20 Ağustos 2010

Avukat oldu nitekim!

Son zamanlarda siyasi ağırlıklı yazılar yazmamın ya da bir başka yönüyle blogun ilk zamanlarındaki konuları yazamamamın elbette çeşitli nedenleri var. Bunların başında şüphesiz o tarihlerde tek yaşıyorken şimdi evli ve 2 çocuk babası olmamdır. Vakit ayırmam gereken kişi ve iş sayısı zamanla artıyor. Bu da haliyle sadece gündeme ilişkin konularda yazabilmeme neden oluyor.

Bir önceki yazıma yorum yapan ziyaretçilerimden gelen tepkileri de göz önünde bulundurarak bu defa farklı bir konuda yazayım dedim ve bir anekdotumu paylaşmak istedim.
Yerel mahkemede kazandığım bir davayı karşı taraf temyiz ederek dosyanın Yargıtay'a gönderilmesini istedi. Ancak bu arada araya giren birileri vasıtası ile anlaşma sağlandı ve vekil sıfatımızla ben ve karşı tarafın avukatı bir araya gelip bir mutabakat imzaladık ve davayı kendi aramızda halletmiş olduk.

Her şey bu noktadan sonra başladı, avukat kimliğini cebinde taşıyan zat dosyanın esasında bu şekilde sonlandırılmış olmasının bizim lehimize olduğunu, zira kendisinin dosyayı Yargıtay'da incelediğini, üye hakimlerden birinin dosyaya küçük notlar iliştirdiğini (gerçekten de hakimlerin genelde yaptıkları bir uygulamadır), bu notlarda kararın bozulması yönünde görüşlerin bulunduğunu gördüğünü belirtti. Bu sözleri karşısında avukat beye sadece şapkamı çıkardım ve ayrıldım. Çünkü dosyanın henüz Yargıtay'a gönderilmediğini, dosyanın yerel mahkemede küçük bir eksikliğin giderilmesini beklediğini söylesem adamcağızın düşeceği duruma acıdım. Hem dosyadan bihaber olacaksın, hem de teferruatlı bir senaryo çizeceksin, üstelik bunu karşındaki meslektaşına - tabir-i avamla - hava atmak için yapacaksın. Ayıp yahu!

15 Ağustos 2010

Fehmi Koru'dan Destek

Komplo Teorisi başlıklı yazıma kimseden bir destek veya yorum gelmese de Fehmi Koru'nun da benzer düşüncelerde olduğunu görünce teorimi yabana atmamam gerektiğine kanaat getirdim.

İşte Fehmi Koru'nun ilgili cümlesi;

"Yürüttüğü kampanyanın söylemi ve seçtiği üslup yüzünden kendisinin 'değişimci' yönü tam anlaşılmadan sahneden çekilmek zorunda kalabilir CHP'nin yeni genel başkanı. Belki kendisini birdenbire genel başkanlık koltuğunda bulmasını sağlayanların amacı da budur: Değişimin CHP'ye fazla bir şey kazandırmayacağını ispatlamak.."

Yazının tamamı için lütfen burayı tıklayın.

6 Ağustos 2010

Komplo Teorisi

Bir önceki yazımda komplo teorisinin muhafazakarlara yapıştırılmış bir hastalık olduğunu söyledikten sonra şimdi bu yazıda bir komplo teorisi yazsam ne olur dersiniz? Ama dayanamayacağım ve yazacağım.


Kemal Kılıçdaroğlu CHP'nin yükselen yıldızıydı ve herkes adamcağızda bir cevher var zannediyordu. Deniz Baykal da en yakın çalışma arkadaşlarından biri olan bu zatın esasında kof olduğunu biliyordu. Lakin halkın ve partililerinin de anlaması için "bu adamcağızı geçici bir dönem başa getireyim, hem bu arada dinlenirim, ayrıca referandumda zaten yenileceğiz, bari bu yenilgi de benim üzerimde kalmaz" diye düşünüp küçük bir manevra ile Kılıçdaroğlu'nun önünü açmıştır. Teoriyi biraz daha geliştirirsek; 50 yıllık en yakın dostu Önder Sav ile anlaşarak bu işi yapmıştır ve Önder Sav'a da Kılıçdaroğlu'nun ne olduğunun ortaya çıkarılması için gerekli argümanları sağlamasını tembihlemiştir.

