Av. Ali Kahya'nın şahsi web günlüğü. Geziler, düşünceler, siyaset, hukuk, aklıma ne gelirse 2005'ten bu yana yazıyorum.
16 Ekim 2009
14 Ekim 2009
Rahmet temennisi
19 Eylül 2009
Nazım'dan Bayram Şiiri
Bir yalan kadar gerçek herşey.
Ya da bir yalan kadar hiçbirşey.
Yıllar önce para kazanmak için burdan gidişim.
Ve para dışında herşeyi kaybetmek kadar yalan.
Babamın öldüğü yalan!
Ve senden arda kalan bomboş bir ev kadar yalan.
Yalan, yalan…
Bayram sabahı ailece yapılan sabah kahvaltılarına özlemdi.
Kapıyı çalacak çocuklara bir gün evvelden hazırlanırdı hediye mendiller ve lokumlar.
Mahalle arasına kurulan seyyar lunaparklar, macunlar ve pamuk helvalar.
El öpenlere el öpenlerin çok olsun derdi büyükler.
Ama onların çok olmayacaktı el öpenleri.
Çünkü her geçen bayram biraz daha azalacaktı öpülen eller.
Ve her geçen bayram biraz daha azalacaktı biten dargınlıklar.
Bayram gelmiş kime ne anam garibem diye bir türkü duyulacaktı memleketten.
Ve bayram bile bayram olduğuna pişman olacaktı belki…
Ama yine de o türküyü dinleyerek eriyecekti yollar.
Gurbetten sılaya bir yolculuk değildi bizimkisi.
Bir ömürdü iki şehir arası, bir ömürdü iki ülke hatta iki dünya arası.
Hep bir gün bu hasret bitecek ve herkes köyüne geri dönecek diye süren,
Ama kimsenin hiçbir zaman köyüne dönemediği bir yolculuktu bizimkisi.
Ha bu gece bayram gecesi,
Ha her gece bayram gecesi.
Bu gece bayram gecesi.
Her taraf mavi, pembe, mor…
Bu gece bayram gecesi.
İçim içime sığmıyor.
Görünüyor suyun dibi,
Mahalle, komşular falan…
Her şey bıraktığım gibi.
Babamın öldüğü yalan!
Dilini ve dinini bilmediğimiz sabahlara uyanırım.
Yabancı yüzler görürüm yabancı sokaklarda.
Tanıdık acılar çeker, tanıdık sevdalar ararım.
Buralar hep soğuk, oralar değişmekte sanırım.
Hasret, acı ve sevda iki ülke arası.
Kapıkule’den sonrası düğün, bayram havası.
Yıllardır söyleyip durduğum hep,
Ben gurbette değilim anam, gurbet benim içimde şarkısı.
Düğünler ve bayramlar memlekete taşındı önce.
Sonra taşınmazlar arasına girdiler birer birer.
Ne düğünler ne bayramlar ne çocuklar ne de torunlar taşınır oldu.
Günden güne, yavaş yavaş eridi birgün memlekete dönebilme derdi.
Ve yıllar geçti aradan,
Adamın biri yıllar önce çocukluğunda bırakıp gittiği memlekete geri geldi.
Ama hali garipti.
Dönüp de bulmamak vardı seni.
Buralardan gitmiş olacağın aklımdaki son ihtimaldi.
Son ihtimaldi adresinin değişikliği.
Şaka mıydı, kader miydi?
Neden bomboş evimiz şimdi?
Bu gece bayram gecesi.
Her taraf mavi, pembe, mor…
Bu gece bayram gecesi.
İçim içime sığmıyor.
Görünüyor suyun dibi,
Mahalle, komşular falan…
Nazım Hikmet
1 Eylül 2009
Sinirleniyorum
31 Temmuz 2009
Gelecek demokrasinin...
15 Temmuz 2009
Özür sırası kimde?

14 Temmuz 2009
Denek gazeteci
3 Temmuz 2009
Sivil mi olsun asker mi?

18 Haziran 2009
Taş mı bağlıyoruz yoksa karalar mı..?
Usve-i Hasene’yi okurken birden insanoğlunun bugünkü hali geliyor akla. Obez hastalığının gündemden düşmediği, diyet reçetelerinin elden ele dolaştığı bir dönemde yaşayınca “taş bağlamak” ne ki diye geçiriyor insanoğlu.
