; bir de Cumhurbaşkanının yargılanıyor olması var ki bu durum başlı başına trajikomik bir hadisedir. Yine anayasanın 104. maddesinde ifade edilen cumhurbaşkanının devletin başı olduğu ve bu sıfatı ile devletin ve milletin birliğini temsil etmesi nasıl mümkün olacak? Yargılanan bir cumhurbaşkanını, devletini ve milletini temsilen başka devlet başkanlarının karşısına göndermekten utanmayacak mıyız? Hangi hakla onun elini zayıflatıyoruz?
Şimdi soruyorum;
Laiklik ilkesini bu kadar tartışma konusu yapmak…
Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne bu denli kast etmek…
Cumhurbaşkanının elini bu kadar zayıflatmak…
Bu mu hukuk? Bu mu siyaset?
Sakın derdiniz başka bir şey olmasın? Yoksa kim bindiği dalı keser? Ya da kim ayağına kurşun sıkar?
29 Mart 2008
Merak ettim
Mahkeme seyrinin nasıl ilerleyeceğine şurda iki gün kalmışken merakımı saklayamadım, bu on kişi acaba hangi saikle Ak Parti kapatılmaz diyor? Yoksa bunların hepsi Murat Özdemir mi?
24 Mart 2008
Herkes kendi işine!
23 Mart 2008
Esnaf Ahlakı
İşte gerçek esnaf ahlakından bir örnek; "Her yere Güllüoğlu açıyorsunuz, başkalarının ekmeğine mani olmak var mı? Öteki baklavacılar ne olacak? Böyle büyümeye son verin." 16 Mart 2008
Türk Milleti Adına; Beyinsizsiniz!
Anayasanın 9. maddesi de "yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır" der.
Mahkemeler kararlarına "Türk Milleti Adına" diye başlarlar.
Bu durumda Ak Part'yi kapatma kararı verirse Anayasa Mahkemesi, Türk Milleti Adına kararını açıklarken şunu mu diyecek?
"Sevgili Millet, evet, daha 8 ay önce siz bu partiyi seçtiniz ancak ben sizin adınıza karar veriyorum, bu parti kapatılmalı. Çünkü siz seçeceğiniz kişileri bilmiyorsunuz, sizler akılsız ve dahi beyinsizsiniz. Size kömür dağıttılar diye gittiniz oylarınızı bu partiye verdiniz."
Anayasa Mahkemesi dese ne, demese ne? Zaten başsavcı dedi diyeceğini. Bizim adımıza davayı açtı başsavcı.
14 Mart 2008
Demo Demokrasi
Aslına bakılırsa en iyisi, galiba bu programdan vazgeçmek. Böylece el aleme karşı da rezil olmaktan kurtuluruz.
Yeni programımızda neler olsun?
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel olsun, ömrünün ahirinde de olsa Murat Demirel hazırda bekliyor.
Başbakan da Mesut Yılmaz. O hala genç ve dinamik.
TBMM için 550 milletvekili çok. 98 milletvekili kâfi. Diğer partiler kapatılsın. CHP Türkiye’nin partisi, hem de en köklü partimiz. Başka partiler fuzuli işgal ediyorlar meclisi.
Türkiye’de tek hakim olsun, o da Sabih Kanadoğlu. Savcısı da Vural Savaş olsun. Anayasa Mahkemesi başkanlığına da Yekta Güngör Özden getirilisin.
Türkiye’ye Akdeniz Üniversitesi kâfi. Üniversiteler arası kurul filan da gerekmez böylece. Rektörlerimizin Ankara’da toplanmaları için masraf etmelerine lüzum kalmaz.
YÖK de usulen var olsun yine. Başkanlığına da Erdoğan Teziç atansın tekrar. Üyelere filan da ihtiyaç yok, böylece YÖK başkanı tek başına genelge de yazabilir.
Genelkurmay’da da revizyon gerek bence. Hem baksanıza, şimdiki komuta kademesi ABD’nin emri ile kara operasyonunu bitiriyor, olacak şey mi? Emekli generallerimizden Veli Küçük Paşamız ne güne duruyor? Askerin başına o gelsin.
Medyaya da bir çeki düzen verilmeli. Doğan grubu kâfi gelebilir bence. Yeterince yazılı ve görsel yayınları da var zaten. Ayrıca geniş kitlelere hitap edecek şekilde de yayın çizgisi oluşturmuşlar. Başka medyaya ne hacet?
Diyanet İşleri Başkanlığı’na da Yaşar Nuri Öztürk getirilsin.
Seçimler elbet var olmaya devam etsin. Nitekim Saddam’ın Irak’ında ve Esad’ın Suriye’sinde de seçimler var olmuştur.
Elbette tüm bunların yanında Merkez Bankası’na da bir başkan gereklidir. Kanaatimce orası için de en iyisi Cem Uzan olur.
Peki bu durumda Ak Parti’ye oy veren % 47 ne yapmalı diye mi soruyorsunuz? Onun cevabı zaten verilmişti ya, onlar Arabistan’a gitsinler.