Neden bu teoriyi düşünüyorum?

Dün Balyoz davasına bakacak olan 10. Ağır Ceza Mahkemesinde bir duruşmam vardı. Sabah duruşmasına öğleden sonra girebildim. Haliyle günüm Beşiktaş'taki meşhur adliyenin koridorlarında ve baro odasında geçti. Bir çok meslektaşımla ayak üstü sohbet etme imkanı buldum. Bir çoğu yaşlı ve sol kökenli idi. Fakat Kılıçdaroğlu'ndan hiç memnun olmadıkları gibi, bir kısmı geçici olduğunu, bir kısmı ise Deniz Baykal'ın geri döneceğine kesin gözüyle bakıyordu. Önümüzdeki referanduma ya katılmayacaklarını veya katılıp evet diyeceklerini söylüyorlardı. Bu değişikliklere hayır demek mümkün değil diyorlardı.

Yukarıda yazdığım teori nedense çoğu yaşlı olan meslektaşlarımla yaptığım sohbet sırasında aklıma geldi.

30 Temmuz 2010

Kırılma Anı

Son zamanlarda futbol maçlarına ilişkin yorumları izlerken "maçın kırılma anı" diye bir tabir kullanıldığını sıkça görmeye başladım.Türkiye'de de muhafazakar kesimle solcu-ulusalcı kesim arasında bir kırılma anı varsa o da CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun 27 Nisan e-muhtırasını sonuçtan sebebe varma teorisi ile değerlendirip söz konusu eylemin dönemin Başbakanı ve Genelkurmay Başkanı arasındaki işbirliğinin neticesi olduğunu söylemesidir bence.


Türkiye'nin modern tarihinde muhafazakarlar sürekli bir komplo teorisi üretme merkezi olarak görülmüştür. Her ezilme, itilme halinin arkasında ABD, İsrail, Mossad, derin devlet vs. gibi çeşitli faktörler olduğu düşüncesi dile getirildikçe bu düşünceler ne kadar düzeyli, mantıklı olursa olsun karşı kesimden muhafazakarların komplo teoricisi oldukları söylenir ve bu düşüncelerle dalga geçilirdi.Oysa ilk defa Kılıçdarıoğlu'nun yukarıda bahsi geçen teorisini dile getirmesi ile durum değişmiş ve solcu-ulusalcı kesimin en önde gelen kurumu CHP'nin lideri vasıtası ile komplo teorisyenliği muhafazakarların elinden alınmıştır. Ayrıca yine bu teoriye bağlı olarak mağdur ve mazlum edebiyatını bu kesim yapmaya başlamıştır.

Solcu-ulusalcı kesime şapkalarını önlerine alıp düşünmelerini tavsiye ediyorum.

28 Temmuz 2010

35. Madde

TSK İç Hizmet Kanunun 35. maddesi ile ilgili tartışmalara ben de bir tarafından dalayım diye düşünürken bugün okuduğum bir yazının fikirlerimle örtüştüğünü görmem üzerine yazının linkini paylaşmak istedim.

22 Temmuz 2010

Usandım

Dünyayı kendi haline bıraktım (!)

Ne hali varsa görsün.

Artık evden işe, işten eve giderken 92,5, 102,8 gibi frekansları dinlemek yerine 101,6'yı dinliyorum.

Dünyayı ben kurtaracak değilim ya, 12 Eylül'de giderim oyumu kullanırım, nağmeleri dinlemeye devam ederim.

21 Haziran 2010

Neler oluyor?

