6 Ağustos 2010

Komplo Teorisi

Bir önceki yazımda komplo teorisinin muhafazakarlara yapıştırılmış bir hastalık olduğunu söyledikten sonra şimdi bu yazıda bir komplo teorisi yazsam ne olur dersiniz? Ama dayanamayacağım ve yazacağım.


Kemal Kılıçdaroğlu CHP'nin yükselen yıldızıydı ve herkes adamcağızda bir cevher var zannediyordu. Deniz Baykal da en yakın çalışma arkadaşlarından biri olan bu zatın esasında kof olduğunu biliyordu. Lakin halkın ve partililerinin de anlaması için "bu adamcağızı geçici bir dönem başa getireyim, hem bu arada dinlenirim, ayrıca referandumda zaten yenileceğiz, bari bu yenilgi de benim üzerimde kalmaz" diye düşünüp küçük bir manevra ile Kılıçdaroğlu'nun önünü açmıştır. Teoriyi biraz daha geliştirirsek; 50 yıllık en yakın dostu Önder Sav ile anlaşarak bu işi yapmıştır ve Önder Sav'a da Kılıçdaroğlu'nun ne olduğunun ortaya çıkarılması için gerekli argümanları sağlamasını tembihlemiştir.

Neden bu teoriyi düşünüyorum?

Dün Balyoz davasına bakacak olan 10. Ağır Ceza Mahkemesinde bir duruşmam vardı. Sabah duruşmasına öğleden sonra girebildim. Haliyle günüm Beşiktaş'taki meşhur adliyenin koridorlarında ve baro odasında geçti. Bir çok meslektaşımla ayak üstü sohbet etme imkanı buldum. Bir çoğu yaşlı ve sol kökenli idi. Fakat Kılıçdaroğlu'ndan hiç memnun olmadıkları gibi, bir kısmı geçici olduğunu, bir kısmı ise Deniz Baykal'ın geri döneceğine kesin gözüyle bakıyordu. Önümüzdeki referanduma ya katılmayacaklarını veya katılıp evet diyeceklerini söylüyorlardı. Bu değişikliklere hayır demek mümkün değil diyorlardı.

Yukarıda yazdığım teori nedense çoğu yaşlı olan meslektaşlarımla yaptığım sohbet sırasında aklıma geldi.

30 Temmuz 2010

Kırılma Anı

Son zamanlarda futbol maçlarına ilişkin yorumları izlerken "maçın kırılma anı" diye bir tabir kullanıldığını sıkça görmeye başladım.Türkiye'de de muhafazakar kesimle solcu-ulusalcı kesim arasında bir kırılma anı varsa o da CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun 27 Nisan e-muhtırasını sonuçtan sebebe varma teorisi ile değerlendirip söz konusu eylemin dönemin Başbakanı ve Genelkurmay Başkanı arasındaki işbirliğinin neticesi olduğunu söylemesidir bence.


Türkiye'nin modern tarihinde muhafazakarlar sürekli bir komplo teorisi üretme merkezi olarak görülmüştür. Her ezilme, itilme halinin arkasında ABD, İsrail, Mossad, derin devlet vs. gibi çeşitli faktörler olduğu düşüncesi dile getirildikçe bu düşünceler ne kadar düzeyli, mantıklı olursa olsun karşı kesimden muhafazakarların komplo teoricisi oldukları söylenir ve bu düşüncelerle dalga geçilirdi.Oysa ilk defa Kılıçdarıoğlu'nun yukarıda bahsi geçen teorisini dile getirmesi ile durum değişmiş ve solcu-ulusalcı kesimin en önde gelen kurumu CHP'nin lideri vasıtası ile komplo teorisyenliği muhafazakarların elinden alınmıştır. Ayrıca yine bu teoriye bağlı olarak mağdur ve mazlum edebiyatını bu kesim yapmaya başlamıştır.

Solcu-ulusalcı kesime şapkalarını önlerine alıp düşünmelerini tavsiye ediyorum.

28 Temmuz 2010

35. Madde

TSK İç Hizmet Kanunun 35. maddesi ile ilgili tartışmalara ben de bir tarafından dalayım diye düşünürken bugün okuduğum bir yazının fikirlerimle örtüştüğünü görmem üzerine yazının linkini paylaşmak istedim.

22 Temmuz 2010

Usandım

Dünyayı kendi haline bıraktım (!)

Ne hali varsa görsün.

Artık evden işe, işten eve giderken 92,5, 102,8 gibi frekansları dinlemek yerine 101,6'yı dinliyorum.

Dünyayı ben kurtaracak değilim ya, 12 Eylül'de giderim oyumu kullanırım, nağmeleri dinlemeye devam ederim.

21 Haziran 2010

Neler oluyor?

Türkiye'de son zamanlarda arka arkaya tatsız vakalar olmaya başladı. Gemi olayından tutun da İran anlaşmasının uluslararası camia tarafından göz ardı edilmesi, bir çok davanın bir çok tutuklusunun göz göre göre tahliyeleri, artan terör olayları... Daha sayamadığımız niceleri...

Peki sebebi nedir?

Bir dostun uyarısı ile dikkatimi çevirdim sebeplerinden biri olabilecek bu fikre; o dostuma göre bu gelişmelerin bir sebebi var ancak sebebin ne olduğunu söylemese de verdiği örnekler açıklayıcı olabilir.

Bilindiği gibi Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve İngiltere 1955 yılında Bağdat Paktını kurdular. Amaç Sovyetler Birliğinin Ortadoğu nüfuzunu azaltmaktı bir bakıma ama diğer taraftan da İslam aleminde bir heyecan uyandırmıştı bu süreç. Ne olduysa 1958 yılında Irak pakttan ayrıldı ve süreç dağılma aşamasına girdi. Neticesinde Adnan Menderes'in başına geleni de sanırım zikretmeye gerek yok.

Ardından 1992 yılında yine heyecan uyandıran Karadeniz Ekonomik İşbirliği kuruldu. Türk dünyası bir araya geliyordu. Ancak ne olduysa işlevselliği düşünüldüğü gibi gitmedi ve Turgut Özal bu projeden çok kısa bir süre sonra hayata gözlerini yumdu.

Ve yıl 1996. Yine heyecan uyandıran bir başka birlikteliğin adımı atıldı söz konusu tarihte. D-8 olarak adlandırılan bu birliktelik gelişen 8 ülkenin bir araya gelmesi ve iş birliği içinde olmalarını öngörüyordu özetle. Ne olduğunu yazmaya bile gerek yok sanırım; fikir babası sayılabilecek Necmettin Erbakan hükumetten el çektirildi ve yerine gelenlerin yaptıkları ilk icraat D-8'in faaliyetlerini askıya almaları oldu.

Yıl 2010, Haziran başları; Türkiye, Suriye, Ürdün ve Lübnan Arasında Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Tesis Edilmesi Hakkında Ortak Siyasi Bildirge yayınlandı. Yine ülke insanlarında heyecan uyandıran bu gelişme henüz taze. Ne olacağını Allah bilir ancak yine bir el sahneye girdi. Ne yapabileceklerini göreceğiz!