27 Haziran 2012

Kül Suyu

Önce bir itirafta bulunayım, kadın bloglarına, daha doğru bir ifade ile hobi bloglarına hep hayran olmuşumdur. Sebebi ise basit; aralarında müthiş bir bağ var. Biri diğerinin bloguna yorum yazıyor, diğeri öbürünü mimliyor, takipçi listeleri bir hayli kabarık oluyor, filan.

Biz burada hükumet kurup hükumet indiriyoruz ama en ufak bir hareket gözlemek bile zor.

Bu yüzden bu defa konuyu değiştiriyorum. Konumuz kül suyu ile temizlik. Gözlerimle görmesem inanmaz ve asla paylaşmazdım ama gördüğüm şeye gerçekten inanamadım. Geçenlerde eşim temin ettiği külün suyu ile çoçukların çamaşırlarını yıkadı. Normal şartlarda çamaşırların yıkanması ilgi alanıma girmiyor ancak bu defa sonucu merakla bekledim. Çamaşırlar çocuklara ait olunca haliyle bir hayli lekeliydiler. Nitekim beklediğim sonuç çıkmıştı; lekeler olduğu gibi duruyordu. Eşim operasyonun henüz bitmediğini söyleyince "modern ürünlerle mi?" diye sordum fakat o sadece çamaşırı güneşe serdi. 2 saat sonra lekelerden eser kalmadığını gördüğümde inanmak istemedim ama gerçek ortadaydı. Adeta bir sihir gibiydi.

Temizlik firmaları bu yazdıklarımı duysa belki bir gün trafik kazasında yaşamımı yitirdiğimi bile duyabilirsiniz. Evet, gerçekten o kadar yani... Gerçi yine fırıncılar da yazdıklarımı duysa Fırıncılar Odasına başkan yapabilirler. Çünkü bu iş yaygınlaşsa çöpe giden tonlarca kül para etmeye başlayacak.

Peki bu bilgilere nereden ulaşmış eşim? İmece Evi adlı blogdan edinmiş bilgileri. Ben de takibe aldım derhal. Sizler de beni unutmadan o blogu da takip edebilirsiniz.

22 Haziran 2012

ÇOGEMED

ÇOGEMED yani Çocuk Gelişimi ve Montessori Eğitim Derneği.

Adından da anlaşılacağı üzere derneğin esas amacı Montessori Eğitim Modelini tanıtmak ve uygulamaya yönelik çalışmalarda bulunmak. Yaklaşık 5 yıldır adını sıklıkla duymaya başladığımız uzman pedagog Adem Güneş'in Anadolu Pedagojisi diye adlandırdığı projesinin temel kaynaklarından birini oluşturması bakımından Montessori Eğitimi gerçekten önemli. Kanaatimce Montessori Eğitimi Anadolu Pedagojisi ile harmanlandığında bizler için bir anlam ifade ediyor.


Derneğin birbirinden değerli üyeleri ve destekçileri de bulunuyor.

Ayrıca İstanbul Bahçelievler'de yanılmıyorsam 7 pilot okulda Montessori Eğitim modeli uygulanacak 2012-2013 eğitim-öğretim yılında. Buna dair bir başka haberin linkini de paylaşıyorum.

Montessori kimdir, eğitim modeli nedir, Anadolu pedagojisi nedir gibi sorulara cevap açısından derneğin sayfasını takibe almanızı ve incelemenizi öneririm.

18 Haziran 2012

Hayvanlık Ölmemiş

İnsanlık ölmüş denir ama hayvanlık gerçekten ölmemiş.

6 Haziran 2012

Haberler Gerekli mi?

Hatırlanırsa bir kaç ay önce İsviçre'de bir otobüsün kaza geçirmesi sonucu çoğu çocuk 28 kişi ölmüştü. İşte o hadise aklıma paylaşmak istediğim bazı düşünceler getirmişti ama yazmak ancak şimdi nasip oluyor.

Öncelikle; bu tür kazaların aslında sadece bize mahsus olmadığını, insanoğlunun yaşadığı her yerde meydana gelebileceğini hatırlattı bana bu kaza. Zira aynı kaza bizde olsaydı bir an bizim medyanın bu hadiseye yaklaşımını "galiba zihniyetlerin geri kalmışlığının tüm örneklerini yansıtan cümlelerle kurulu metinler ortaya çıkarırdı bizim gazetelerimiz" diye düşündüm.