Türkiye'de son zamanlarda arka arkaya tatsız vakalar olmaya başladı. Gemi olayından tutun da İran anlaşmasının uluslararası camia tarafından göz ardı edilmesi, bir çok davanın bir çok tutuklusunun göz göre göre tahliyeleri, artan terör olayları... Daha sayamadığımız niceleri...

Peki sebebi nedir?

Bir dostun uyarısı ile dikkatimi çevirdim sebeplerinden biri olabilecek bu fikre; o dostuma göre bu gelişmelerin bir sebebi var ancak sebebin ne olduğunu söylemese de verdiği örnekler açıklayıcı olabilir.

Bilindiği gibi Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve İngiltere 1955 yılında Bağdat Paktını kurdular. Amaç Sovyetler Birliğinin Ortadoğu nüfuzunu azaltmaktı bir bakıma ama diğer taraftan da İslam aleminde bir heyecan uyandırmıştı bu süreç. Ne olduysa 1958 yılında Irak pakttan ayrıldı ve süreç dağılma aşamasına girdi. Neticesinde Adnan Menderes'in başına geleni de sanırım zikretmeye gerek yok.

Ardından 1992 yılında yine heyecan uyandıran Karadeniz Ekonomik İşbirliği kuruldu. Türk dünyası bir araya geliyordu. Ancak ne olduysa işlevselliği düşünüldüğü gibi gitmedi ve Turgut Özal bu projeden çok kısa bir süre sonra hayata gözlerini yumdu.

Ve yıl 1996. Yine heyecan uyandıran bir başka birlikteliğin adımı atıldı söz konusu tarihte. D-8 olarak adlandırılan bu birliktelik gelişen 8 ülkenin bir araya gelmesi ve iş birliği içinde olmalarını öngörüyordu özetle. Ne olduğunu yazmaya bile gerek yok sanırım; fikir babası sayılabilecek Necmettin Erbakan hükumetten el çektirildi ve yerine gelenlerin yaptıkları ilk icraat D-8'in faaliyetlerini askıya almaları oldu.

Yıl 2010, Haziran başları; Türkiye, Suriye, Ürdün ve Lübnan Arasında Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Tesis Edilmesi Hakkında Ortak Siyasi Bildirge yayınlandı. Yine ülke insanlarında heyecan uyandıran bu gelişme henüz taze. Ne olacağını Allah bilir ancak yine bir el sahneye girdi. Ne yapabileceklerini göreceğiz!

13 Haziran 2010

Apple'a Türk Aşçı

Geçen bir arkadaşımla İphone hakkında konuşurken birden "ben bu telefonu bir türlü beğenemedim" demesi üzerine hayretle "neden" diye sorduğumda "kuru patlıcan dolması yapamıyor" demişti. O sırada aklıma izlediğim bir video gelince "blogumu takipte kal, sana bir video izleteceğim" dedim. İşte o video;



E tabi ne bilsin Apple, bizlerin en az kola kadar kuru patlıcan dolması sevdiğimizi?

10 Haziran 2010

Erken mi?

AYM'nin anayasa değişiklik paketini henüz yürürlüğe girmeden gündemine almış olmasına ilişkin yoruma kalkışmak acelecilik olarak algılanabilir ama sessiz kalmanın da benim kanaatimce haksızlığa taraftar olmak anlamına geleceğinden en azından buradan bir iki cümleyle de olsa kendi yorumumu yapmayı bir görev sayıyorum.

Artık şunu hiç düşünmeden söyleyebiliriz; Türkiye'de "EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ ANAYASA MAHKEMESİNİNDİR"

Ülkemizde eli silah tutmayan hiç bir güç anayasa değişikliği yapmaya muktedir değildir.