İnsanoğlunun en tabii ihtiyaçlarından biridir yemesi. Hatta yaşam derdi, geçim derdi denen şeyin temel hedefi karnını doyurabilmesidir insanın. Ancak sapan hedef ihtiyaç ötesinin varlığını –lüks tüketimleri- gün yüzüne çıkarmıştır.
Nereden geldik buraya; Usve-i Hasene’den. Allah Resulünün uzun süre aç kalması konusundaki bahsi okurken kendisinin ve ashabının uzun süreli aç kaldıklarında karınlarına taş bağladıkları hususu dikkatimi çekti. Dipnotunda acıkınca karna taş bağlamanın, muhtemelen o günkü Araplar arasında yaygın bir adet olduğu belirtilmiş. Taş bağlamanın nasıl bir etkisi olduğunu doğrusu bu zamanda yaşayanların anlayacağını pek tahmin etmiyorum. Hatta bunu okurken bile hangi duygu ve düşünce ile okunduğu konusunda şüphelerim bulunuyor.
Bugünün insanı için karna taş bağlamak yerine açlık(!) halinde karalar bağlamak daha doğru bir davranış türü. Kimse haline şükretmiyor. Aç olan neredeyse yok, açlığı bırakalım, lüks tüketimin derdinde insanlar. Temel sorun ise kanaatsizlik. Hep bir basamak yukarıdakine bakmayı yeğliyor insanoğlu bir basamak aşağıdakine bakmek yerine. Asgari ücretlinin cebinde taşıdığı cep telefonu neredeyse aldığı maaşın iki katı fiyatına satılıyor ama olsun... O yine onu kullanıyor. Bilmiyor ki bu hali ile etrafındakilere caka satmak yerine rezil oluyor.
Şükürsüzlük ve kanaatsizlikten vazgeçildiğinde zengin olacağını bilmeli insaoğlu...
Usve-i Hasene'den ilgili bölüm için lütfen tıklayın.
16 Haziran 2009
Kartzedelere önemli hatırlatma

11 Haziran 2009
Kardeş Türküler

Kardeş Türküler'i duymayan kalmış mıdır? Bir kaç yıl önce yine böyle bir Haziran akşamında Harbiye Açık Havada izlediğim konserinden sonra her sene tekrarlanan etkinliklerine ne kadar katılmak istesem de bir türlü gidemediğim konserlerin bu yıl 10.sunu düzenliyorlarmış. Bu defa Kuruçeşme Arenada düzenlenecek konser 30 Haziran'da.
10 Haziran 2009
Rahmet diliyorum
22 Mayıs 2009
Ahmet Arsan
8 Mayıs 2009
Örnek Cami
17 Nisan 2009
Acaba minareler...?
17 Mart 2009
12 Mart 2009
Farid Farjad
4 Aralık 2008
26 Kasım 2008
CHP'nin çarşaflı açılımı
19 Kasım 2008
Dünya Tuvalet Günü
17 Kasım 2008
İlkel yasaklar/cezalar
25 Ekim 2008
Yasakçılara hayır!
Yazık bu yasakçı zihniyete, yazık bu teknolojiyi anlamayan ve anlamamak için direnen zihniyete...
21 Ekim 2008
Hünkar
11 Ekim 2008
Ekonomik krizin düşündürdükleri

30 Eylül 2008
Bayram mesajları

27 Eylül 2008
Cenaze namazı
16 Eylül 2008
Beş maddede düşüncelerim
- Başbakanın muhalefet boşluğunda bir medya grubunu kendisine muhalif partiymiş gibi görüp muhatap almasını, her hafta yeni bir açıklama yapmasını tasvip etmiyorum.
- Deniz Feneri Derneğinin bir kaç kişi yüzünden yaptığı iyiliklerinin unutulmasına gönlüm razı olmuyor. Fakat buna neden olanların da bu iyilik hareketinin aksamasına neden olan medyanın da o derneğin yardımlarıyla ayakta durabilen insanların ahına dayanabileceklerini pek sanmıyorum.
- Eyüp Camii etrafını iftar vaktinde piknik alanına çeviren insanları ne kadar anlayışla karşılamaya çalışsam da yapamıyorum.
- İftar çadırlarının ilk çıktığı dönemlerdeki işlevini tamamladığını, artık günlerin uzaması ile bunlara ihtiyaç kalmadığını, bunun yerine kumanya dağıtımı gibi daha mantıklı bir yöntemin uygulanmasının doğru olacağını, iftar çadırlarının eğlence merkezlerine dönüştüğünü düşünüyorum.