Fakat bahsettiğim bu kazanın hemen öncesinde bir inşaat alanındaki çadır yangınında 11 işçinin vefatında da düşündüğüm bir şey vardı ki; aslında paylaşmayı istediğim husus da o idi; bu tür ölüm haberleri, ve sair olumsuz tüm haberler toplum ve ferd vicdanını olumsuz biçimde derinden etkiliyor. Mesela 100 yıl önce yaşayan insanlar bu tür hadiselerin sadece kendi etrafındakilerden haberdar oluyorlardı ve muhtemelen bundan dolayı daha rahat bir psikolojiye sahiptiler. Ve yine aynı sebepten bu hadiselere karşı da daha duyarlı idiler.

Oysa şimdi 1 saat önce İsviçre'de meydana gelen kazayı hepimiz duyuyoruz. Bu hem olaylar karşısındaki duyarlılığımızı zedeliyor hem de pozitif enerjimizin eksilmesine neden oluyor.

Kaldı ki haberciliğin temel ilkelerinden birinin "köpeği ısıran insanın haber değeri taşıdığı" düşünülürse esasen haberlerin genel olarak ne faydası var diye de ayrıca düşünmek lazım.

Bununla beraber mevcut vaziyetin önüne geçmek mümkün değil.

1 Haziran 2012

Camia/Hizmet ve Cemaatler

Önce Ekrem Dumanlı'nın kendilerini "camia", daha sonra bir başkasının da "hizmet" olarak tanımlaması esasen bana sakıncalı ifadeler olarak görünmüştü. Çünkü, toplumdan kendilerine camia denilmesi istenirken sunulan gerekçeler diğer cemaatleri farklı bir konuma oturtma ve ötekileştirme manalarını da ihtiva ediyordu. Hizmet ise sadece bir gruba mal edilemeyecek kadar önemli bir isimdi ve bunu sahiplenmek "sadece biz hizmet ediyoruz" anlamına geliyordu.

Tüm bu yaklaşımlar sonrasında ve sanıyorum biraz da MİT-Emniyet çekişmesinin de getirdiği son hassas dengelerin ayarındaki oynamaların akabinde ne yazık ki camia/hizmet ile cemaatler arasında anlaşılmaz bir çatışma meydana geldi. Hatta bu çatışma ortamına sebep olarak bir de Risale-i Nur eserlerinin sadeleştirilme çalışmalarını da ekleyebiliriz.

Şüphesiz bu durum ne camia/hizmet için ne de diğer cemaatler için istenilen bir durum olmamakla beraber ne yazık ki her iki taraf da fütursuzca saldırılara devam ediyor.

Bir tarafın vehmi veya gerçek bir güç elde ettiği aşikar fakat bu gücün istismarı, verdiği sarhoşluk duygusu ve kendileri haricindekileri küçümseyip hatta hain diye yaftalamak en başında camia/hizmet'in çıkış noktası olan diyalog ve hoşgörü manalarına ters düşmektedir. Özellikle eğer halen kendileri için en önemli kaynaklardan biri olarak görülüyor ise Risale-i Nur eserlerinden uhuvvet bahsini tekrar be tekrar okumalarını tavsiye ediyorum.

Diğer cemaatlerin de dünyevileşme sürecine girme tehlikesinin farkına vararak derhal asıl amaçlarına yönelmeleri, cemaat/hizmet olgusuna karşı duruşlarını kontrol ederek gereken hoşgörü ve diyalogu onlardan esirgememelerini ve iki kahramanın kavgasında küçük bir çocuğun iki kahramanı da alt edebileceği gerçeğini unutmadan kendilerine çeki düzen vermeleri gerektiği kanaatindeyim.

Son olarak "Arap Baharı"nın mimarı olarak görülen sosyal medyanın aslında yukarıda belirttiğim çatışmaya da kaynak olduğunu gözlemlediğimi belirtmek isterim. Zira mobilize olunan bu dönemde anlık duygu ve düşüncelerin çok da önü-arkası düşünülmeden anında paylaşılması bir anda bir çığa dönüşme potansiyeli taşıdığı gerçeği göz ardı ediliyor.

Kusuru ve problemleri başka yerlerde aramak derdinde değilim. Fakat dış etkenlerin de varlığını unutmamak kaydı ile esas kusurun ve problemin bizde olduğunu düşünerek bu, sonu hayırlı durmayan gidişe dur demeliyiz.