Peki sonuç; 411 vekilin onayladığı değişiklikle ilgli AYM'nin verdiği kararda da düşündüğüm ve etrafımdakilerle paylaştığım bir fikrimi buradan da artık paylaşmalıyım; AYM kararları resmi gazetede yayınlanmak üzere başbakanlığa gönderilir. Kanaatimce başbakanlık gelen kararı yok hükmünde sayıp resmi gazetede yayınlamamalı ve varsa iptal edilen maddeler de dahil, paketi şu anki hali ile referanduma götürmelidir. Aynı yöntemi başörtüsü değişikliğinde de yapmalıydı. Ancak orada değişikliğin uygulanmasına yönelik bir sıkıntı yaşanabilirdi ancak burada referandumun dolayısı ile asli kurucu unsurun varlığı uygulanabilirlilikte sıkıntı doğurmayacaktır. Böylece MİLLET EGEMENLİĞİNE SAHİP ÇIKACAK, başkalarına kaptırmayacaktır.

Hükumetten böyle bir siyasi iradeyi bekliyorum.

25 Mayıs 2010

Değişim?

Yaklaşık 2 haftadır CHP'nin kongresi ile yatıp kalktık. Bu hafta sonu yapıldı kongre ve nihayet bir genel başkan seçildi. Parti içinden ve parti dışından sürekli bir "değişim" söylemidir gidiyor. Genel başkanı cilalama söylemlerini takip etmekte güçlük çekiyoruz. Tüm bunları izledikçe ve değişim dedikçe benim aklıma 14 Mayıs 2000 tarihinde yapılan Fazilet Partisinin 1. Olağan Kongresinde Bülent Arınç'ın o meşhur konuşması geliyor. Değişim ve kongre ve tabi ki hitabet böyle olur dedirten işte o konuşmadan bir kesit;

16 Mayıs 2010

Şampiyon Bursaspor

Geçen yıldan bu yana dile getirdiğim bir düşüncem vardı benim; Türkiye'de tüm tabular tek tek yıkılırken Türk futbolundaki 4 büyük tabusunun da yıkılma zamanı geldi diyordum. Sivasspor bu tabunun yıkılması için ön ayak oldu ama sonucu Bursaspor getirdi. Beşiktaşlı biri olarak Bursasporu canı yürekten kutluyorum.

12 Mayıs 2010

Paket onaylandı

Anayasa değişiklik paketi Cumhurbaşkanlığınca Anayasanın 175. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca halkoyuna sunulmak üzere yayımlanması için Başbakanlığa gönderildi.

Diğer taraftan ise ana muhalefet partisi yürütmeyi durdurmak için Anayasa Mahkemesine müracaat edeceğim diyor. Peki neyin yürütmesini durduracak? Öyle ya, yürürlüğün durması için yürürlüğe giren bir hüküm olması lazım değil mi? Oysa yukarıdaki ifadeden anlaşılacağı üzere henüz yürürlüğe giren bir hüküm yok. Dolayısıyla normal bir hukuk bilgisi ile bile böyle bir talebin mahkemece esasa kaydedilmeden reddedilmeyi; hatta böyle bir talep için ret kelimesi bile uygun olmayacağından, yok sayılmayı gerektireceği bilinir.

Ancak "Burası Türkiye" tabiri en azından şimdilik mer'idir. Türkiye her zaman Türkiye kalacaktır ama gelecekte "Burası Türkiye" ile kast edilenden farklı bir Türkiye olacaktır.

7 Mayıs 2010

Fatih Kaya Hoca

Önceki gün akşam namazı için Çorlulu Ali Paşa Camii'ne düştü yolum. Akşam yorgunluğunun da etkisi olsa gerek camiden çıkasım gelmedi. İyi ki çıkmamışım, imam öyle bir güzel Kur'an okudu ki, sadece mest olup dinleyebildim, adeta kendimden geçtim. Uzun zamandır kulağımın böyle güzel bir okuyuşu dinlememesinin de tesiri ile çok mesrur oldum ve hoca okumayı bitirir bitirmez gittim, tebrik ettim ve tanıştım. Meğer 2008 yılının Dünya Kur'an Okuma Birincisi imiş.