- Sultan Ahmet Camii ve sair diğer benzer alanları panayır alanına çeviren, içerde teravih kılınırken avluda konser proğramı yapılmasına göz yuman anlayışı da kınıyorum. Ramazan ayının içinde sadece oruç kaldı, gerisi boşaltıldı.
14 Eylül 2008
Özledim
30 Ağustos 2008
Cüzzamlı haşemalılar
Gerçekten de yazı okunduğunda yazarı Balçiçek Pamir taktir ediliyor. Neticede yazar kötü bir şey yazmamış, aksine kendi ifadesi ile; “ait olduğunu hissettiği topluluktan” çok farklı ve hoşgörülü yaklaşmış ve bunu ben de taktir ettim.
Benim asıl konum ise şu; yazıda üç örnek var, Bodrum'da haşemalı 2 bayan (ilk defa gitmişler Bodrum'a), İstanbul Kemerburgaz'da bir site sakininin annesinin başı kapalı olması ve İstanbul Levent'te bir İtalyan restoranına giden bir çift (bayanın başı kapalı).
Haşemalı 2 bayanın Bodrum'da ne işi var diye sorsam eminim şu soru ile karşılaşırım; “ne yani, haşemalıların yaşam hakkı yok mu?” Var, var olmasına var da, kendisine yakışacağı şekilde bir yaşam hakkı var. Yok öyle kafasının estiği yere gitme lüksü. Çarşamba'da mini etekli gezince rahatsız olmuyor musun onu giyen bayandan? Ya da cami ve civarlarında bu kıyafetle dolaşanlar rahatsızlık uyandırmıyor mu? Herkes kendisine yakışanı yapıyor. Jet Fazıl'ı boşuna mı tebrik ettik daha önceki bir yazımızda; artık dünya kadar alternatif tatil önerileri varken kala kala Bodrum mu kaldı gidecek yer? Kaldı ki İslam'da erkekler için olduğu kadar kadınlar için de bakılması haram olan görüntüler vardır. Detayını Ahmet Hakan eminim anlatır ancak şu kadar ki Bodrum'da plajda denize girmek kadın ve erkek tüm Müslümanlar için doğru karşılanmaz ve zaten bundan dolayıdır ki haremlik selamlık plajlar ve havuzlar çıkmıştır ortaya. Haşemalı iki kardeş ya bu durumdan haberdar değillerdir ya da amaçları başkadır diye düşünüyorum ben.
Diğer iki örneği de benzer kıyaslara konu edebiliriz ancak en dikkat çekici olanla yetinelim biz.
Dinin ve dindarlığın bu kadar yozlaştırılmasındaki temel faktörlerin ne olduğunu da sosyologlarla beraber din alimlerimiz inceleyip raporlasınlar, bizden bu kadar...
23 Ağustos 2008
Tatil
Biz esas tatilimizden bir kaç fotoğraf ve video sunalım.
Güneşin arkadan vurduğu yolculukları seviyorum. 4000 km yolculuğu güneşe karşı yapsak Atlas Okyanusuna ulaşırdık sanırım.***
Antakya'nın en eski camisi olarak bilinen Asi nehrinin bitişiğinde yer alan Ulu Cami. Kitabesinde Hicri 1117 tarihinde yapıldığı yazıyor.***
Antakya'nın Uzun Çarşısının kent tarihi kadar eski olduğu söylenir.***
En altta videosunu da izleyeceğiniz Uzun Çarşıdaki bu iş yerinde Hatay'ın meşhur künefesi için ham madde hazırlanıyor.***
Antakya'nın Yasin suresinde bahsedilen kent olduğu söylenir. Hz. İsa'nın iki havarisine işkence eden kentlilerle mücadele eden marangozun makamının da bulunduğu bu camiye Habib-i Neccar Cami denmiştir.***
Yayla kuzusu.***
Çocuklar merkebi o kadar koşturmuşlardıki fotoğrafı zor yetiştirdim gözden kaybolmadan.***
Bu da künefenin ham maddesi kadayıfın hazırlanışını gösteren bir video.
5 Ağustos 2008
Ayakkabı sevdası
Malum, Filipin Kraliçesi Imelda Marcos'un 5000 çift ayakkabısı olduğu söylenir. Bizim derdimiz onun yüzde biri için bile değil.
Ayakkabı için detaylı bilgiye ulaşmak isteyenler linki tıklayabilir.