9 Mart 2008
Güvenli Hakimler ve Savcılar
Türkiye gerçekten enteresan bir ülke. Bunun çok örnekleri var ama benim hemen her gün yaşadığım bir örneğini anlatayım;İstanbul'da yaşayanlar biliyordur, Bakırköy'de E-5'in yanında estetik yoksunu ve işlevine göre tasarlanmamış ya da tasarlanamamış kocaman bir adliye yapıldı. O bölgeye yakın diğer adliyeler bu binada birleştirildi. Adliyeye 4 giriş var. Birincisi adliye personelinin girdiği ana kapı. İhtişamlı bir giriş denebilir çünkü kapıdan devasa yükseklikte bir salona (sağdaki fotoğraf) giriyorsunuz.
Ben olsam bu girişi umumi giriş kapısı yapardım çünkü adliyeler aynı zamanda devletin gücünü göstermesi bakımından önemlidir. O girişin bu gücü gösteren bir işlevi olurdu en azından. Neyse taktir büyüklerin... İkinci kapıdan vatandaşlarımız giriyor. Üçüncü bir kapıdan da avukatlara kapı açmışlar. Kapı "aslında avukatlar girmeseler de olur ama ne yapalım işte, sistem..." der gibi binanın bir ucunda. Bu her üç kapıda da x-ray cihazları var. Son olarak da bina altına yapılan otoparktan giriş yapılmış. Fakat şimdi sıkı durun, bu otoparka sadece adliye personeli girebiliyor. Mesela hakim ve savcılar ya da adliyenin müstahdemi (müstahdemde araba olur mu demeyin, olur elbet!) Bu otopark sadece onlar için. Mesela bir avukat duruşmaya yetişmek için koşturdu ve diğer açık otoparkta yer bulamadı aracı için, alttaki otoparka giremez, neden? Yer olmadığından mı dediniz, hayır, güvenlik nedeni ile. Eee, artık hakim öldüren meslektaşımız da var nasıl olsa, bahane de hazır. Fakat mübaşir veya müstahdemin hakim öldürdüğü duyulmuş mudur? Onlar girebilir. Devletimizin memurlarına her daim güven esastır.Geçtiğimiz günlerde ayağındaki özründen dolayı başsavcılıktan özel izinli(!) bir meslektaşla birlikte otoparka girmeye çalışan bir başka meslektaşımızı kapıdaki görevli, "hayır siz giremezsiniz, araçtan inin ve dolaşıp, kendi giriş kapınızı kullanın" demiş. Evet! Durum bu işte. Devletin zihniyeti...
Fakat her nedense Bakırköy Adliyesi’ndeki bu sıkı GÜVENLİK Şişli Adliyesi’nden esirgenmiş. Bir pasaj içinden girilen adliyenin girişinde görevli bir polis memurundan başka hiç kimse yok. Hatta x-ray cihazı da yok. Şimdi ne düşünmek lazım? Yoksa Şişli'de görev yapan hakim ve savcılar Bakırköy'de görev yapan hakim ve savcılardan daha mı az kıymetli devletimizin yanında?
28 Şubat 2008
21 Şubat 2008
1045
20 Şubat 2008
İnanamadım ama...
Meşgul etmeyin, bakana mektup yazıyorum.
17 Şubat 2008
Çarşaf ve burka nasıl serbest kalır?
YÖK yasasının geçiçi 17. maddesi de tartışılacak galiba. Değiştirilmemesi taraftarıydım ancak kimi çevrelerce uygulamanın yerleşmesine şart koşulduğu için ona da çözüm bulmak gerektiği kanaatindeyim. Bence o maddeyi öyle bir düzenlemek gerekiyor ki, neyin yasaklanmayacağını değil de neyin yasaklanacağını sıralayarak hem düzenlemenin uygulanırlılığı sağlanmalı hem de Anayasa Mahkemesinin denetiminde sorun çıkarmamalı. Yasaklanmak istenen çarşaf ve burka değil mi? Yazsınlar bunu maddeye. Gerisine karışmasınlar. Yok fiyonklular, yok tavşan kulaklılar, yok baş altı, yok iğneli... Bunlara değinmeye gerek yok. Madde bu haliyle iptal edilirse ordan ötesi kendilerinin bileceği, çarşaf ve burka da serbest kalır.
* * *
NOT: Geçen hafta başlattığım uygulamamı bilgi notu şeklinde sunduğum yazıma iki ziyaretçiden gelen oylama ile 2,5 puan verildiğini gördüğümden bu yana o uygulamanın doğruluğunu sorgulamaya başlamıştım ki, bir dostumun bizzat uyarısı da eklenince artık o uygulamadan vaz geçmeye karar verdim. Dostumun uyarısı şuydu; "madem hafta sonunda bu kadar güncelleme hazırlayabiliyorsun, yine hazırla ama yayınlamak için hafta içini bekle, aralıklarla yayınla" dedi. Bana da makul geldi. Bu yüzden eski uygulamama geri dönüyorum.
10 Şubat 2008
Bilgi Notu
Kendimi bağlamış olmak istemiyorum ancak bundan böyle blogumu haftada bir güncellemeyi düşünüyorum. Ana sayfada sadece güncellediğim yazıların yer almasını sağlayacağım.
Aksi bir durum olmadığı sürece bundan böyle bu şekilde karşınıza çıkacağım.