Bu güzel Cuma sabahında, buyurun hep birlikte dinleyelim;



Videoyu izleyemeyenler için ilgili link.

(Not: Ne videonun ne de linkin çalışmadığını fark ettim bugün. En güzeli googlea yönlendirmek galiba. Buyurun. - 26.07.2012)

18 Nisan 2010

Anayasa değişikliği

Yaklaşık 2 yıl önce kaleme aldığım bir yazıda Anayasa Mahkemesinin artık tartışılması gerektiğini belirtmişim. HSYK'nın güz kararnamesini çıkaramadığı geçtiğimiz güz aylarından bu yana da HSYK'nın tartışılıyor olmasını memnuniyetle karşıladım. Son iki aydır HSYK başkan vekilinin mesai saatlerini bile artık neredeyse biliyoruz. Adam işe sabah 10'dan önce gitmiyor. Çünkü metruk ve harabe binalarına her gün gazetecileri selamlayarak girmeye başladı. Yaptıkları yanlışlıklar tartışılmalarına sebep oldu. Oysa düne kadar toplumun çok büyük bir kesimi HSYK'nın ne olduğunu ve başkan vekilinin kim olduğunu dahi bilmiyordu.

Kanaatimce iktidar partisi düzenlemeler için gecikti bile. Kamuoyundaki gücünün çok daha fazla olduğu 2007 seçimlerinden hemen sonra veya kapatma davasının akabindeki dönem şimdikinden daha iyi bir sonuç elde edilmesini sağlayabilirdi diye düşünüyorum.

Dün görüştüğüm iktidar partisi mensubu bir milletvekili "biz millet iradesini kullanıyoruz, ortaya bu iradeyi koyduk ve neticesini Allah'a havale ettik, değişiklik kabul edilir ancak edilmezse de biz üzerimize düşeni yapmış oluruz" diyordu. İnşallah millet için hayırlı olur temennisinde bulundum ben de.

Son zamanlarda dikkatimi çeken bir söylem de ana muhalefet partisinin Anayasa Mahkemesi'ne müracaatı için 110 milletvekiline ihtiyacı olduğudur. Bu konuya da bir açıklık getirmek lazım. Anayasada yüksek mahkemeye müracaat edebilecekler açıkça belirtilmiştir, bunlardan biri ana muhalefet partisidir ki bunun milletvekili sayısına bakılmaz, tüzel kişilik olarak müracaat etme hakkı vardır. Bir diğeri de milletvekili sayısının beşte biri olan 110 milletvekilidir. Cumhurbaşkanının da müracaat hakkı vardır ama o konumuz dışıdır. 110 milletvekili şartı ana muhalefet partisi için geçerli değildir.

Asıl değinmek istediğim halkoyuna sunulmadan ya da sunulup onaylanmış anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi denetimine tabi tutulup tutulamayacağıdır ancak bu konu ayrı bir yazı konusu oluşturacağından daha sonra yazmayı düşünüyorum.

26 Mart 2010

Farid Farjad

Şu anda dünya üzerindeki en iyi keman virtüözlerinden biri olarak kabul edilen Farid Farjad’ın ülkemizde de ciddi bir seven grubu bulunuyor. Bu nedenle bana gelen bilgiyi ziyaretçilerimle paylaşmakta fayda gördüm. 31 Mart akşamı başka bir programı olmayan İstanbullu Farjad sevenlerin Türker İnanoğlu Maslak Show Center'da yerlerini ayırmaları gerekiyor.

Detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

24 Mart 2010

Hukuçular(!)

Bir defa daha sessizliğimi bozdurdular bana. Bir önceki yazıma yapılan yorumlardan anlaşıldığı kadarıyla zaten sessiz kalmama ziyaretçiler de razı değillermiş.

Bunlar nasıl hukukçu, anlamıyorum. Hukukçu dediğime bakmayın, yüksek yargının çeşitli kademelerine gelmiş olmak hukukçu olduklarına delalet etmez. Hatta Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir kısmı Hukuk Fakültesi mezunu dahi değillerdir. Olanları da hukuktan nasiplerini alamamışlar.