31 Temmuz 2008
Yeni bir konu istiyoruz

Düşünsenize, canlı yayın araçları Ankara ve İstanbul'da iş olmadığından mesela Erciyes dağına tırmanan 3 profosyonel dağcıdan haber alınamamasından dolayı Kayseri'ye konuşlandıklarını ya da yeşil/çevreci örgütlerin Antalya'da yaptıkları orman yangınlarına yönelik toplantılarını izlemek amacı ile Antalya'ya konuşlandıklarını veya Güneydoğu'daki susuzluktan dolayı tarım alanlarındaki verimsizliği yerinde gözlemleyip kamu oyuna duyurmak için Diyarbakır'a gidildiğini...Düşünmesi bile hafakanlar bastırıyor insana. Böyle bir Türkiye'yi düşünemiyorum bile. İnsanda tansiyon mansiyon kalmaz yahu. Biz yüksek tansiyona alıştık, bundan vazgeçemeyiz. Bu kadar sığ, basit, gerilimsiz haberler bozar bizi. Acilen yeni bir konu... Lütfen!
26 Temmuz 2008
Öcalan da mı masumdu?
20 Temmuz 2008
13 Temmuz 2008
Tatili satın almak
İkinci olarak da kimseye neden tatil için bunca para harcıyorsun diye hesap sorma derdinde olmadığımı da belirteyim.
Neticeye gelelim; son yıllarda Türkiye'de insanlar günlük çalışmalarının belirli bir saatini yaz mevsiminde sahillerde tatil yapabilmek için ayırıyorlar. Asgari ücretin az yukarısında ücretle çalışan hemen herkes aynı dertte. Kredi kartın varsa, patrondan 2 hafta izin de koparabildiysen 12 takside maaşının iki katını verip tatil yaparsın. Bunun anlamı ne? Kış boyu çalışma saatlerinin bir kısmını bu tatil için çalıştın demektir.
Dindar kesim de kendisine sunulan "alternatif" tatil önerilerine bigane kalmadı, hatta Allah o işletmeleri nazardan korusun, diğer tatil merkezlerinden çok daha dolu geçiriyorlar sezonu. Esasında sosyolojik bir incelemeye tabi tutulması gereken bir konu bu, bir paragrafla geçiştirmek zor ancak şunu söyleyebilirim; biriken sermaye ve güç gösterme derdi var bu işin arka planında.
Eskiden tatil anne-babanın ocağına gitmek, büyükleri ziyaret etmek, birkaç gün de olsa köy havasını teneffüs etmekti belki bir çok insan için. Ancak artık devir değişti; anneler günüyle babalar gününde birer hediye sunup onların gönüllerini etmek yetiyor(!) geriye kalan halayı, teyzeyi, dayıyı, amcayı da zaten tanımıyoruz, suç bizim mi, iş-güç, para derdi, ne yapalım? Zaten onları ziyaret etmemek için bahane de çoktur, ne bileyim, mesela belki de bir miras sorunu olmuştur geçmişte... kim bilir? Bahane mi kalmadı?
Bu yazıyı yazdıktan sonra tatile gideceğimi, dükkanı kapatacağımı düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Buradayım.
7 Temmuz 2008
Ergenekon davası rövanştır
Öncelikle bu süreci rövanş olarak görenlerin aslında doğru bir tespitte bulunmakla beraber konuyu Ak Partinin kapatılma davası ile ilişkilendirmelerinde hata yaptıklarını belirtmeliyim. Evet, bu bir rövanştır ama Ak Parti davasının rövanşı değildir; ayrıca rövanş mücadelesini yapan da siyasi iktidar değil bizzat yargıdır. Bu, yıllardır Türkiye’nin kanını emen parazitlerden alınan bir rövanştır. Senelerce mahkemeye dahi çıkarılmadan tutukevlerinde çürümeye bırakılanların rövanşıdır. Ülkenin dört bir yanında uygulanmış yargısız infazların rövanşıdır.
Yazının devamını oku
5 Temmuz 2008
Peki Şeyhülislam ne der?