Efendim hazırlanan anayasa değişiklik taslağı anayasaya aykırıymış. Bunların adaletsizlik, hukuksuzluk, kanunsuzluk genlerine işlemiş. Anayasa değiştiriyorsunuz, elbette mevcut anayasaya aykırı olacak taslak. Anayasa Mahkemesi üye sayısı mevcut anayasada 11 iken bunu tutup 21 yaparsanız bu elbette mevcut anayasaya aykırıdır.

Herkesin kendine göre bir hukuk anlayışının olduğu bir memlekette yaşıyoruz. Normal karşılayacağız.

19 Şubat 2010

Protesto

Son "siyasi" gelişmelerin karşısında ne yapılmalı, edilmeli diye düşünülüyor ya;

Benim kanaatim şu; Erzurum'a özel yetkili savcı sıfatı ile atanan savcıların "HSYK cenderesi altında görev yapmamız mümkün değil, bu görevi kabul etmiyoruz" diyerek adam gibi savcı olduklarını göstermeleri...

Hatta daha ötesi, yargıda toplu istifalar... Neden olmasın?

17 Şubat 2010

Hukukçular devleti

Zamanında yazmıştım, Türkiye bırakın hukuk devleti olabilmeyi, kanun devleti bile olmayı becerememiştir. HSYK'nın bugün almış olduğu karar bu iddiamın en büyük delilidir. Kanunda bile yer almayan bir işlemi hukukla bağdaştırmak mümkün değildir.

En son okuduğum bir haber Erzincan Cumhuriyet Başsavcısının tutukluluk haline itirazın mahkemece oy birliği ile reddedildiğini yazıyordu. Şu halde HSYK bir adım daha atmalı ve yarın ilk iş acilen toplanıp söz konusu mahkemenin üyelerinin yetkilerini elinden almalı ve kendi istedikleri kişileri o mahkemeye atamalıdır.

Türkiye sivil vesayet altına giriyor filan diyenler bakalım bu son gelişmeye ne diyecekler?

20 Ocak 2010

Rol değilse felaket!

Hürriyet Video'larını izlemek için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!

http://webtv.hurriyet.com.tr/default.aspx?cid=1&vid=329&hid=12590862

2 Ocak 2010

Blog için 2009

Blogumla yakından ilgilendiğim dönemlerde ziyaretçi eğilimlerini takip açısından Google Analytics hizmetinden faydalanıyordum. Sene başı olunca insanoğlu hali ile geçmişini merak edip geleceğe yönelik yeni düşünceler oluşturur ya kafasında, bu merakların içerisine "acaba blogum ne alemde" sorusu da girince hesabıma girip kontrol ettim. Neticesini de ziyaretçilerimle paylaşmak istedim.

Elbette en büyük ziyaretçi kaynağım Google. Toplam 8665 ziyaretçi göndermiş.
Ardından sevgilinindiyarindan.blogspot.com 254 adet ziyaretçi göndermiş.
emircan.blogspot.com 109 ziyaretçi,
mizrak.web.tr 64 ziyaretçi,
cenkburada.blogspot.com 17 ziyaretçi,
gulcinistan.blogspot.com 13 ziyaretçi göndermişler.

Burada dkkat çekmek istediğim bir konu var; cenkburada bogunun
performansı önemli çünkü sözkonusu blogun geçmişi bir ay bile değil.

Google'da en çok "dön gel duası" aranarak bloguma ziyaret gelmiş.
Ardından "zekatmatik" "ali kahya" ve "akşam ezanı" en çok aranıp
bloguma yönelmelerine sebep olmuş ziyaretçilerin.

2009 yılında blogumu toplam 10.587 kişi ziyaret etmiş.

Blogumun 2010 performansını merak edenler gelecek yılı beklesinler...