24 Haziran 2008
20 Haziran 2008
Dünyanın en güzel kızını öpmek isteyen ihtiyar; Jack Nicholson
Yaşadığınız hergünü tekrar yaşamak ister miydiniz? Mesela sabah kalkıyorsunuz ama hergün aynı dakikada. İşinize giderken aynı olaylar, aynı kişiler... Ve artk bu durumu kabullenip etrafınızdaki insanlara az sonra neler yaşanacağını anlatmaya başlıyorsunuz çünkü hayatınızı ezberliyorsunuz. Doğrusu gerçek dışı senaryoları pek tutmam ama gerçekten filmin senaristini çok taktir ettim. Hayal gücü fevkalade yüksek ve izleyiciyi düşündürüyor. Neler düşündürdüğünü anlamak için filmi mutlaka izlemek lazım.
17 Haziran 2008
Teknolojide muhalefet
16 Haziran 2008
12 Haziran 2008
Malezyalı müslüman astronot
İşte ilgili haber;
http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2007/10/071010_malaysian.shtml
6 Haziran 2008
Hukuk darbesi mi?
Bu bir darbedir ama hukuk darbesi değildir.
Türkiye'de hiç bir zaman "hukuk" olmamıştır. Türkiye İstiklal Mahkemelerinden, Kel Alilerden, Yassıadalardan buraya gelmiştir. Bu geleneğin hiç bir yerinde "hukuk" olmamıştır.
600 yıllık bir devleti yıkan İttihat ve Terakki zihniyetinin uzantılarından "hak" ve "hukuk"a uyacaklarını sanarak safdillik edenlerin hatasıdır dünkü sonuç.
1 yıl içerisinde 3 tane ciddi hukuksuzluğa göz yummaya kimsenin hakkı yoktur. Önce 367, sonra vatana ihanetten başka hiç bir sebeple yargılanmamayan Cumhurbaşkanı'nın yargılanması, ardından da anayasanın açık hükmünü ihlal ederek anayasa değişikliğini esastan incelemek... ya da yetkisini genişleterek şekilden incelemek. Her halükarda ortada bu denli açık hukuksuzluk söz konusu iken bu fiillerin bir yaptırımı olmalı.
Söz konusu olan başörütüsünün serbest olup olmaması değildir artık. Tartışılması gereken Anayasa Mahkemesidir.
5 Haziran 2008
Anayasa 153
Bu kesinlikle hukuka ve anayasaya aykırıdır. Anayasanın 153. maddesi aynen "Anayasa Mahkemesi ..... kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez" der. Bunun aksi, kanun koyucunun yerini yargının almasıdır.
Umuyorum ki hiç bir yoruma ihtiyaç bırakmayacak netlikte hak ve hukuk gözetilerek doğru olan karar verilir.
31 Mayıs 2008
Komik spikerler, komik manşetler
Göz göre göre ellerinde hiç bir delil yokken tüm ülkeyi karıştıracak bir iddiayı dile getirip peygambere ve dine hakareti unutturmak ancak böyle olur. Tüm böcekleri kutlamak lazım.
Cuma sabahı işe giderken dinlediğim hemen her radyonun kendilerini "allame" sanan yorumcuları hadiseyi dillerine dolamışlardı. Ellerine geçen fırsatla(!) manevi değerlere etmedik hakaret bırakmıyorlardı. Acaba bir sonraki programlarında dinleyici karşısına nasıl çıkacak bunlar?
Onlara da artık ağabeyleri öğretsin bunu;
29 Mayıs 2008
Dinlenmeyin! Çalışın!
http://video.haberturk.com/Video.aspx?v_ID=36041&k_A=haberturk
28 Mayıs 2008
Telekulak ya da orta kulak
Bugün "dinleniyoruz" feryatlarını dinledik. Dinlenmeyen kim var Allah aşkına? Teknolojinin geldiği son noktada isteyen istediğini istediği şekilde dinleyebiliyor.Bugün feryat edenleri hükümete yakın olduğu söylenen Emniyet dinliyorsa, JİTEM de hükümeti dinliyordur. Ya da bir başka istihbarat örgütü de birilerini dinliyordur. Hatta eminim bazen frekanslar bile karışıyordur.
Dinlenmekten korkmamak lazım ama korkmamak için de doğru olmak gerek. Yanlışların ortaya çıkacağından endişe edenler dinlenmekten dolayı feryad-u figan ediyorlar. Hadise bundan ibaret.
26 Mayıs 2008
Tabii güzellik
18 Mayıs 2008
Şampiyonluk anketi
16 Mayıs 2008
Araç takibi
Komplo teorisyenlerine bir fikir olsun dedim...
Teorisyenler işini yapa dursun, biz araç nasıl takip edilir ya da sıkıştırılır onu izleyelim;







